Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: admin

  • Anne Sütü

    Bebek gelişimindeki önemine rağmen Türkiye’de annelerin büyük çoğunluğu emzirmek yerine yapay mama kullanıyor. Oysa hiçbir gıda anne sütü kadar koruyucu, büyütücü ve ucuz değil. Alerjilerden kansere kadar pek çok hastalıktan koruyan anne sütü ilk 6 ay bebeğin tek besini olmalı.

    Bebek doğduktan sonra nasıl beslenmeli?

    Anne sütüyle beslenmeli. Anne ve babanın sevgisi dışında, anne sütü doğanın bebeklerimize sunduğu en büyük armağandır. Anne sütü ilk 6 ayda bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayabilir. Anne sütüyle beslenen çocuklar astım, alerji, çocuk diyabeti, kanser gibi hastalıklara karşı daha dirençli olur. Bebeklerin daha zeki olmasını sağlar. Ayrıca anne sütü alan bebeklerde, pişik, karın ağrısı ve kabızlık daha az görülür. Emzirme anneyi de korur, rahim ve meme kanseri riskini azaltır. Bu nedenle bebeğe ilk 6 ay sadece anne sütü verilmeli.

    ‘Sütüm gelmiyor’ endişesiyle mamaya başlamak doğru mu?

    Dr. Gökhan Mamur: İlk gün 1 çorba kaşığı anne sütü gelmesi bile yeterli. Doğumdan sonra gelen ilk sarı süt çok değerlidir, bebekleri hastalıklara karşı koruyan ilk aşıdır. Bağışıklık sistemini geliştirir, mikroplardan korur. Yaşamın ilk 2 gününde bebeğin midesi bir bilye kadar küçüktür, oraya zaten ne kadar süt girebilir ki? Elbette bebek ilk saat ve günlerde annesinin memesine yapışık kalacaktır. Çünkü o annesinin ‘Benim süt ihtiyacım şu kadar olacak’ diye sipariş verir. Göğüs dokusu bu uyarıyı almazsa süt üretemeyecektir. Dolayısıyla araya mamayla girerek bebeği çok rahatlatıp memeye vermesi gereken siparişi engellemiş oluruz. ‘Kan şekeri düşer’ endişesi de yersizdir. Çünkü araştırmalarda bir bebeğin keyfi ve gücü yerindeyse o zaman kan şekeri değeri de çok önem taşımıyor. Bu konuda doktorun değerlendirmesi dikkate alınmalı. Anne de doktora güvenmeli.

    Anne sütünün bol olması için ne yapılmalı?

    Dr. Gökhan Mamur: Bebek ne kadar emerse memede o kadar süt üretilir. Anne sütünü arttırmanın en iyi yolu, bebeği her istediğinde emzirmektir. Bir de anne susuzluk ihtiyacını mutlaka karşılamalı. Böylece süt üretimi için gerekli sıvı miktarı sağlanır. Sanıldığı gibi tatlı gıdaların ya da çok fazla yemek yemenin sütü artırıcı etkisi yok.

    Emzirmenin süresi var mı?

    anasutuDr. Gökhan Mamur: Bu konuda patron, bebektir. Ne kadar emmek isterse o kadar emzirilmeli. Bebek, bir memenin 90’ını 5 dakikada boşaltır. Ancak bebeğin memeyi emmesi yalnız beslenme amaçlı değil. Bebek kendini annesinin koynunda rahat ve güvende hisseder. Tamamen savunmasız ve içgüdüleriyle hareket eden bir varlığı mümkün olduğunca bu histen mahrum etmemek gerekir.

    Anne sütü alan bebeğin suya ihtiyacı var mı?

    Dr. Gökhan Mamur: Anne sütünün yüzde 89’u sudur dolayısıyla ilk 6 ay fazladan su vermeye gerek yok. 6’ncı aydan sonra ek gıdalara geçince su da verilebilir.

  • İnce Bir Bel ve Basen İçin Neler Yapılmalı

    İnce Bir Bel ve Basen İçin Neler Yapılmalı

    Dünkü yazımızda göbek eriten hareketlerden bahsetmiştik. Bel ve basen bölgesini inceltmek için de yine benzer şekilde yağsız protein ağırlıklı bakliyat, yeşillik ve sebzenin bol olduğu fazla yağdan ve karbonhidratlardan uzak durulan bir beslenme tarzını tercih etmek gerekir.

    7 şifalı madde içeren detoks ve sağlıklı bölgesel zayıflamaya yardımcı preperatı sabah ve akşam yemeklerden 3-4 dakika önce yutup üstüne bol sıcak su için. İşte 7 şifalı madde:

    Tere tohumu: Metabolizmayı canlandırır. Tiroidi tembel kişilerde daha verimli çalışmaya yardımcı olur.
    Funda yaprağı: Zayıflamaya ve yağların vücut tarafından yakımına yardımcı olur. Açlığı bastırır.
    Zencefil: Bünyeyi kuvvetlendirir. Kilo verilirken enfeksiyonlara yakalanma riskini azaltır.
    Yeşil çay: Metabolizmayı hızlandırır, kilo vermeye yardımcı olur.
    Krom GTF: Insülın faaliyetinin etkisini artırarak karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması üzerinde etkili şekeri seviyelerinin düşmesine ve artmasına engel olur. Açlığın ve tatlı krizinin bastırılmasına yardımcı olur.
    Co-Enzyme Q10: Zayıflarken sağlığı korumaya yardımcı güçlü bir antioksidandır. Enerji metabolizmasını canlandırarak kilo kaybı sırasında yaşanan halsizlik olan bir mineral olarak kabul görmüştür. Diyetlerde kan problemine karşı fayda sağlar.
    h Carnituıe: Vücutta depolanmış yağların yakınımı hızlandırır ve kasların performansını artırır. Özellikle diyetle beraber yapılacak egzersizden daha iyi sonuç alınmasına yardımcı olur..

