Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: admin

  • Teşhircilik

    Teşhircilik

    Geniş anlamda teşhircilik, kişinin cinselliğini sergilemek amacıyla özel bir çaba harcaması başkalarını etkilemek üzere, bulunduğu ortama uygun olamayan biçimde açılıp saçılmasıdır.

    Bu tür teşhirci­lik genellikle kadınlar için söz konusudur. Bir sapıklık olarak nitelendirebileceğimiz dar anlamda teşhircilik ise, erkeklerin cinsel organlarını göstermekten cinsel bir haz almalarıdır. Olay sırasında penis genellikle ereksiyon halindedir.

    Yapılan araştırmalar teşhircilerin ge­nellikle 16 yaşından küçük kızları hedef aldıklarını ortaya koymaktadır. Bundaki amaç, küçük kızda yaratılan etki ve paniğin daha büyük olması ve bu panik sayesinde saldırganın bir direnmeyle karşı­laşma olasılığının azalmasıdır.

    teshirTeşhirciler cinsel açıdan tutuk, başka insanlarla cinsel ilişki başta olmak üzere herhangi bir bağ kuramayan içe dönük tiplerdir. Karşı cinsi cezbetmede başarısız olup, doyumla sonuçlanan bir sevişme yetisinden de yoksundurlar. Çoğu, iktidarsızdır. Kendilerini teşhir ederken amaçla­dıkları karşılarındakini ürkütmek, dehşet içinde bırakmaktır. Bu panik ne denli yoğun olursa o denli haz duyarlar. Hatta saldırı anında boşalanlar bile vardır.

    Bir sapıklık türü olan teşhircilikle soyunma olayını birbirine karıştırmamak gerekir. Örneğin bir striptease’cinin cinsel organını sergilemeye kadar varan gösteri­si, olayın ardında bir cinsel haz alma değil tersine haz verme yattığından teşhircilik olarak nitelenemez

  • Fetişizm

    Fetişizm

    İlkel kabilelerde, büyülü niteliklere sahip olduğuna inanılan cansız bir nesne kut­sanır, kabilenin “fetiş”i olarak toplu yaşantıda önemli bir yer işgal ederdi.
    Fransız psikologu Prof. Aifred Binet‘nin, erkek hastalarında gözlemlediği cinsel sap­lantıları tanımlarken bu sözcüğü kullan­masından bu yana “fetişizm” antropolojinin yanısıra psikolojide de bir araştırma konusu olmuştur.

    Sözlükte “mantık dışı olarak kutsanan nesne” diye tanımlanan fetiş, psikolojide, cinsel uyarım kaynağı olarak karşı cinsten bir eşin yerini alan, vücudun doğrudan doğruya coitus’la ilgisi olmayan bir parçası ya da mutlaka cinsel nitelikte olmayan cansız bir nesne olarak tanımlanır.

    “Fetişizm” ise bu “fetiş-nesnesi”ne karşı duyulan aşırı tutkunun “fetişist” bireyin cinsel yaşamında merkezi bir yer işgal etmesine denir. Öyle ki, söz konusu nesne olmaksızın tam bir cinsel doyuma ulaşılması olanaksızdır. Sözcüğün kökeniyse, “büyü” ya da “yapılmış şey” anlamına gelen Portekizce “feitiço” sözcü­ğüdür.

    İrlandalı romancı James Joyce’un “UIysses” adlı romanındaki ana karakter­lerden Bloom, bir külot fetişisti olarak canlandırılmaktadır; on yıldır karısıyla cin­sel ilişkide bulunmayan Bloom, yalnızca yatağın ucunda oturup karısının kabaetlerini öpmekle yetinir. Fakat Bloom bir yandan yelek cebinde sürekli olarak bir oyuncak bebeğin külotunu gezdirmektedir. Cinsel ilişkilerinde başarısızlığa uğrayacağı kor­kusuyla yaşayan Bloom, böylece aşağılık kompleksinden sıyrılmaktadır: çünkü o minicik bez parçası kendine bir güven duygusu aşılamaktadır. James Joyce, Bloom tipini yaratırken, hemen tüm cinsel sapma­larda olduğu gibi fetişistlerde de kendine güvensizlik ve aşağılık duygusunun temelde yattığını gözlemlemiştir.

    Binet, “fetiş”e tam bir saplantıyla bağlanıp, onun yokluğunda cinsel coşku duyması olanaksızlaşan fetişistin halini “Büyük fetişizm” olarak tanımlamıştır. Böyle bir halde, fetişin görüntüsü bile cinsel coşku yaratarak doyuma ulaşmaya yeterli olmaktadır. Örneğin fetişist kişi, bir kadın külotuyla mastürbasyon yapabil­mektedir.

