Üstçene, iki maksiller kemik (elmacık kemikleri), altçene ise, akçene kemiğinden oluşur. Her çenede 16 devamlı diş vardır ve üstçenede bulunan dişler, altçenedekilerin hafif üstüne taşarlar. Üstçene sabittir, fakat altçene kemiği kulağın hemen önünde, şakak kemiğiyle eklemleşir. Elinizi kulağınızın hemen önüne koyup, altçenenizi oynattığınız takdirde, altçene başının ileri-geri hareket ettiğini anlarsınız. Altçene başının, bu basit eklem hareketi dışında, çeneyi iki yana oynatma (ve böylece, dişlere ezme görevini yaptırabilme) yeteneği vardır. Altçenede etkili olan kaslar, iki şakak kası ile kanatsı ve çiğneme kaslarıdır. Şakak kaslarının, çene sıkı kapatıldığı zaman, şakaklarda sertleşmesi duyulur. Kanatsı ve çiğneme kasları da çenenin açılıp kapanmasına ve altçenenin iki yana oynamasına yardım ederler. Diğer birkaç zayıf kas da, yerçekimi yardımıyla, altçenenin aşağı düşmesini sağlar. Altçene başı ile şakak kemiği arasındaki eklemde bulunan bir kıkırdak disk, bu eklemin hareketini kolaylaştırır, fakat bu kıkırdağın yerinden oynaması da çenenin yerinden çıkmasına neden olur. Çene çıkıkları daima öne doğru olduğundan, bunu düzeltmek için hastanın önünde durmalı ve başparmakları arka dişler üzerine, diğer parmakları da çene ucunun altına yerleştirmelidir. Bu durumda, başparmaklar aşağı doğru, diğer parmaklar da yukarı doğru bastırılırsa, kasların, altçene başını, yuvasının içine çekmelerine yardım edilmiş ve çenenin yerine oturması sağlanmış olur. Kırık bir altçene vakasında ilk önlem, çene altından başın üstüne geçen bir bandajla, altçeneye destek sağlamaktır. Kırık altçeneyi tedavi için, üst ve altçenedeki dişler, birbirine telle bağlanır.
Yazar: yonca
-
ÇAVDAR MAHMUZU
Clavi-ceps purpurea (çavdar mahmuzu) adlı mantardır. Bu mantar, yenebilen çavdar olan secale ceveale’yi istila etmektedir ve geçmişte, başlıca besinleri çavdar ekmeği olan topluluklarda, bu mantarla enfekte olmuş çavdardan yapılmış ekmekle kişilerin zehirlenmesine sık rastlanmaktaydı. Kol ve bacaklarda, dayanılmaz yakıcı ağrılar duyulur. Organlar siyahlaşıp kangrenleşerek sonuçta gövdeden kopar. Buna göre iki tip çavdar mahmuzu zehirlenmesinden birine, “kan-grenöz”, diğerine de “konvülsif” denmektedir. Konvülsif şekilde, deri kaşınmakta, karıncalanmakta ve hastada çırpınmalar belirmekte, sonuçta hasta, kör olabilmekte ya da çıldırmaktadır.