    BUNLARI YAPIN

    diyet*Sabah erken kalkın. Metabolizmayı canlandırır. 20-25 dakika egzersiz yapın.
    Sopalı hareket; Bir sopayı ense kökümüze alıp iki elimizi geçiriyoruz. Ayaklarımızı yere sağlam basıp birkaç dakika süratli bir şekilde sağa ve sola doğru kalçadan yukarısını hızlı bir şekilde döndürüyoruz.
    Bel kasları İçin mekik: Bir taraftaki kolumuzu, bükülmüş olan diğer taraftaki dizimize doğru hafifçe, seri hareketlerle yakınlaştırmaya çalışıyoruz. Bu hareketi birkaç dakika yapıp daha sonra diğer ayak ve kolumuza geçiyoruz.
    • İmkanınız varsa hamama gidin, iyi bir ter atın ve kese yaptırın. Gidemiyorsanız banyo küvetini sıcak suyla doldurun, kendinize keseyle uzun bir masaj ve peeling yapın. Göbek, bel, popo civarını hafifçe kızartacak kadar elinizle baskı uygulayarak canlandırın.

    Yeşil Çaydan Vazgeçmeyin

    Sabah: İnce bir dilim kızarmış çavdar ekmeği
    • 34 parmak yağsız taze dil peyniri
    • 2 adet küçük hafif acı sivri biber
    • 3-4 adet saplarıyla birlikte maydanoz. Bolca sıcak şekersiz yeşil çay
    Ara; Dün tarifini verdiğimiz bitki çayından bir fincan.
    Öğlen: Ton balıklı veya taze mozarellalı yeşil salata. Bir kase brokoli veya yeşillik çorbası. Az yağlı ve kremasız olmalı.
    Ara: 2-3 adet ceviz 2 lop yumurtanın beyazı
    • 1 kivi
    Ara: Göbek eriten bitki çayından bir fincan çay
    Akşam; Bir tabak zeytinyağlı fasulye
    • 3-4 kaşık bulgur veya bir dilim
    kızarmış çavdar ekmeği. Yeşil salata (Taze soğanlı ve bol limonlu olacak)
    Gece: Yarım çay bardağı leblebi
    • Bir küçük bardak yağsız süt (Süt yarım tatlı kaşığı zencefille kaynatılmış olacak.) Gün boyunca küçük bir şişe doğal maden sodası, 3-4 fincan yeşil çay ve en az 6-7 fincan kaynara yakın sıcak su içilecek. Tuz kısıtlamasına dikkat edin. Tuzun fazlası bedende su toplar iştah açar. Yemeklere zencefil, zerdeçal, kekik, biberiye, soğan ve sarımsak ekleyin.

  • 51 Yaşındayım, Yaklaşık 1 Yıldır 3 Ayda Bir Adet Görüyorum

    51 Yaşındayım, Yaklaşık 1 Yıldır 3 Ayda Bir Adet Görüyorum

    51 yaşındayım. Yaklaşık 1 yıldır 3 ayda bir adet görüyorum. Adet gördüğümde ortalama 10 gün kadar sürüyor ve ilk 3 gün aşırı kanama oluyor. Önceki yıllarda daha fazla kanama oluyordu. 2 yıl Önce kadın doğum uzmanına muayene oldum, kötü bir bulguya rastlanmadı. Ancak benden smeaf alınmadı. Ne yapabilirim?

    adet

    Sevgili ziyaretçimiz, pek çok jinekolojik önemli hastalık 45-55 yaşları arasında ortaya çıkıyor. Siz de bu önemli ve riskli dönemde doktor kontrollerini aksatmış, 2 yıldır smear bile aldırmamışsınız, Şikayetlerinizin nedeni menopoza yaklaşmış olduğunuzdan ve hormonal eksiklikten olabileceği gibi ciddi başka hastalıklardan da kaynaklanabilir. Yapmanız gereken hemen kadın doğum doktorunuza başvurmanız. Vajinal smear’i aldırmanız ve muayene olmanız. Ayrıca senede bir mamografinizi de çektirmelisiniz.

  • 3’üncü Dereceden Varikosel Teşhisi Kondu, Ameliyat Olmalı mıyım?

    Bana 3’üncü dereceden varikosel teşhisi konmuştu. Geçtiğimiz günlerde spermiogram testi yaptırdım. Raporu gören doktor şimdilik bir şey olmadığını söyledi. Size test sonuçlarını gönderiyorum. Bir de siz bakıp bana durumu yazar mısınız? Ameliyat mı olmam lazım, yoksa bu durum ileride bir sorun yaratır mı?