    Daha sık görülen fetişizm türü, yine Binet’nin deyimiyle “Küçük fetişizm”dir. Bu durumda ancak cinsel eş, söz konusu fetiş nesnesiyle biriikteyse bu nesne coşku kaynağı olabilir. Örneğin erkek karısının mutlaka kenarları dantelli, şeffaf ipekten bir külot ya da siyah çoraplar giymesini ister. Erkek salt külot ya da çoraplarla bir şey yapamaz ama, karısı bu kumaş parçalarını üstünde bulundurmazsa do­yuma ulaşması zorlaşır ya da olanaksızlaşır.

    Fetişizm, örneklerinden de anlaşıldığı gibi hemen hemen bütünüyle erkeklere özgü ve oldukça yaygın bir sapmadır. Kadınlarda bu tür sapmanın hemen hemen hiç gözlemlenmeyişinin nedeni, kadının psikolojik gelişiminin özellikleri yüzünden görsel uyanlara pek eğilimli olmamasıdır.

    fetisizmFetiş haline gelen nesnenin kaynağının çoğu kez ilk çocukluk evrelerinde yattığı, klinik araştırmalarında ortaya çıkmıştır. Freud öncesi araştırmacılar buna dayana­rak fetişizmi bir tür şartlı refleks olarak tanımlamışlardır. Amerika’da yapılan Rachmann deneyleri, fetişist eğilimin oluşmasında, bir koşullandırmanın nasıl rol oynadığını açıkça göstermektedir. Bu deneylerde, önce belirli bir süre her türlü cinsel ilişki ve doyumdan kaçınmaları istenen üç bekar erkeğe laboratuvardaki bir ekran üzerinde onbeş saniye süreyle bir çift diz boyu kadın çizmesi gösterilmiş, hemen arkasından da otuz saniye süreyle aynı ekrana güzel bir çıplak kız slaytı yansıtıl­mıştır. Erkeklerdeki cinsel uyarılma dere­cesi de penislerindeki en ufak bir ereksiyonu bile saptayabilen bir araçla ölçülmüş­tür. Altmış beş tekrardan sonra, kızın resmi ekrana yansıtılmasa da salt çizmele­rin görüntüsü üç erkekte de ereksiyon hali meydana getirmeye yetmiştir. Bu deney, pornografik yayınlarla olsun, ticari reklamlarla olsun, cinsel çekicilik simgesi olarak kitlelerin bilinç­altına sürekli tekrarlarla aşılanan bazı görüntülerin zamanla “kollektif fetiş” haline geldiklerini de açıklaması bakımın­dan da ilginçtir. Dolayısıyla bir yıl yırtmaçlı eteğin altından sıyrılan düzgün bir bacak, bir başka yıl da daracık bir blucin içinde hatları belli olan kalçalar sokaktaki erkeklerin başlarının mıknatıs­lanmış gibi çevrilmesine yol açmaktadır.

    Freud ise, fetişizmi büyük ölçüde her erkeğin bilinçaltında bulunduğunu var­saydığı kastrasyon (hadım edilme) komp­leksine bağlamıştır. Onun psikanaliz kuramına göre, ilk çocukluk çağındaki mastürbasyonla penisine büyük değer atfetmeye başlayan erkek çocuk ana-babasının bu hareketini onaylamayacağı ve bu yüzden penisini yitireceği korkusuna kapılır. Aynı çağda karşı cinsin penise sahip olmadığını da keşfedince, bu korku­su doğrulanmış olur; çünkü dişilerdeki bu farklılığı doğal değil, dışarıdan bir müda­halenin (kastrasyonun) sonucu olarak yorumlar.

    Böylece erkek çocuğun bilinçaltında kadının aslında bir penise sahip olduğu, fakat bunu sonradan yitirdiği düşencesi yerleşir. Fetiş de kadındaki yitik penisi temsil ederek, erkeğin bilinçaltındaki bu korkuyu silip yeniden güven kazanmasına olanak sağlar.

    Freud, fetişist erkeklerin dişi cinsel organlarını itici bulmalarının, bu savını desteklediğini ileri sürmüştür. Fetişistlerin en çok rağbet ettikleri kadife ve kürk gibi nesnelerin, yitirilen penisi saklayan kıl örtüsünü temsil ettiğini, diğer bir rağbet konusu olan iç çamaşırlarına, kadının soyunmadan önce “penisli bir yaratık olarak algılanabileceği” son anı temsil ettiğini de ileri sürmüştür.

    Günümüzde Freud’un bu savlan mut­lak geçerliliğini yitirmiş bulunmaktadır. Ancak,kastrasyon kompleksi kavramının, bir erkeğin cinselikle bağlantılı tüm korkularını içerdiği varsayılırsa, fetiş de bu korkuyu yenerek cinsel doyuma zemin hazırlayan bir araç olarak tanımlanabilir.