XIX. yüzyılda, çavdarın daha bakımlı olmasından ve çavdar ekmeğine karşı rağbetin azalmasından ötürü, ergotizm’e eskisi kadar sık rastlanılmaz olmuş ve çavdar mahmuzu, üzç olarak tıpta değerlendirilmiştir. Başlangıçta, bu madde, rahim kasılmalarını uyarıcı olarak kullanılmış —ergot’un bu etkisi yıllarca öncesinden beri ebelerce bilinmekteydi— ve bundan ötürü, özellikle doğum sonrası, plasentanın çıkarılması ve kanamaların durdurulması için başvurulan başlıca ilaç olmuştur. İlim adamları, bumantarın yapısını araştırıp, ancak bir alkali ile birleştiğinde aktif olan liserjik asit temeline dayanan birçok kuvvetli alkaloid olduğunu anlamışlardır. Ergot türevi olup da tıpta kullanılan alkaloid-ler, ergometrine, ergotoxine ve ergota-mine’dir. Ergotamine, kadın-doğum alanında, başlıca, doğum sonrası, plasenta’ nın atılmasına ve kanamaların durdurulmasına yardım amacıyla, ağızdan veya enjeksiyon şeklinde kullanılır. (Methergine). Ayrıca, migren tedavisinde de etkili olan ergotamine, yüksek dozlarda, kan-grenöz tipte ergotizm belirtilerine yol açar. Bir liserjik asit türevi olan met-hysergide de, migren tedavisinde kullanılır. Bu ilaç, kangren yapmaz ama, periton arkasında, içine üreterleri de alan bir bağdokunun oluşmasına yol açabilir .ve yine bu ilacın oluşturduğu diğer bölgelerdeki (örneğin, akciğerlerdeki) fib-rozis, habis bir tümörü andırabilir. 1943 yılında, liserjik asit türevlerinin rahim üzerindeki etkileri incelenirken, bir araştırıcı, yanlışlıkla çok az bir miktar liserjik asit dietilamid’i (lysergic acid diethylamide) ağızdan almış ve hayaller görmeye başlamıştır. Bu tecrübeden sonra, ergot’un bu türevinin en etkili ilaç olduğu saptanmıştır. Bu ilacın vücut ağırlığının kilosu başına alman 1 mikro-gramı etkili olabilmektedir. -
KAN NAKLİ NASIL YAPILIR ?
(Cross -mate). Transfüzyondan (kan nakli) önce, verici kanın kan verilecek hastanın kan grubuna uyduğunun saptanmasıdır, bkz. Kan Grupları
Kan nakli, “verici” dediğimiz bir insanın kanını “alıcı” dediğimiz insanın toplar damarına nakletmektir.Çok kan kaybettiği için kanı azalan, ya da kanındaki alyuvarlar çok azalmış olan bir insana, başka bir insanın kanı nakledilir.Kan bankaları ya da kan merkezleri fazla kanı soğuk bir yerde gerekli şartlar altında muhafaza ederler. Kanın yerini hiçbir şey tutmaz, çünkü henüz suni kan yapılamıyor.
Kan nakli son derece acil durumlarda ve eş gruptan kan bulunmadığı takdirde genel verici bir kimseden, genel alıcı bir kimseye kan nakli yapılabilir. Bu nakil alıcıda, ileride yapılacak bir nakil sırasında tehlike yaratabilecek antikorlar meydana getirebilir.
-
CÜZZAMIN BELİRTİLERİ
Cüzzamın başlıca iki tipi vardır: a) Nodüler veya lepromatöz ve b) Nöral veya tüberküloid.
(a) tipinde, tekrarlayan ateş krizleriyle birlikte, yüzde kırmızımtırak şişkinlikler görülür. Bu şişkinlikler zamanla sertleşir, sancılı olur ve yayılıp birbirleriyle birleşerek, dokunmaya karşı duyarsız alanlar oluşturur. Kulaklar, yüz, burun içi, önkollar, apış aralan, şişkinliklerin görüldüğü bölgelerdir ve hastalığın ileri evrelerinde yüzde “aslanı andırır” bir görünüm belirir, yani, yüz şiş ve yuvarlaktır, gözler çevrenin şişmiş olması yanında çökük görünür, burun yassılaşmıştır. Dil, gırtlak ve yutakta yaralar belirir ve bu yaraların iyileşmesi sonucu, yerlerinde şiddetli kabuklaşma ve şekil bozukluğu görülür.
(b) tipinde, önce sinirler hastalanır; vücutta ve kalçalarda büyük atrofik alanlar belirir. Bu alanlar, zamanla soluklaşır ve duygusuzlasın Bu duygu yitiminden ötürü, yaralar çürümeler ve sonunda el ve ayak parmaklarına kangrenler görülür.