    En ileri, yani 3’üncü derecede bir varikosel büyük ihtimalle spermleri etkileyecektir. Sadece güvendiğim ve bu konuda uzman birkaç androloji laboratuarı haricinde yapılan tetkiklere yorum yapmıyorum. Hem mevcut durumu hem de gelecekte ortaya çıkabilecek sorunları göz önüne alarak karar vermelisiniz. Varikosel basit bir cerrahi girişim değildir, komplikasyonları ve yetersiz ameliyatları nedeniyle birçok kişinin sorun yaşadığı bir konudur, etraflıca araştırmanızı ve bölgenizde bu konuda uzman olan ürologlar ile görüşerek karar vermenizi öneririm

  • Rahim Kalınlaşması

    2 yıl önce menopoza girdim. Geçtiğimiz gün az da olsa kanamam oldu. Doktora gittim, ultrason çektiler ve rahim kalınlaşmasıteşhisi konuldu. Acilen kürtaj olmam gerektiğini söylediler. Sizce de uygun olan ameliyat mı?

    rahimAdetten kesildikten sonra rahimin en iç tabakası (Bu tabaka her adet kanamasında dışarı atılır ve adetten hemen sonra bakılınca kalınlığı çok azdır 2-3 mm, fakat yaklaşıldığı zaman bu kalınlık 12-15 mm olabilir) incelmiş ve 5 mm’nin altında olması gerekir. Eğer bu kalınlık artmışsa ve menopoza girmiş bir kadında kanama olmuşsa kesinlikle rahim içinden kürtaj ile parça alınıp tahlil edilmesi gerekir. Rahim içinde polip gibi masum şeyler olabileceği gibi bu belirtiler rahim kanserinin erken belirtisi de olabilir.

  • Çocuğum Olmuyor, İğne Tedavisine Geçilemez mi?

    31 yaşında 1.5 senelik evli bir kadınım. Hiç korunmadım ama çocuğumuz olmuyor. 3-4 doktora gittik. Yumurtlama problemi olduğunu söylediler. Tüplerim acıkmış, sorun yok, hormon tahlillerim de normal. Eşimde bir sorun yokmuş. Son gittiğim doktor bana Gonaphene diye bir ilaç verdi. İki aydır kullanıyorum; ama sonuç yok. Bu ay adet gördükten sonra doktora gideceğim, ilacın dozunu yükseltecek. Acaba bu hap zararlı mıdır? Doktorum “Sonuç alamazsak iğne deneyeceğiz” dedi. Hemen iğne yapılamaz mı? Ne yapmamız gerekiyor?

    gebelikicinignetedavisi1

    Yumurtlama problemi çeşitli şekillerde tedavi edilebilir. Bunun için yumurtlamayı sağlayan İlaçlar kullanılmaktadır. Bahsettiğiniz ilaç yumurtlama için en sık kullanılan ve kullanımı kolay, yumurtalıklar üzerindeki etkisi de çok abartılı olmayan bir ilaçtır. Bu tedavi birkaç kere denenebilir. Eğer başarılı olunmazsa (Yani yumurtlama sağlanamazsa) yumurtalıkları uyaran daha kuvvetli ve enjeksiyon şeklinde kullanılan ilaçlara geçilebilir. Tedavinin seçimini doktorunuz ayarlayacaktır. Bence siz ; bu konuya hiç müdahale etmeyin.

    Jinekolog Prof. Dr.
    PERİN KÖSEBAY

  • BOYUN KIRIKLARI

    BOYUN KIRIKLARI

    BOYUN KIRIKLARI
    • Kazazedeye, kımıldamamasını oğutleyımz Uzman yardımı gelene kadar başı ve boynu destekleyiniz
    • Hastaneye nakil gecıkecekse boyundaki giysileri gevşetip bir yakalık sarınız
    • Kazazedeyi bir battaniye ile örterek ambu­lansın gelmesini bekleyiniz
    • Eğer kazazede hareket ettirilmek zorunday-sa, kırık sırt için anlatılan aşamaları uygula­yınız.
    Boyun Sargısı (Yakalık) Sarmak
    • Eğer bir servis yakalığı yoksa, bir gazeteyi 10 cm genişliğinde katlayınız
    • Üçgen şeklinde bir sargıyla sarınız ya da bir çorap içerisine veya dar bir pantolonun pa­çasına sokunuz.
    • Yakalığın ortası, kazazedenin boynunun onunde, çenesinin altına gelecek şekilde yerleştiriniz.
    • Yakalığı kazazedenin boynunun çevresine sarıp, düğümcük, boynun onune gelecek şe­kilde bağlayınız.
    • Solunumu engelleyen bir durum olmadığın­dan emin olunuz.

  • Meme Kanserine Kendiniz Teşhis Koyun

    Meme Kanserine Kendiniz Teşhis Koyun

    24 yaşındayım. Meme kanserinden korunmak için hangi kontrolleri yaptırmalıyım? Memelerimi kendi kendime muayene edebilir miyim?

    25 yaşından itibaren her ay adetten sonra memelerinizi kendi kendinize kontrol edin. Eğer kitle, memeden sıvı, kan gelme gibi durumlarla karşılaşırsanız mutlaka hekime başvurun. Ailenizde meme kanseri varsa 30 yaşında mutlaka mamografi ve ultrasonografî yaptırın. Ailenizde meme kanseri öyküsü yoksa ilk mamografinizi 35 yaşında çektirin. Sorun tespit edilmezse bir sonraki kontrol 40 yaşma kadar ertelenebilir. Ancak 40’ından sonra her kadının yılda 1 kez mamografı-ultrasonografî yaptırması şart. Eğer bu incelemelerde şüpheli bir nodul tespit edilirse meme MR’ı da yapılmalı. Mamografıde, meme 2 plaka arasında mümkün olduğunca yassılaştırılır ve memenin filmi çekilir. Aynı işlem diğer meme için de tekrarlanır. Plakaların basıncı rahatsız edici, hatta ağrıya sebep olabilir. Ancak işlem 1 dakikadan az sürdüğü için abartılacak bir durum yok. Mamografi memenin içindeki anormal bütün oluşumları, kistleri, tümöral yapıları, kireçlenmeleri gösterir. Bu röntgenle memedeki kitle elle hissedilmeden 2 yıl önce belirlenebilir. Kendi kendinize yapacağınız meme muyanesi için adetin başlangıcından sonraki 7-10’uncu günler arasını seçin. Bu dönemde meme, hormonların etkisinden uzak ve daha az duyarlı olur. Eğer kitle, memeden sıvı, kan gelme gibi durumlarla karşılaşırsanız mutlaka hekime başvurun.

    kanser

    İşte elle muayenede izlemeniz gereken adımlar.