    Daha geniş bir açıdan bakıldığında, asıl önemli olan, fetişist kişinin cinsel suçluluk ve yetersizlik, kendine güvensizlik hali içinde bulunmasıdır. Dolayısıyla, herhangi bir cinsel ilişkide iktidarsız kalacağından korkan fetişist, çareyi geç­mişte kendisini uyardığını bildiği bir nesnenin varlığında arar. Fetiş o anda cinsel kokulara karşı bir savunma aracı, iktidarlılığı, yani ereksiyonu garantileyen büyülü bir nesnedir.

    Psikolog Hadfield, “çözümlediğimiz bütün fetişizm olaylarında, fetişin memeyi temsil ettiğini saptadık”, diyerek, Freud’ unkinden değişik bir yorum getirirken, “memenin çocukluktaki ilk sevgi ve tutku hedefi olduğunu” vurgulamaktadır. Böy­lece fetişin güven verici rolü bir daha ortaya çıkmaktadır.

    Küçüklüklerinde ihmal edilen çocukla­rın daha çok mastürbasyon yaptıkları bilinmektedir. Yeterince ilgi ve şefkat görmeyen bir erkek çocuğunun zamanla kadınların sevgisinden emin olamadığı için, çocukluğunda eksikliğini hissettiği şefkatin yerini simgesel düzeyde alarak, kendine güven vermiş olan bir nesneye bağlı kalması şaşırtıcı olmasa gerekir.

    Fetiş haline gelen nesnelerin, genellikle dişi cinse ait ya da dişiliği çağrıştıran şeyler oldukları göze çarpmaktadır. Bir yoruma göre, erkek için bir korku nedeni olan dişi cinsel organını simgeleyen bu nesnelerin, çoğu kez ikincil cinsel özellikleri vurgula­yan giysi parçalan olduğu gözlemlenmiş­tir. Külot, sutyen, naylon çorap, dar ve yırtmaçlı etekler, yüksek topuklu ayakka­bılar, çizmeler, gibi. Öte yandan, kadın ayaklarının, memelerinin de fetiş haline gelen vücut parçaları arasında hayli sık görüldüğü söylenebilir.

    Bazı psikologlar özellikle kadın ayağıy­la ayakkabısının çiftleşme sırasında cinsel organların durumunu yansıttığı için çok sık rastlanan bir fetiş kombinasyonu olduğunu ileri sürmektedirler. Ancak ne şekilde yorumlanırsa yorumlansın, bazen ayakkabının ya da çıplak bir ayağın ne denli önemli olabileceğini ünlü Hıristiyan düşünürü Paul Tillich’in karısı Hannah Tillich’in anılarında görmek mümkündür:
    “… Ayakkabılarımı çıkardığımda Paul ayaklarımın görüntüsünden ken­dinden geçercesine büyük bir coşkuya kapıldı. Yıllar sonra, o gün Paul ile birlikteyken ayakkabılarımı çıkarıp yanın­da çıplak ayakla yürümemiş olsaydım, evlenmemiş olacağımızı sık sık söylemi­şimdir. O zaman kocamın kadın ayakları­na olağanüstü düşkünlüğünü öğrenmiş bulunuyordum tabii…”

    Bir yoruma göre, bir çok fetiş nesnesi sado-mazohist bir anlam da taşımaktadır. Erkeklerdeki fetişist eğilimlere karşılık verecek şekilde değişen, fakat aynı zaman­da bu tür eğilimleri de körükleyen kadın modası, yalnızca dişi özellikleri açığa vurmakla kalmamakta, rahatsızlık verecek kadar beden hareketlerini kısıtlayan, “tut­sak edici” şekiller almaktadır. En sık rastlanan fetişlerden olan yüksek topuklu ayakkabıların bunun iyi bir örneği olduğu söylenebilir.

    Çinlilerin yüzyıllar boyu kadınların ayaklarını, felce uğratacak şekilde, bağlamaları ve bu şekilde gelişmesi engellenen ayakları bir güzellik öğesi olarak görmeleri de aynı olgunun daha toplumsal nitelikli bir örneği olarak yorumlanabilir.

    Seks araçları pazarında genellikle parlak siyah yüzeyli olarak sergilenen deri fetişlerin de, erkek saldırganlığını ya da sadizmini simgelediği ve eşcinsel erotizmiy­le yakından ilgili olduğu, bu konularla ilgili yazılı ve resimli yayınlardan anlaşılabilmektedir.