Tedavi: Hastalık fazla bulaşıcı olmadığından, hastanın ayrılması çok gerekli değildir. Hastalığın eski çağlarda yarattığı büyük korkunun nedeni, hastalığın çok uzun sürmesi, kolay tanınması ve hastada büyük şekil bozukluklarına yol açmasıdır. Dokuların dökülmesi ve yerinin değişik renkli deri örtüsü ile kaplanması, cüzzamlı hastalara korkunç bir görünüş vermektedir. Çok sık dokunmaktan kaçımldığı takdirde, bir cüzzamhlar bölgesinde dahi, hastalığa yakalanma tehlikesi çok azdır. Buna rağmen, hastalık kontrol altına alınana kadar, cüzzamlı bir ailenin sağlıklı çocuklarını ayırmakta yarar vardır.
En fazla kullanılan ilaç, dapson’dm. Bu ilaç, başlangıçta 25 mg.’hk dozlar halinde, haftada iki kere verilmekte, 2 hafta sonra doz 50 mg. yapılmakta, 4 hafta sonra doz 75 mg.’a çıkarılmakta ve 6 hafta sonraki doz da 100 mg. olarak ayarlanmaktadır. Tedavinin yıllarca sürmesi ve dozajın, yavaş yavaş haftada 2 kere 300 mg.’a çıkarılması gereklidir. -

Cushing Sendromu
Cushing hastalığına benzer klinik belirtiler verir. Ancak burada neden, böbreküstü bezinin bizzat kendisinde bulunan bir tümör ya da hiperplazidir. 1932 yılında Harvey Williams Cushing tarafından ilk kez tanısı konmuş olan hastalık, kortizon hormonunun olağanın üstünde bir düzeyde olması ile ortaya çıkan belirtilerdir.
Belirtileri Nelerdir?
Her hastada farklı belirtiler gösteren Cushing Sendromu, kilo artması, obezite, hipertansiyon, kan şekeri yükselmesi, ruhsal bozukluklar gibi belirtiler gösterebilir. Hasta aynı zamanda halsizlik ve yorgunluk hisseder, asla merdiven çıkamaz. Günlük işleri yaparken bile zorlanan hastalar çömeldikleri yerden kalkamazlar ve kasları güçsüzleşir. Adet düzensizliği, adet kesilmesi, tüylenme, kalp hastalıkları da ortaya çıkar.
Tedavi Yöntemleri Nelerdir?
Genellikle aşırı kortizol üreten böbrek üstü bezleri ameliyatla alınmaktadır. Cushing sendromu her yaşta ortaya çıkabilen, özellikle de kadınları daha çok etkileyen bir hastalıktır. Ayrıca hipofiz bezinde oluşan bir tümöre bağlı olarak da hastalık ortaya çıkabilmektedir.
Hastalıkla birlikte sırtta hemen ensenin altında bir yağ topağı oluşmaktadır. Yüzde kızarıklık ve yuvarlaklaşma ile birlikte karın, kalçalar ve koltuk altlarında mor renkli geniş deri çatlakları ortaya çıkmaktadır. Eklem iltihapları ve romatizmal hastalıklar için kullanılan kortizol ilaçları da böbreğin fazlaca ürettiği kortizolla birleşerek Cushing Sendromuna neden olmaktadır. hayati riski bulunan hastalığın yarattığı problemler oldukça ciddidir. Kilo almanın yanında baş ve sırt ağrısında da artma ile başlayan hastalıkta karın bölgesinde ve göğüslerde de çatlaklar oluşmaktadır. Kesin tanı konulabilmesi için bazı testler yapılması gereklidir. İdrarda kortizol seviyesinin ölçülmesi ve kan testleri yapılmalıdır. -

Cross-Match
Çapraz Karşılaştırma. Cross-Match halk dilinde, kan naklinde kanların uyuşmasının test edilmesi anlamına gelir. Kanların uyuşması halinde kan nakli veya çeşitli kan ürünleri (ör. alyuvarlar) nakli yapmak mümkün olur.
Kan Nakli İçin Hangi Şartlar Sağlanmalıdır?
Kan nakli, bir sebeple meydana gelen kanamalar sonucunda bir kişinin kan eksikliği yaşaması, bir hastalık neticesinde kan takviyesine ihtiyaç duyulması veya kanın içerisindeki maddelerden birinin eksikliğinin hissedilmesi sonucundan gerçekleştirilir.