    1. Bir boy aynasının karşısına geçin. Ayakta, kollarınız yanda serbest durumdayken her iki memenizde de büyüklük farkı, şişlik, kızarıklık, kırışıklık gibi değişiklik olup olmadığına bakın.
    2 Ellerinizi başınızın arkasında birleştirerek dirseklerinizi arkaya doğru açın ve birinci maddedeki değişiklikleri inceleyin.
    3. Her iki elinizi belinize dayayın, ‘”omzunuzu hafifçe öne doğru itin, öne doğru eğilin ve aynı değişikliklere dikkat edin.
    4. Meme başınızı sıkarak akıntı “”olup olmadığına dikkat edin.
    5. Bir kolunuzu yukarı kaldırın, “”elinizi meme ve koltuk altınızda gezdirin sertlik ya da kitle olup olmadığını kontrol edin. Bu işlemi önce, koltuk altından başlayıp göğsünüze doğru daire çizerek sonra da daireleri meme ucunuza doğru küçülterek yapın. Daha sonra yukarı aşağı kontrol edin. Son olarak meme dış sınırından meme başına doğru parmaklarınızı yıldız şeklinde hareket ettirin.
    6. Beşinci şıktaki muayeneyi “yatar durumda tekrar edin. Kontrol ettiğiniz taraftaki omzunuzun altına ince bir yastık koyun.

    Bir memenizde kitle varlığını beîirlediyseniz diğer memenizi de benzer kitle açısmdan kontrol edin. Eğer diğer memede de kitle elinize geliyorsa bu değişiklik normaldir. Fakat kitle yeni ve adetten sonra kaybolmuyorsa mutlaka hekiminizle görüşün. Meme ucunda akıntı, çukurlaşma veya çekilme gibi cilt değişiklikleri hekiminize bildirin. Korkunun sizi geciktirmesine izin vermeyin. Memenizde bir kitle bulduktan sonra korkmanız doğal. Ama unutmayın memedeki tüm kitlelerin beşte dördü kanser değildir.

  • Sezaryen Doğum mu Normal Doğum mu?

    Sezaryen Doğum mu Normal Doğum mu?

    Uzmanlar ‘Sezaryen mi, normal doğum mu?’ sorusunu “Eğer tıbbi bir sorun yoksa normal doğum tercih edilmeli” diye yanıtlıyor. Bebeğin fazla iri olması, rahimde yan pozisyonda durması ve kordon sarkması sezaryeni zorunlu kılıyor.

    Dr. Alper Mumcu: Oksijen ve besin maddelerini bebeğe taşıyan göbek kordonunun uzunluğu yaklaşık 50, kalınlığı ise. 1.3 santimetre civarındadır. Bebeğin ağırlığı 3 kilonun üzerindedir ve rahimin büyük bir kısmını doldurur. Anne adayından geçen antikorlar bebeğin doğum sonrası en az 6 ay süreyle enfeksiyonlara karşı mücadelesinde yardımcı olacaktır. Son haftada amniyon zarı her an açılabilir ve anne adayının suları gelebilir.

    normalDr. Alper Muıncu: Anne adayı herhangi bir ağrı hissetmese de rahim ağzı yavaş yavaş açılmaya başlamış olabilir. Normal sancıların başlamasıyla rahim ağzındaki açıklık ve incelme de artmaya başlar. Açıklık 10 santimetre olduğunda doğumun ilk evresi tamamlanmıştır. Daha sonra ikinci evre yaşanır ve bebek dünyaya ‘Merhaba’ der.

    Dr. Alper Mumcu: Evet. Bunda beklenen doğum tarihinin hatalı hesaplanması rol oynayabilir. Son adet
    kanamasının başladığı günden eminseniz ve bebeğinizin ölçümleri de tüm gebeliğiniz boyunca uyumlu olarak saptandıysa gerçekten bebeğiniz geç kalmış demektir. Özellikle ilk bebeğini bekleyenlerde doğum gecikebilir. Bu haftadan sonra doktor anne adayını daha sık, hatta 3 günde bir görmek isteyebilir. Her kontrolde ultrason ile bebeğin hareketlerini takip edip, amniyon sıvısının miktarını kontrol edilir ve daha sonra non stress test uygulanır. Genelde bebeklerde sorun yaşanmazken anne adaylarında yorgunluk ve bıkkınlık gözlenir. Miat dolduktan sonra bebeğin amniyon sıvısı giderek azalabilir. Bu durum göbek kordonunun sıkışmasına ve bebeğe giden kan ve oksijen miktarında azalmaya neden olabileceğinden önemlidir. Doktor doppler ultrasonografı ile bebeğe giden kan akımlarında bir düşüş olup olmadığını kontrol eder. Aynı şekilde plasentada da yaşlanma belirtileri ve fonksiyon kaybı ortaya çıkabilir. Bebek artık daha fazla yağ biriktirmediğinden Eİkilosu azalabilir. Anne adayları bebek hareketlerini mutlaka saymalı.

  • Gebelikte 1. Ay

    Gebelikte 1. Ayda Kadında Ne Gibi Değişiklikler Olur?