    Yeni bir yoruma göre, sado-mazohist ve transvestit eğilimler çoğu kez bir fetişin merkezi etrafında gelişip büyümektedir. Gerek sado-mazohistlerde, gerekse trans-vestitlerde deri pantalon, ceket ya da naylon çorap gibi nesnelerin büyük önem taşıması, yoruma bir dayanak olmaktadır. Fetiş nesnesi ne olursa olsun, seks pazarında çok karlı bir ticaret metaı olduğu gerçektir. Tüm moda, pornografi ve fuhuş sanayii, akla gelebilecek her türlü uyarım aracını sergileyerek ya da kullana­rak, bir yandan çeşitli şekillerde durmadan arzusu uyandırılan, bir yandan da cinsel dürtüleri baskı altında tutulan çağdaş erkeğin bu ikilem içinde gelişen fetişist eğilimlerine karşılık vermektedirler.

    Cinsel özgürlüğün daha çok kuramsal düzeyde egemen olduğu ve aynı zamanda cinselliğin bir satış aracı olarak kulla­nıldığı çağdaş toplumlarda doğal dürtülerine istediği anda çıkış yolu bulunmayan ve bu yüzden devamlı bir duyumsuzluk hali içinde bulunan erkek, toplumun yasakla­dığı ya da ertelediği nazları, asıl haz kaynağının yerini alan nesnelerde yaşama­ya yönelmektedir.

  • Kadınlar Doğuştan Mazohist mi?

    Kadınlar Doğuştan Mazohist mi?

    İki cinsiyet arasındaki anatothik farklılık dolayısıyla birleşmenin bir penetrasyonu gerektirmesi, erkeklik ile sadizm, kadınlık ile de mazohizm arasında bir bağlantı kurul­masına yol açmış, bir çok sapma olgusunda olduğu gibi bunda da Freud’un psikoanalitik yorumları uzun bir süre etkili olmuştur.

    Erkeklerde görülen bir sapmayı Sade’ın ve Sacher Masoch’un adlarından esinlenerek sadizm ve mazohizm olarak tanımlayan Krafft Ebing’den sonra, Freud, bu iki sözcüğü genel bir psikolojik tavrı tanım­lamak üzere kullanmıştır. Sadizm onun kuramında tüm saldırganca davranış biçim­lerini kapsamaktadır. Sadist ya da mazohist, bilinçli olarak hareket etmese de bilinç­altında cinsel duygular yatmaktadır.

    Konuyu biraz daha derinleştiren Freud;
    1. Sadizm ile mazohizmin içten içe ilintili ve her ikisinin de doğuştan varolan eğilimler olduklarını ve belirli koşullar altında birinin ötekine dönüşebileceğini;
    2. Birçok nörotik kişinin kendi kendine karşı aynı zamanda hem sadist hem de mazohist tavır içinde olduğu, istemediği şeyleri yapmaya kendini zorlayabileceği gibi, iste­diği şeyleri yapmaktan da kendini alıkoya­bileceğim (bu bağlamda, aşırı görev tutkusu içindeki bir kişinin kendinden fedakârlık ederken aslında çok incelikli bir sado-mazohizm uyguladığını);
    3. Bir yandan erkeklik, etkenlik ve sadizm arasında, bir yandan da kadınlık, edilgenlik ve mazohizm arasında içten içe bir bağlantı olduğunu ileri sürmüştür.

    Bu arada erkeklerde görülen mazo­hizmin de, erkeğin, bilinçaltındaki kadınlık eğilimlerinin açığa çıkması şeklinde yorumlanmasıyla Freudcu görüşün geçerliliğini tehlikeye düşürebilecek bir olgu, kalıbına uydurulmaya çalışılmıştır.

    Ne var ki bu görüş, Freud’un kendi öğrencilerinden bir çoğu ve sonraki kadın psikanalistler tarafından şiddetle eleş­tirilmiş, özellikle Amerikalı feminist Betty Friedan’ın ünlü yapıtı The Feminine Mystique (Dişilik Gizemi)nde kadını eve kapatan ideolojinin Freud gibi psikanalistlerden güç aldığını savunmuştur.

    Kadınların doğuştan ya da yapıları itibariyle mazohist oldukları savına karşı;

    1. Kadınların cinsel ve üretimsel süreçlerinin acıya erkeklerden daha fazla aşina olma­larına yol açtığı ileri sürülmüştür.

    2. Fiziksel gerçekliklere ek olarak, kadının yazgısının acı çekmek olduğunu ima eden sayısız masal, kuşaktan kuşağa aktarıl­makta, kocalarının kabalığından, duyar­sızlığından yakınan annelerin kız çocukları üzerinde bıraktığı izlenimler de zaten yaygın olan bu inanışın daha da güçlenmesine yol açmaktadır.
    Bu durumda bir çok kadının acı çekmeyi bir erdem haline getirmesine ve bunu erkeklerine ve hatta çocuklarına karşı manevi bir baskı aracı olarak kullanmasına şaşmamak gerekir. Bu durumun, kadınların acı çekmekten zevk aldıkları (mazohist oldukları) şeklinde yanlış yorumlanması da kuşkusuz kadın erkek rollerinin değişmesine bilinçsizce karşı koyan tutucuların işine geliyor olsa gerektir.