Peki, kan nakli yapmak için neler yapılmalıdır?
Öncelikle major kan grubu uyumunun gerçekleştirilmesi şarttır. Yani kan verecek kişi ile kan alacak kişinin major kan grubu (a, b, ab, 0) birbiriyle uyumlu olmalıdır. Ancak bu uyum tek başına yeterli değildir. Halk arasında birbirine uyan kanların sorun yarattığı pek bilinmez. Ancak kanlar uyumlu olduğunda dahi bazen sorunlar çıkabilmektedir. İşte sırf bunun için Cross-Match testi şarttır.
Öncelikle alıcının ve vericinin kan grupları testi yapılır ve uyumlu kanlar arasında Cross-Match yapılır. Birbirine uymayan kanlar arasında Cross-Match yapmanın bir anlamı yoktur. Test aslında oldukça basittir. Alıcının kanından bir damla ile vericinin kanından bir damla mikroskop camı üzerine damlatılarak karıştırılır ve mikroskopla karışımın sonucu izlenir. Normal şartlarda iki uyumlu kanın birbiriyle karıştığında pıhtılaşmaması veya erime reaksiyonu göstermemesi gerekir. Ancak bazı durumlarda, subgrup uyuşmazlığı denen bir nedenle, kanlar uyumlu görünse de pıhtılaşma gerçekleşir. Bu durumda kan alışverişi imkânsızdır. Çünkü vericinin kanıyla alıcının kanı vücutta birleşince ölümcül bir sonuç ortaya çıkar. Cross-Match neticesinde kanlar uyumlu ise alışveriş yapılabilir.
-
Crohn Hastalığı
Genç erişkinlerde daha çok görülen bir barsak hastalığıdır. Nekroz, yara oluşumu, iltihab gibi olayların cereyan ettiği barsak bölümüyle sağlam barsak bölümü arasında genellikle kesin bir sınır vardır. İki hastalıklı bölge arasında sağlam bir kısım yer alabilir.
Crohn Hastalığı Nedir?
Crohn hastalığı ince ve kalın bağırsak başta olmak üzere mide ve yemek borusu. İnce ve kalın bağırsak, anüs bölgesi gibi vücutta önemli bölümleri etkisi altına alan sistemik olan bir hastalıktır. Aynı anda vücuttaki birkaç bölümü etkileyebileceği gibi etkili olduğu yerlerde ülser veya kalınlaşmalar görülür. Kalınlaşma olan yerlerde ise daralmalar görülür. Anüs bölgesinde ise iltihap akan yerler, çatlaklar görülür. Bu hastalık çoğu zaman bir kanser olarak algılansa da kanser hastalığı değil fakat tedavi altına alınmazsa kansere yol açabilecek bir hastalık olarak görülebilir.
Görülme Sıklığı Nedir, Nerelerde Görülür?
Bulaşıcı bir hastalık olmamakla birlikte daha çok kuzey ülkelerinde, Orta Avrupa’da daha çok görülmektedir. Asya, Afrika, Birleşik Devletler de ise daha nadir görülür. Her yıl yüz bin kişiden beş ila yedisi bu hastalığa yakalanırken insan yaşamının her döneminden çocukluktan yaşlılığa kadar her dönemde bu hastalığa yakalanmak mümkündür. Bu hastalık kadınlara oranla erkeklerde daha sık görülmektedir.
Hastalığın Nedenleri?
Crohn hastalığının nedenleri hala tam olarak bilinmemekle birlikte bir takım virüs ve bakterilerin genetik veya çevresel faktörlerinde etkisiyle bu hastalığa neden olduğu tahmin edilmektedir. Crohn hastalığı, bu hastalığa yakalananların çocuklarında da görülecek diye bir şey olmamakla birlikte bu hastalığa yakalanan kişilerin birinci dereceden akrabaların bu hastalığa yakalanma olasılığı biraz daha fazladır. Bu hastalık çocuk sahibi olmaya da engel değildir.