    * Düzenli olan adetinizi olmadınız ve sabah kalktınız bulantınız başladı.  İşte bu gibi durumlar çoğunlukla gebeliğin ilk göstergeleridir. Gözünüz aydın büyük bir itimalle hamilesiniz !   Adetinizin ilk olarak olmadığını fark ettiğiniz bu dönemde takriben on dört günlük gebesiniz demektir. Bulantı ve kusmayla beraber tükrük salgısında da bir miktar artış gözlenebilir.

    * Plasenta artık meydana gelmiş ve hormon yapmaya başlamıştır bile. Bu arada Plasentanın da ne demek olduğunu açıklayalım: Plasenta ,bebeğinizin beslenmesini ve gelişmesine yardımcı olan kordondur. Bebek gelişimini sürdürürken,bebeğinizi koruma görevi olan amniyotik adını verdiğimiz sıvı da oluşmaya başlamıştır bile.
    * Memelerinizde hassaslık, şişkinlik hissetmeğe başlarsınız.
    * Rahminiz artık genişlemeye başlamıştır , fakat siz hissetmezsiniz.
    * Kendinizi yorgun ve bitap hissedebilirsiniz,uyku düzensizliği , hazımsızlık sürekli idrara çıkma gibi durumlarla karşılaşabilirsiniz.
    * Yiyeceklere ya da yalnızca bir kısmına karşı aşırı istek duyma ya da isteksizlik meydana gelebilir.
    * Anne adayında kişilik değişiklikleri görülebilir. İlk üç ay bu değişiklikler görülebilir. Ara ara iyi hissederken ,kimi zaman asabi, aksi,dargın ağlamaklı olabilirsiniz. Bu hislerin hepsini bir anda yaşayabilir, özellikle baba adayının anne adayına manevi destek olması gebeliği anne açısından daha da kolaylaştırır.
    * Yukarıda da dediğimiz gibi Korku , kaygı,neşe , stres yaşayabilirsiniz

    Henüz 1 Aylık Hamileyken Bebeğimde Ne Gibi Değişiklikler Olur ?

    Bu dönemde yumurta ve sperm birleşmiş , döllenme oluşmuştur artık. Babanın spermi , bebeğin kız mı yoksa erkek mi olacağını belirler. Bebeğiniz embriyo adı verilen bir hücreden gelişir, bu dönemde sadece bir baş ve vücuda sahiptir bebeğiniz.

    gebelikte1ayBebek amniyotik sıvının içinde bir kesede büyür. Beyni , gözleri , ağzı, iç kulakları ve sindirim sistemi gelişmeğe başlar. Sinir sistemi, beyni, kalbi ve akciğerleri şekillenmeğe başlar. Kulakları küçücük nokta şeklindedir, gözleri ve burnu oluşmuştur. Kol ve bacakları şekillenmeye başlamıştır. Bu ayın sonunda embriyo elma çekirdeği kadar, yaklaşık 6 mm büyüklüğündedir.

    Muayene ve Laboratuar Tetkikleri :

    – Ayrıntılı bir fiziksel muayeneniz yapılmalı, kontrolünüzde doktorunuz yapacaktır.
    – Aile öykünüzü doktorunuza aktarmalısınız.
    – Tansiyonunuz ölçülmeli ve kaydedilmesi uygun olur.
    – Kan grubu , kan sayımı, kan şekeri, karaciğer testleri vb. testler yapılmalıdır.
    – İdrar tahlili yapılmalı.
    – Pap – smear testi yapılmalı.
    – Bel soğukluğu, sarılık, frengi, AIDS, klamidya, herpes gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara yönelik inceleme yaptırmalısınız.
    – Orak hücreli anemi ( kansızlık ) , talasemi, akdeniz anemisi ve tay-sachs hastalıklarına ilişkin testler yaptırmalısınız.

  • Bebeklerde 1. Ay Gelişimi

    Bebeğiniz henüz bir aylık. Bebeğinizi tanımaya ve ona alışmaya çalışıyorsunuz. Değişik bir psikolojidir bu, çevrenizden yardım almak zorunda kalırısnız çoğu zaman.
    Bebeğiniz henüz bir aylıkken eve gelen gidenin haddi hesabı olmaz. Sürekli misafir ağırlamak zorunda kalırsınız. Sizi ve bebeğinizi ziyarete gelen bu misafirler size çeşitli önerilerde bulunacaktır, onlara karşı çıkmayın ve bu tavsiyeleri gülümseyerek karşılayın. Onlar elbette sizin iyiliğiniz için kendi görüşlerini dile getiriyorlar. her ne kadar sizin iyiliğiniz için tavsiyelerde bulunuyorlarsa da siz yine de doğru hissettiğiniz şeyleri yapmalısınız.

    Bu arada hemen söylemeliyiz ki “standart bebek” diye bir şey yoktur. Bbeğinizin davranışları başka bebeklere benzemeyebilir. Bebeğinizin beslenme, uyuma ya da ağlama alışkanlıkları komşularınızın bebeklerine hiç benzemeyebilir. Bu durumdan endişe etmeyin.

    Bbebek 2. haftalıkken , bebeğinizin görünüşü değişmeye başlayacaktır. Mesela bebeğiniz ilk doğduğunda, gözleri büyük bir ihtimalle birbirine yakındır ve şaşı gibidir. Bebek kısa bir zamanda göz kaslarını kontrol etmeye başlayarak, bakışlarını istediği gibi odaklamayı başarır. Ve bu arada bebeğinizin ileride göreceğiniz kişilik özellikleri de ilk belirtileri gösterir: içine kapanık ya da hareketli; veya sakin.