    Doğrusu istenirse, bir erkekle kadının sevişmeleri sırasında uygar yaşantılarında bastırmak zorunda kaldıkları saldırganlık dürtülerini özgürce dile getirmeleri son derece doğal ve olağandır. İçlerindeki bu tür dürtülere bir ifade yolu bulamayanlar yapay koşullar arasında bu duyumsuzluklarını gi­dermeye çalışırlar.

    Ellerinde kamçı, ayak­larında diz boyu siyah deriden çizmelerle yarı çıplak bir erkeğin üstüne eğilmiş duran kadınlar, ya da bazı müşterilerinin özel isteklerini yerine getirmeye çalışan uzman­laşmış fahişelerdir.

    Şurası muhakkak ki Marquis de Sade’ın “Sadom’un 120 Günü” adlı yapıtından bu yana geçen iki, Leopold von Sacher Masoch’un “Kürkler İçindeki Venüs” adlı yapıtından ise yaklaşık bir yüzyıl sonra, pornografik literatürün ve daha sonraları sinemanın en çok yararlandığı konulardan biri sado-mazohist ilişkiler olmuştur.

    Playboy, Penthouse ve daha açık saçık görüntülü dergilerde sık sık rastlanılan görüntülerin milyonlarca alıcı bulmasının yanısıra, sinemada belli başlı bir ekol haline gelmiş “Histoire d’O” (O’nun hikayesi) türü filmler gişe hasılat rekorları kırmışlardır. Daha da ilginç olarak, Amerikan yayıncı­larının “romantic rape” (romantik tecavüz) diye tanımladıkları, bir erkeğin bir kadına zorlu sahip olmasıyla başlayan fakat sonu kadının erkeğe, erkeğin de kadına aşık olmasıyla mutlu bir şekilde noktalanan türde “pembe” romanların milyonlarca kadın okuyucu bulduğu gözlemlenmektedir. Bu olgu, kadınların doğuştan mazohist olduk­larını değil, çoğu zaman can sıkıcı bir tek düzelik içinde geçen günlük yaşamlarında çıkış olanağı bulamayan bazı dürtülerin varlığını kanıtlıyor olsa gerektir.

    Sinemanın büyük klasiklerinden “Rüz­gar Gibi Geçti” de Rhett Butler’m, tüm direnmesine karşın Scarlet O’Hara’y’ ku­cakladığı gibi yatak odasına çıkarıp kapıyı da arkadan kilitlemesi şeklinde cereyan eden ünlü sahneden türeme “Rhett Butler sendromu” bu tür romanlarda yeniden ortaya çıkmaktadır.

    Bu arada vahşi görünüşlü Rolling Stones topluluğu üyesi Mick Jagger ve ünlü aktör Steve Mc Queen’in, Marlon Brando’nun ya da Robert Mitchum’un canlandırdıkları kişiliklerde yeniden bir “romantik sadomazohist” tipi ortaya çıkmaktadır.

  • Botoks ( Botox) Nedir?

    Botoks ( Botox) Nedir?

    · Botoxun açılımı, Botulinum toksin tip A’ dır.
    · Botox yüzdeki, boyundaki çizgileri ve kırışıklıkları yok etmek amacıyla uygulanan bir tedavi metodudur.
    · Botoks kasların çok fazla çalışması neticesinde meydana gelen kırışıklıkların tedavisinde olumlu sonuçlar veren bir tedavi yöntemidir.

    · Mimik dediğimiz, gülme, kaş çatma, alın kırıştırma gibi hareketler, sürekli yinelenerek , yüzdeki çizgilerin oluşumuna neden olur ve bu çizgiler ilerleyen dönemlerde derinleşir.
    · Botox, daha çok yüzün üst bölümündeki kırışıklıkların yani iki kaş arasında kalan kırışıklıkların, alındaki yatay çizgilerin ve göz kenarındaki kırışıklıkların giderilmesinde kullanılan bir tedavi yöntemidir. Botoks avuç içi, ayak tabanı ve koltuk altında oluşan fazla miktarda terlemenin yok edilmesinde de kullanılır. Söz konusu bu bölgelere yapılan botox uygulamaları 6-8 ay boyunca terlemeyi engeller.

    · Botoxun son zamanlarda, kadınların tercih ettiği bir başka kullanım alanı da kaş kaldırmadır.

    · Botox injeksiyonu aracılığıyla mimik çizgileri gözle görülür bir biçimde giderilebilmekte, hatta tümden bu çizgiler yok edilebilmektedir.
    · Bu tedavideki asıl amaç kırışıklığın oluşmasına neden olan kasın tam bloke edilmesi ya da zayıflatılmasıdır diyebiliriz.
    · Botox uygulaması esnasında, kimi kadınların böcek ısırması biçiminde izah ettiği çok hafif bir ağrı duyulabilir. Ek uyuşturucu gerektirmez ve botox tedavisinin hemen akabinde hasta günlük yaşamını devam ettirebilir.