-
KRONİK ZEHİRLENME
Endüstride, inorganik ve organik cıva bileşimleriyle uğraşanlarda rastlanan bir tür zehirlenmedir. Belirtileri:
1. inorganik cıva bileşimleriyle zehirlenme: Hasta, kilo kaybeder, dişetleri iltihabı belirdiğinden, .nefesi kötü kokar, halsizlik, titreklik görülür ve böbrek yetmezliği belirtileri ortaya çıkabilir. Hastada tükürük miktarı çok fazlalaşabilir.
2. Organik cıva bileşimleriyle zehirlenme: Başlıca etkilenen sistem, merkez sinir sistemidir. Hastanın görme yeteneği bozulur, hareketleri kabalaşır ve dengesini kaybeder. Hastanın konuşması da bozulmuştur.
Tedavi: Hasta, cıvalı ortamdan ayrılmalı, bol sivili iyi bir diyet uygulanmalı ve genel sağlık durumu sıkı kontrolde bulundurulmalıdır. Gereken şekilde diş tedavisi yapılmalı, fazla tükürük salgılanmasına karşı da belladonna karışımları verilmelidir. Kronik zehirlenme belirtileri uzun süre kalabilir, hattâ organik bileşimlerle olan zehirlenmede durum hiç iyileşmeyebilir. Dimercaprol, sodium calcium edetate ve penicillamine, vücutta birikmiş cıvanın atılmasına yardımcı ilaçlardır, bkz. Pembe Hastalık. -
Cerebrum
Beyin anlamına gelir. Beyin, sinir sisteminin en önemli parçası, vücudun idare merkezidir. Beyni vücuda direktifler gönderen, vücudu yöneten, her türlü öğrenmenin kaydedildiği bir bilgisayar gibi de düşünebiliriz. Belki de dünyanın en dayanıksız ve korunmaya muhtaç bilgisayarıdır. Bundan dolayı da kafatası ile muhafaza olunur.
Peki, her canlıda beyin mevcutsa insanı hayvanlardan ayıran özellik nedir?
Öncelikle insan beyni, vücut ağırlığına ve hacmine oranla hayvanlarda olduğundan çok daha büyüktür. Beyin insanda vücut ağırlığının 1/12’si kadarken; hayvanlarda bu oran oldukça geridedir. Ayrıca beynin kullanım yüzdesi de insanda, yunus balıkları hariç, bilinen tüm hayvanlardan daha fazladır. Hal böyle olunca da tüm dünyaya, hatta evrene hükmetme aklı ve yeteneği insanda bulunmaktadır.
Beynin Bölümleri
Beynin bölümleri denince ilk akla gelen bölüm cerebrumdur. Çünkü cerebrum beynin ana bölümünü oluşturur. Aslında beyin denince hepimizin aklında canlanan şekil, cerebrumun şeklidir. İki yarımküreden oluşan cerebrum, yarımkürelerde de çeşitli bölümlere ayrılır. Her bölümün kendine özgü görevleri bulunmaktadır.
Cerebrumun içe doğru katmanlarına baktığınızda iki rengin hâkim olduğunu görürsünüz. Bunlardan boz renk kabuk kısmının rengi; ak renk ise beynin iç bölgelerinin rengidir. Beyin kabuğu da denilen boz kısım cerebrumun iç muhafazası görevini de yerine getirmektedir. 6 tabakadan oluşan bu kabuk, sinir hücreleri, sinir lifleri ve destek dokularından oluşmaktadır.
Her yönüyle bir mucize olan beynin anladığımız taraflarının yanında, henüz keşfedemediğimiz kim bilir kaç özelliği bulunmaktadır?
-
Candida
Candida (kandida) nedir?
Candida albicans, sağlıklı kişilerde, normal olarak ağız içinde bulunan bir mantardır. İyi beslenmemiş çocuklarda, ihtiyarlarda ve uzun süre antibiyotik kullananlarda bu mantar, pamukçuk adı verilen bir hastalık oluşturur. Tedavi için, ağızda eriyen bir madde olan nystatin eskiden sık olarak kullanılır. Candida, kadınlarda, vulva ve vaginada da hastalık meydana getirebilir. Bu hastalığın belirtileri, kaşıntı ve beyaz renkli bir akıntıdır; tedavi olarak ağızdan ve yerel mikostatikler kullanılır. (Canesten, Mycanden gibi).