    Ayın ortalarına doğru bebeğiniz artık büyük bir ihtimalle beslenme zamanlarını belli bir düzene koymuş olacaktır. Eğer şanslıysanız, ay sonuna doğru bebeğiniz geceleri aralıksız 6 saat uyur. Fakat bu dönemdeki bebeklerin çoğu, gece-gündüz, her 2 – 3 saatte bir emzirilmek ister; bu nedenle rahat bir uyku çekememek sizi korkutmasın. Biraz daha ilerleyen zamanlarda uyuyabileceksiniz. Çocuk hekimleri bu dönemdeki bebeklerin, uygun zamanlarda beslenmek yerine aç olduklarında beslenmeleri konusunda mütabıklar; bu nedenle bebeğiniz eğer sabahın 3’ünde beslenmek istiyorsa, bu ihtiyacını karşılamanız gerekmektedir.

    Bebekler bu ilk dönemlerde fazla hissedilmeyen bazı hafif ikazlara odaklanırlar ve yüksek sesler, karmaşık görüntüler ve buna benzer dış olaylara karşı algılarını kapatırlar. Bu yüzden bu dönemde bebek uyurken evi sessiz tutmaya çalışmak yersiz bir çabadır. Bunu yapmak onun şimdiden sessiz bir ortam aramasına ve hayatının sonraki bölümlerinde sesli ortamlarda uyumakta zorlanmasına sebep olur.

    Yeni doğan bebeklerde farklı refleksler görülebilir. Bunların en dikkat çekenlerinden biri “eskrimci pozisyonu”dur. On iki haftadan küçük bir bebek sırtüstü yatırıldığında bir kolunu kafasını çevirdiği yöne doğru uzatır ve diğer kolunu da kafasına ya da omzuna yakın olacak biçimde kıvırır; aynı bir eskrimci gibi.
    Her ne kadar bebek hareket eden bir nesneyi seyredecek kadar kafasını çevirebilse de, bunu yapmayı henüz akıl edemez – eğer nesne göz hizasının dışına çıkmışsa, o artık bebek için “yok olmuş” demektir. Bunun yerine bir desen veya hareketsiz bir nesneye uzun süre bakmayı tercih eder. Siyah-beyaz renklerden oluşan nesneleri uzun süre izler çünkü kontrast renkler ilgisini çekmektedir. (Bebekler doğduklarından itibaren birkaç hafta benzer renkleri ayırt edemezler). Bebek yakını en iyi görür, bu yüzden oyuncaklar 50 cm’den uzakta olmamalıdır. Kafası genelde yana dönük durduğundan oyuncakların tepeden değil, yatağının kenarından sarkması daha uygun olacaktır.

    Bebek özellikle de anne ve babasının yüzlerini incelemekten çok hoşlanır. Her ne kadar tüm yüzü anlamaya çalışacaksa da saç ve yüz kontrast renklerde olduğundan genelde saçlara odaklanır. Artık ufak ufak oyunlara başlayabilirsiniz. Ona hafifçe şarkı söyleyin veya konuşun; size cevap veremeyecektir ancak dinlemek çok hoşuna gider. Ağzınızın hareketlerini seyretmek, yine ağzınızla yüzünüzün diğer uzuvları arasında renk farkı olduğundan, onu keyiflendirecektir.

    Bazen, bebeğin ağzının köşelerinin sanki gülermiş gibi yukarı kalktığını göreceksiniz. Genelde bu hareketler bebek uyurken veya uykuluyken olur ve göz kırpmalarıyla devam eder. Kaslar henüz kontrol altında değildir ve bu yarım gülüşler, çok sevimli olsa da henüz sadece birer reflekstir.

    bebe1Yeni anne-babalar kendilerine endişelenecek pek çok neden bulurlar. Burada sadece birkaçını ele alacağız ancak bundan önce ufak bir uyarı yapmakta yarar görüyoruz: eğer bebeğinizin sağlığı ile ilgili endişeleriniz varsa, hemen doktorunuzu arayın. Sorularınızın saçma bulunacağı korkusuna kapılmamalısınız..

    Hastanedeki hemşire veya doktor size göbek bağı ve, eğer erkek çocuğunuzu sünnet ettirdiyseniz, penisinin bakımı ile ilgili bilgi vermiştir. Göbek bağı genelde ikinci haftada düşer; çok ender de olsa, 3. haftada düştüğü de olur. Göbek kordonu tamamen düşmeden bebeği küvette yıkamaya başlamayın çünkü o bölgenin kuru kalması yaranın daha çabuk iyileşmesini sağlayacaktır. Sünnet edilen bölgeye vazelin veya yağlı bir krem sürüp üzerini pamuk ya da gazlı bezle kapatarak alt bezinin sünnetli bölgeye yapışmasını önleyebilirsiniz.

    Şiş göğüsler ve göğüslerden hafif süt akması hem kız, hem de erkek bebekte görülebilir. Bazı kız bebeklerin vajinal bölgelerinde hafif bir kanama olabilir. Bunların tümü, anneden geçen hormonların bebeğin vücudundan atılmasıyla kaybolacaktır.

    Bebeğinizin yüzünde veya diğer bölgelerinde ufak sıyrıklar, tırmık izleri farkedebilirsiniz. Bu, artık tırnak kesme zamanının geldiğini göstermektedir. Tırnakları bebek uykudayken kesmek işinizi kolaylaştırır.
    Bebeğinizin alnında, göz kapaklarında veya boynunun arkasında rastladığınız kızarıklıkların çoğu kalıcı değildir. Genelde doğumda görülmekle beraber, ilk ay içinde de oluşabilir. Bu kızarıklıklara bebeğin neredeyse şeffaf olan cildinde, yüzeye yakın duran kılcal damarlar neden olur ve genelde bebek ağlarken kızarıklıklar daha da belirginleşir. Bebeğiniz 3-4 yaşına geldiğinde bu izler tamamen kaybolacaktır.