    · Söz konusu bu tedavisinin tek yan etkisi enjeksiyon bölgelerinde küçük kızarıklıkların meydana gelmesidir.
    · Yüz bölgesinde botox on beş dak. uygulanır ve altı ay süresince etkisini sürdürür.
    · Sonuç olarak botox alanında uzman hekimlerce doğru bir şekilde uygulandığında çok basit ve oldukça güvenli bir güzellik yöntemidir.

  • Kadınlar, Bu Davranışlar Erkeklerin İştahını Kaçırıyor

    Kadınlar, Bu Davranışlar Erkeklerin İştahını Kaçırıyor

    Kadınların sürekli yaptığı kışkırtıcı yöntemler kimi zaman erkeklere itici gelebilir. İşte bunlardan bazıları ve erkek görüşleri:
    Kimi zaman fark etmeden öyle şeyler yaparsınız ki erkekler sizi çok çekici ve cazibeli bulur. İşte o anlardan bazıları: Çok dar bir pantolonun içine girmek için dört bir yana zıplamanız, bir şey düşünürken dudaklarınızı ısırmanız ya da herhangi bir şey yapmak için önünde eğilmeniz…

    Tam tersi kimi şeyler de, siz ne kadar seksi olduklarını düşünürseniz düşünün, erkeklere çok itici gelebilir. İşte bunlardan birkaçı:

    Şehvetli bakış ve imalar

    Madonna, filmlerde en çekici bakışını takınıp üzerindeki seksi kıyafetlerle eşini baştan çıkarabilir. Siz de aynı şeyi yapmadan önce bir kez daha düşünün. 33 yaşındaki Mehmet, Bir bayan bana sexi bir biçimde baktığında onun gerçek mi sahte mi olup olmadığından emin olamam. Bana göre kendisiyle barışık olmadığının işaretidir” diyor. Unutmayın, samimi bir gülümseme karşınızdakine güven verir.
    kadin Çok fazla açık saçık kıyafetler giymek

    Göğüslerinizi tabak gibi ortaya çıkaran kıyafetler erkeklerin iştahının açılmasına neden olsa da bir yandan da niçin bu derece dikkat çekmek istediğinizi merak ederler. Eğer bütün bakışları üzerinize çekmeden oturmayı bile başaramıyorsanız bu sizi olduğu kadar, onları da rahatsız eder. 29 yaşındaki Ayhan “Çok seksi giyinen bir kadınla çıkıyordum, ilk başlarda bu çok güzeldi ama sonra erkeklerin gözlerini kız arkadaşımın vücuduna dikmesi beni giderek rahatsız etmeye başladı” diyor. Erkekler güzel bir kadınla olmak ister ama bir erkeğin bazı konularda hassas olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

    Çok içki içmeniz

    Erkekler eğlenceli kızlardan hoşlanır ama sadece ilk bir-iki saat için. Bir kızı deli gibi dans ederken izlemek bir süre sonra heyecanını kaybeder. 33 yaşındaki Evren durumu şöyle örnekliyor: “Peşpeşe içki içen bir kadın gördüğüm zaman, çok içtiğim gecelerin ertesi sabahındaki halim gözümün önüne geliyor: Hasta, kalın sesli ve kurbağa gözlü. O kadının birkaç saat sonra öyle gözükeceğini bilmek hiç de seksi değil.”

    İlişkinin başında yatakta garip isteklerinizin olması

    Hevesli görünmenizde hiçbir yanlışlık yok fakat yine de ilişkinin başında ayakta veya masanın üstünde sevişmek istemeniz, bir sopayı striptize yardımcı olarak kullanmanız erkekleri korkutabilir. 27 yaşındaki Umut “Bunu yüksek sesle dile getirmek garip ama bir kadınla ilk defa yattığımda onun sınırları zorlamasını istemem. Bir şeyleri beraber keşfettiğimizi hissettikten sonra deneysel şeyler yapabiliriz” diye anlatıyor.