Candida ‘’mantar’’ anlamına gelmektedir. Hemen hemen herkeste bulunan bir mantar türüdür. Genelde cilt üzerinde ya da mukoza kısmında bulunur. Candida en çok vajinal bölgede bulunur. Küçük miktarlarda büyüme görülmesi ile birlikte oldukça zararlı bir etkiye sahip olmasının yanında hiç zararsız bir şekilde de bulunabilir. Çoğu kişide bu mantar türü bulunmakla birlikte belirtileri ve kişilere verdikleri zarar da değişmektedir.
Candidanın Belirtileri Nelerdir?
Baş ağrısı
- Aşırı alerji ve şişkinlik
- Gaz
- Ağız içinde kabarcıklar
- Vajinal kaşıntı ve akıntı
- Kas ve eklem ağrıları
- Konsantrasyon bozuklukları
- Kısa süreli bilinç kaybı
- Tükenme sendromu
- Psikolojik sorunlar ( Panik atak, depresyon, sinirlilik, ruh hali bozukluğu vb.)
Yukarıda sayılan durumlar sadece ortak olan ve sık görülen durumlardır. Bunlar dışında ortak olmayan ve kişiye göre değişebilen rahatsızlık belirtileri, şikâyetleri de vardır ama denildiği gibi en sık rastlanılan şikâyet durumları yukarıda belirtilen şekildedir.
Candida Olup Olmadığınızı Nasıl Anlarsınız?
Bunu anlamak basit bir testle mümkündür. Sabah kalktığınızda herhangi bir şey tüketmeden önce cam bir kabın içine soğuk bir su koyun. Bu suyun üstüne tükürün. Bu tükürüğü bir saat boyunca her 15 dakikada bir kontrol edin. Eğer tükürük aşağı doğru batarsa candida hastasısınız demektir. Eğer tükürük batmıyorsa candida hastalığı yok demektir. Bu durumda ise herhangi bir tedavi gerekmez.
-
CAISSON HASTALIĞI
Caisson Hastalığı (VURGUN) Ayrıca bkz vurgun
Caisson Hastalığı Nedir?
Diğer bir adıyla vurgun olarak da bilinen bu hastalık, su yüzeyine çok hızlı bir şekilde çıkılması sonucunda oluşan bir hastalıktır. Daha geniş tanımlaması şu şekildedir; suyun altına inildiği esnada dipte bulunan dipte solunmakta olan azot gazı basıncın etkisiyle çözünerek sıvı şekle dönüşür. Dipte bulunan kişi suyun yüzeyine uyulması gereken kurallar çerçevesinde olması gereken hızda çıkmayıp daha fazla bir hızla çıktığı takdirde, vücut dışındaki basıncın azalmasına ve sıvı halde bulunan azotun gaz kabarcıkları şekline dönüşüp akciğerlerden atılacak fırsatı bulamayıp kan damarlarında tıkanmaya yol açmasına vurgun denmektedir. Kişi suyun üstüne çıktıktan birkaç saat sonra karın ve eklem bölgelerinde yoğun bir ağrı hissederek adeta karnından vurulmuş gibi hissederek ikiye katlanır vaziyete gelir. Bu yoğun ağrı dışında kişide uçuk da oluşabilmektedir.
Caisson Hastalığının Belirtileri Nelerdir?
Aşırı yorgunluk
- Kas ve eklemlerde oluşan derin ağrı
- Deride lekeler
- Göğüs ağrısı
- Uyum bozukluğu
- Kısmi felç ve uyuşukluk
- Tıkanma, öksürük, nefes darlığı
Yukarıda belirtilen durumlardan bir ya da birkaçı varsa vurgun hastalığına yakalanmışsınız demektir.
Caisson Hastalığında Yapılması Gerekenler Nelerdir?