    Bebeğinizin ‘bıngıldak’ dediğimiz, kafasının üstündeki yumuşak bölge hakkında gerekli bilgileri doktorunuzdan almış olmalısınız. Bu yumuşak doku bebeğin hızla büyüyen beyninin yeterince genişlemesine olanak tanımaktadır. Bir tanesi alnının üzerinde, diğeri ise kafatasının daha arkasında bulunur. Alnın üzerindeki 18 ay içerisinde, daha tepede ve arkada olanı ise ilk 3 ay içerisinde, yani beynin gelişiminin çoğu tamamlandığı zaman kapanır. Vücudunun diğer bütün kısımlarını yıkadığınız gibi bu bölgeyi de yıkamanızda hiçbir sakınca yoktur.

    Bu yaştaki bebeklerin dışkılarının rengi ve düzensizliği birçok ebeveyni endişelendirir. Doğum sonrası ilk iki hafta içinde bebeğin dışkısı ana karnındayken bağırsaklarına dolan ve mekonium denilen yeşilimsi yapışkan bir sıvıdan oluşur. Bağırsak normal çalışmaya başladıkça dışkının rengi açılır ve görünümü değişmeye başlar.

    Dışkının rengi her bebekte farklılık gösterir ve özellikle anne sütü ya da mama ile beslenmesi dışkının rengini etkiler. Anne sütü emen bebek açık sarı ile sarımtrak turuncu bir dışkıya sahipken, mama alan bebek kahverengimsi veya gri renkli dışkı çıkarır. Hemen tüm bebeklerin, salgıladıkları günlük safra miktarına bağlı olarak dışkılarında yeşillik ya da hazmedilmemiş sütün neden olduğu beyazlık görülür. Dışkının kıvamı yumuşaktan, sulu dışkıya kadar çeşitlilik gösterebilir. İlk ayın sonunda bebeğiniz için hangi durumun normal olup olmadığını anlayabileceksiniz.

    Hemen hemen tüm bebekler beslenmeden sonra kusabilirler ancak bazısı her beslenmeden sonra fazla miktarda kusar. Bu durum genelde ebeveynlerde endişe yaratır. Fakat bu noktada önemli olan bebeğin yeterli derecede kilo alıp almadığıdır. Eğer kilo alıyorsa, bu bebeğinizin yeterli besini bünyesinde tuttuğunu gösterir. Bu gibi durumlarda her beslenmeden sonra bebeği yarı oturur pozisyonda, yani 45 derece dik tutmak kusmasını engellemeye yardımcı olabilir. Bunun dışında, örneğin ufak delikli biberonlar kullanarak bebeğinizi daha yavaş beslenmeye teşvik edebilirsiniz. Eğer bunu kabul ederse (ki bazı bebekler etmez) her beslenmeden sonra 3-4 defa gaz çıkarmasına yardımcı olmalısınız.

    Kendinizi inandırmanız ve rahat olmanız gereken bir nokta daha var: bütün bebekler ağlar. Konuşana kadar bebek, dönem dönem sıkıntılar yaşar ve bunların bir kısmının nedeni anlaşılamaz. Ayın ikinci yarısında sık sık sizi ürküten ağlama krizlerine yakalanabilir; bunlar genelde ev içi gerilimin en yüksek olduğu akşam saatlerine denk gelir. Bu ağlamalar moral bozucudur, ancak normaldir.

    Ağladığında bebeği ağlatmak yerine onu kucaklayın. Omzunuza yatırmak, kollarınızı onun beline dayayarak aşağı sarkıtmak (uçak pozisyonu da denir) ya da bebek arabasında sallamak gibi değişik pozisyonlar deneyerek hangisinin onu daha çok rahatlattığını keşfedin. Eğer kucağa almak işe yaramıyorsa; bebek yemeğini yemiş, gazını çıkarmışsa, altı temizse ve üşümüş veya terlemiş durmuyorsa onu kısa bir süre için yatağında bırakmanızda hiçbir sakınca yoktur. Özellikle kendinizi yorgun ve bitkin hissettiğiniz zamanlarda, bu ufak mola her ikinize de iyi gelebilir.

    Eğer çok karşı değilseniz, emzik iyi bir yatıştırma aracı olabilir. Yeni doğmuş bebekler için parmak emmekten daha iyi bir yatıştırıcı görevi görür. Bebeklerin çoğu, beslenme dışında da emme ihtiyacı duyarlar ve bu bebek için rahatlamanın en klasik yoludur.

    1.AY DÖNÜM NOKTALARI AŞAĞIDAKİ GİBİDİR:
    • Bebeğin görüş mesafesi sınırlı olduğundan, ebeveynin yüzü kendine 50cm’den yakınsa gözleri ebeveynin yüzüne odaklanır.
    • Göz teması başlar.
    • Karşısındaki yüzü
    incelerken sessizleşir.
    • Birini sıkıca tutabilir.
    • İnsan sesi duyduğunda tepki verir.
    • Kol, bacak ve el hareketleri hala reflekslerden oluşur.
    • Aniden irkilir (Moro Refleksi).
    • Anne sütü alsa da almasa da göğüse yaslanmaktan hoşlanır ki bu da başka bir reflekstir.
    • Genelde elleri yumruk şeklindedir.
    • Yüzüstü yatarken başını hafifçe yana doğru çevirir.
    • Oturma pozisyonuna getirildiğinde kafasını belkemiğinden üste doğru tutar.
    • Bir şeye bakar ancak ona uzanmaz.
    • Bir nesneyi görmek için gözlerini yanlara doğru kaydırabilir.
    • Parmakları açıkken bir oyuncak veya çıngırağı kavrayabilir, ancak çabucak düşürür.