    ERKEKLER KONUŞUYOR

    “Bana Her Zaman Seksi Geliyor…”

    – Başka kadınları tehdit unsuru olarak görmeyecek kadar kendine güvenen kadınlar. Kendinden ve ilişkimizden emin olduğunu gösteren şovlar yapmasına ise hiç gerek yok. Emre, 31

    – Dar bir tişörtle boxer giyen kadınlara bayılıyorum. Bir de ben yataktayken o şekilde kahvaltı getirdiğinde hayallerimdeki harika manzara tamamlanıyor. Arda, 33

    – Bir kadının espri anlayışının olması bana çok seksi geliyor. Kendisini çok fazla ciddiye almayan ve odak noktası olmaktan çekinmeyen bir kadınla beraber olmak isterim. Çağrı, 25

    – Bir kadının iştahla yemek yemesi çok hoşuma gider. O kadar yemeği yedikten sonra kaç saat spor yapması gerektiğinden bahsetmeyen bir kadını kastediyorum tabii! Serkan, 26

    – Bir kadının rahat olması beni de rahatlatır. Üzerine iyi oturan bir jean ve altına giydiği seksi botlar dikkatimi çeker. Demir, 27

  • Yağsız Yoğurt Zayıflatıyor

    Diyetlerine yağsız yoğurt ekleyen kadınlar yüzde 22 daha fazla kilo veriyor. Göbekteki yağların yüzde 81’i de sözkonusu bu yağsız yoğurtla eritilebiliyor.

    Göbeğini çok hızlı bir şekilde eritmek isteyen kadınlar, bol bol yağsız yoğurt tüketmelidir! Avrupa’da yapılan bilimsel bir araştırma gösterdi ki, düşük kalorili diyetlerine yoğurdu da ekleyen ve günde 3 öğün yağsız yoğurt tüketen fazla kilolu kadınların, yoğurtsuz bir rejim uygulayanlara oranla yüzde 22 daha çok kilo verdikleri ve yüzde 61 daha fazla yağ yaktıkları anlaşıldı. Yoğurt yiyen kadınların ayrıca, karın kısımlarında yüzde 81 daha fazla yağ yaktıkları bilimsel olarak kanıtlandı.

    Tennessee fakültesindek, incelemeye iştirak eden Prof. Dr. Zemel, yoğurt tüketen kadınların hem ortalama 7 kilo olan zayıflama seviyesinden daha çok inceldiklerini hem de kaslarını diğerlerinden 2 kat fazla koruduklarını ifade etti.

    yogurt1

  • Kadınlar, Depresyon Nedeniniz Fazla Kilolarınız Olabilir!

    Bazen fazla kilolarımızı: “Şişmanım fakat mutluyum”, “Aslında ben böyle de güzelim”, “Ben kilolu değilim aslında, sadece balık etliyim” diyerek kendimizi kandırırız.

    Aslında kilo özellikle kadınlar için depresyon sebebi olabilecek kadar önemli bir sorundur. Konunun uzmanları, fazla kilonun bayanlarda depresyonu ortaya çıkaran bir faktör olduğunu söylüyor.

    Doktorlar, kilolu olup da “ben kendimle barışığım” diyen kadınların pek çoğunun doğru söylemediğini belirtiyorlar. Kilo almanın depresyona sebep olabileceği gibi bunun tam tersi olarak depresyonda olmanın da kilo almayı

    kilolu

    tetikleyeceğini söyleyen uzmanlar, kilo almanın büyük bir ihtimalle artan stres ya da duygusal bir sorun neticesinde meydana geleceğini belirtiyorlar. Uzman Dr. Yusuf BÜLBÜL, yemek yemenin pek çok bayan için hem rahatlama hem de kızgınlık kaynağı olabileceğini, sporla arası iyi olmayan ve kilo almaya başlayan bir kadının kesinlikle bir özeleştiride bulunması gerektiğini belirtiyor. Bülbül, durumun kısa bir zaman sonra kısırdöngüye dönüşeceğini ve kilolu olma durumunu daha çok yemek yiyerek karşılık verip spor yapmaktan kaçınarak kiloların daha da artacağını belirtiyor. Depresyon neticesinde kilo alan kadınların antidepresan hususunda dikkatli olmaları gerektiğini söyleyen Bülbül, depresyon sebebiyle ilaç alan kadınların kilolarını çok iyi takip etmeleri gerektiğini söylüyor.

    _

  • Lazer Epilasyon İçin Kış Bakımının Tam Zamanı

    Lazer Epilasyon İçin Kış Bakımının Tam Zamanı

    İstenmeyen tüylerden, hoş görünmeyen yüz ve bedenin çeşitli bölgelerindeki lekelerden, bacak ve yüzdeki kılcal damarların ve bunların sevimsiz görüntülerinden kurtulmanın en iyi zamanı kış aylarıdır. Lazer epilasyon tekniği için özellikle sıcak yaz günlerini tercih etmediğimiz için siz siz olun fırsat varken ve güneş yüzünü bize henüz göstermemişken bu tekniklerden faydalanıp, yazın keyfini ve rahatlığının tadını çıkartın.