Böyle bir durum karşısında yapılması gerekenler şunlardır;
- Hasta sudan çıkarılıp sakinleştirilmeye çalışılmalı
- Hasta sol tarafına yatırılıp ayakları başından yukarıda olması sağlanmalı
- Solunum güçlüğü yaşayıp yaşamadığı anlaşılmaya çalışılmalı
- En yakın sağlık kurumuna götürülüp tedavi altına alınmalıdır.
-
C Vitamini
Suda eriyen vitaminlerden biri. Taze meyve ve sebzelerde bulunur. Bağdokusuna özelliğini kazandıran temel maddelerden biridir. Yokluğunda skorbüt adı verilen bir hastalık ortaya çıkar. C vitamini, yaraların iyileşmesi ve demirin barsaklardan emilmesi gibi olaylar üzerinde de önemli rollere sahiptir.
C vitamini (askorbik asit) en çok ihtiyaç duyulan, çok kuvvetli bir antioksidan olan ve en çok kullanılan vitaminlerin başında gelir. Suda çözülebilen C vitamini ısıya, havaya, suya, alkalilere karşı dayanıksızdır. Hücrelerin çalışması için görev yapan C vitaminini insan vücudu kendiliğinden üretemediği için dışarıdan takviye ile alması gerekir.
C Vitamininin Vücuttaki Fonksiyonları
C vitamini, kan damarlarının güçlenmesinde, vücudu enfeksiyonlara ve bakterilere karşı korumada, kolesterol değerlerinin dengelenmesinde, dokuları bir arada tutabilen kolojenin sentezinde önemli rol oynar. Diğer vitaminlerin vücuda vermesi gereken olumlu etkiler için C vitamine ihtiyaç vardır. Örneğin demirin emilimi C vitamini sayesinde olur. Kişinin almak zorunda olduğu bazı ilaçlardaki kurşun, civa, arsenik gibi ağır metallerin vücuda vereceği olumsuz etkileri yok eder. www.kadinlarsitesi.com
C Vitamini Eksikliği
C vitamini vücudun ihtiyacı orandan daha az alınması kişinin diş eti kanamaları, diş eti çekilmeleri, enfeksiyonlara yenik düşmesi, halsizlik, iştahsızlık gibi sağlık sorunları yaşamasına neden olur. İleri derecede C vitamini eksikliğinde ise durum biraz daha ciddileşir ve kişi burun kanamaları, dişlerinin dökülmesi, eklem ağrıları ve şişikleri, kemik ağrıları, yüksek tansiyon, eklem iltihaplanması, ülser, damar sertliği, safra kesesi taşı ağrıları, gibi birçok önemli hastalıklardan şikâyet etmeye başlar.C Vitamininin Fazla Alınması
C Vitamini genel itibariyle güvenle alınabilen bir vitamindir ancak günde ortalama 1000 mg’ın aşıldığı durumlarda ishal, mide bulantısı, karın ağrıları, bazende böbrek taşlarına sebep olabilir.C Vitamininin Özellikle Kullanılması Gereken Durumlar
C vitaminine her vücudun genel olarak ihtiyacı vardır ancak özellikle sigara tiryakilerinin, lif ağırlıklı beslenmeyenlerin, 60 yaş üzerindeki insanların C vitaminine olan ihtiyacı daha fazladır.C Vitamini Hangi Besinlerde Bulunur?
En çok Portakal, mandalina, greyfurt, limon, yeşilbiber, lahana, maydanoz, kuşburnu gibi besinlerde C vitamini vardır.








C vitamini, kan damarlarının güçlenmesinde, vücudu enfeksiyonlara ve bakterilere karşı korumada, kolesterol değerlerinin dengelenmesinde, dokuları bir arada tutabilen kolojenin sentezinde önemli rol oynar. Diğer vitaminlerin vücuda vermesi gereken olumlu etkiler için C vitamine ihtiyaç vardır. Örneğin demirin emilimi C vitamini sayesinde olur. Kişinin almak zorunda olduğu bazı ilaçlardaki kurşun, civa, arsenik gibi ağır metallerin vücuda vereceği olumsuz etkileri yok eder. www.kadinlarsitesi.com