    • Uyanık olduğu 10 saatlik süre içinde bazı anlar algılaması daha açıktır.
    • Uyanık olduğu zamanın çoğunda sakin ve tepkisiz görünür.
    • Birkaç dakika aralıkla gördüğü bir nesneyi hatırlayabilir.
    • Doğumdan önce bildiği anne sesini ve kokusunu tanır.
    • Yardım istemek için ağlar.

  • Makyajın Hedefi

    Makyajın Hedefi

    Makyajın hedefi ya da hedefleri “bakımlı ve canlı bir görünüm” kazan­mak, varsa kusurları örtmek, hafifletmek, güzel yanları vurgulamak, belirginleştir­mektir. Bunun sonucunda ortaya çıkacak etkinin bilinçli ya da içgüdüsel amacının beğenilmek, dolayısıyla cinsel uyarı olduğu açıktır.

    Güzellik” anlayışının topluma ve çağa göre değişiklik gösterir. Belirli bir devirde, belirli bir toplumda egemen güzellik anlayışı açısından hemen hiç kimse kusursuz değildir. Kişiden kişiye kusurların çeşit ve oranı değiştir. Dolayı­sıyla bütün sorun ustaca bir makyajla kusurları olabildiğince gizlemek, azalt­mak; güzellikleri ise ön plana çıkartmak, güçlendirmektir.

    makyaj

    “Çirkin kadın yoktur, güzelleşmesini bilmeyen kadın vardır” sözü işte bu ustalığı gösteremeyenler için söylenmiştir. Bundan ötürü, ustaca mak­yaj yapmasını bilmek çok önemlidir. Bu sayede, güzellik yönünden biraz talihsiz kimseler kötü kaderlerini kırabildikleri gibi, doğanın kendilerine cömertçe güzel­lik dağıtmış oldukları da, eğer makyajı sözün tam anlamıyla yüzlerine gözlerine bulaştınrlarsa güzelliklerinden çok şey yitirirler. Kısacası ne “çirkinlik” insanı umutsuzluğa düşürecek bir yazgı olmalı­dır, ne de “güzellik” bilinçsizce harcanacak bir şans.

    Hiçbir güzellik ölçütü “değişmez” değildir. Dolayısıyla bir zaman “çirkin” sayılan bir özellik, bir zaman gelir ki “güzel” olur. Bilindiği gibi, bir zamanlar “kıvırcık saç” en istenmeyen şeydi. Yalnız­ca kadınlar değil, pek çok erkek bile saçlarını düzleştirmek, hiç değilse kıvırcıklığını biraz olsun giderebilmek için ellerin­den geleni yapmakta hiçbir şeyden kaçın­mıyorlardı. Oysa bir süredir gittikçe yayılan “afro” modası bu kez düz saçlıları berberlere saçlarını kıvırcıklaştırmaya koş­turuyor. Ve saçları zaten doğal olarak kıvırcık olanlar ise geçmişte belki de bundan komplekse kapılmışlarken şimdi başlarını kıvançla, dimdik tutuyorlar! Aynı şeyler “dişleklik” modası, yahut “çilli kız” modası vs. için de geçerlidir. Dişlek, oldukları için sağlam dişlerinin protez yaptıranların yerini, “dişleklik” modasının çıkmasıyla bu kez inci gibi. sapsağlam dişlerini çektirip kendilerine dişlek bir ağız yaptıranlar almıştır. Çillerini nasıl saklayacaklarını bilmeyenler “çillilik” modasıyla bu tür üzüntülerinden kurtulmuşlardır.

    Bugün çok kimseye kompleks veren büyük burunların, kemerli burunların, bir gün gene gözde burun haline gelmeyeceği hiç de kesin değildir. Bu nedenle belirli bir andaki anlayışa bakarak umutsuzluğa kapılmak doğru değildir. Yapılacak en yerinde şey, bir gün gelip anlayışın değişeceği ve yeni güzellik ölçütünün bu kez yüzlerine daha çok güleceği umuduyla, şimdilik ustaca yani bilinçli makyaj yapmasını, günün geçerli anlayışına göre kusurlarını gözlerden saklayıp, güzelliklerini göz doldurur hale getirmesini iyi öğrenmektir. Makyajın hedefi bu olmalıdır.

    Öncelikle şu gerçeği bilmek gerekir: güzellik ancak sağlıkla birarada var olabilir ve sağlık ancak dikkatli bir bakımla sürdürülür. Dolayısıyla makyaj deyince ilk olarak bakım bilgisi akla gelmelidir. Sağlığı korumaya özen göstermek bu durumda yalnızca kişinin dar anlamda sağlığı ile ilgili değil aynı zamanda güzelliği ile de ilgilidir. Makyajla güzelleşmeye çalışılır­ken bakımla da zaten sağlıklı ve güzel olanı korumak, geliştirmek söz konusudur.

    En başta gelmesi gereken bakım elbetteki ciltle, deriyle ilgilidir. Zira insan bütün vücuduna makyaj yapamaz, dolayı­sıyla makyajsız kalan yerlerin güzelliği ancak o yerlerin sağlıklı öyleyse bakımlı olmasıyla mümkündür; ayrıca makyaj yapıldığında da bu kaçınılmaz olarak zaten yine cildin bozuk olmaması, öbür yandan uygulanan makyaj sonucu cildin bozulma­sının önlenmesi gerekir.