    Kıl köklerine kalıcı çözüm, lazer epilasyon
    Dnyada hiçbir kadın ya da erkek yoktur ki yüz ve vücuttaki istenmeyen tüylerinden memnun olsun, tabi doğuştan lazer_epilasyonşanslı olan ve çok ince ayva tüyü olan kadınları istisna edersek. Özellikle kadınlarda yüz, boyun, çenedeki tüylenmeler birebir görüntüyü çok çok bozarken, vücuttaki tüylenmeyse giyim kuşamımızı tümden değiştirebilecek bir etkendir. Tüylerden memnun olmayan erkeklerin sayısıysa gerçekten çoktur, havuza denize giremeyen, istediği biçimde giyinemeyen ve karşı cins ile ilişkileri bu nednele kötü olan pek çok erkek hastaya da rastlamak olağandır. Lazer epilasyon ise tamamen tıbbi bir teknik olduğundan uygulamayı yapan hekimin dermatolog, kıl köklerin özelliğini çok iyi bilen ve bu konuda eğitimi ve tecrübesi olan bir kişi olması şarttır. Aksi durumda doğru, yeterli cevap almak olanaksızdır.

  • Boyun ve Ense Jimnastiği

    Boyun ve Ense Jimnastiği

    Her sabah birkaç dakika, vücut cimnastiği yapmak gibi iyi bir alışkanlık kazandınız. Yüz kaslarınızı korumak veya sağlamlaştırmak için seçilen bazı hareket­leri yapmaya alıştınız. Genellikle kendi haline bırakılan, sonra da size ihanet edip intikam alan boynunuzu hiç düşündünüz mü?
    İşte, fırsat bulduğunuz her zaman yap­maya çalışacağınız bazı hareketler.
    Bazı Basit Hareketler
    • Bir iskemlenin üzerinde dik olarak oturun, gevşeyin. Başınızı sağomuzunuza doğru eğin . Tekrar öne getirin. İndirin. Kaldırın. Aynı hareketleri sol tarafa doğru tekrar edin.
    • Daha sonra bunun tersi hareketi yapın. Soldan başlayıp başı arkaya doğru çevirin ve sağa doğru getirin. Bu egzersiz baş ve ense rahatsızlıkları ve ağrılarında, omuz rahatsızlıklarında çok etkilidir.
    Boyun ve Ense Jimnastiği,• İki elinizin tersiyle, çenenizi hafifçe geriye doğru iterek boyun ve ense kaslarınızı büzün.
    • Ense kaslarınızı iki elinizle kuvvetli çekerek başınızı geriye doğru İtin.
    • Ağzınızı sonuna kadar açın. Alt çeneyi mümkün olduğunca indirin ve çeneyi mümkün olduğu kadar öne doğru çıkarın. Çenenizi, soldan sağa ve sağdan sola ha­reket ettirin, Bu, aynı zamanda, sarkık ya­naklar İçin de çok iyidir.
    • Başınızı omuzlarınız üzerinde, çok fazla öne eğmemeye özen göstererek döndürün. Bu egzersiz kamburluğa da iyi gelir. Bütün bu hareketleri, omuzları dik ve başı yukarıda tutarak yapın.
    Sonunda uyumak için rahatça yerleşin. Unutmayın ki, her gece ortalama 8 saati yatağınızda geçiriyorsunuz ve kötü bir yat­ma biçimi boynunuzda kırışıklıklar ve çizgiler oluşturur. Uykunuz sırasında, tam anlamıyla düz olması için, boynunuzu iyice yerleştirin ve gerin. Bu hiç de zor değildir ve zamanla sistematik bir hal olacaktır.

  • Yüz Jimnastiği

    Yüz Jimnastiği

    Cidiniz kusursuz bile olsa, yüz kaslarınız yumuşayıp gevşedikçe yüzünüz güzelliği yi­tirecektir. Günde en azından birkaç dakika kültür fizik yaparak vücudunuzu iyi halde tutma­nız gerektiğini bilmeniz gerekir. Yüzünüzün de kas düzenini sağlamlaştır­ması için gündelik bir jimnastiğe ihtiyacı olduğunu biliyor muydunuz? Bunu bir “sorun” haline getirmeyin, çünkü bu çok kolaydır.
    Çalışıyor musunuz?
    Bu küçük “püf noktaları”nı sözgelimi banyonuz sırasında uygulayın. Hem sonra, ailenizden ‘ayrı kalacak’ birkaç dakikayı da her zaman bulabilirsiniz.
    Ev kadını mısınız?
    Yüz kaslarınızı güçlendirmek ve gergin­leştirmek için yararlanabileceğiniz her anı kullanma alışkanlığı kazanın.
    Bazı Hareketler
    A.E.İ.O.U sesli harflerini çok yavaş ve çok derin olarak, çene kaslarını . iyice büzerek söyleyin.
    -Seçeceğiniz bir cüm…le..yi… hecelere ayırarak söyleyin, ve bunu yüz kaslarınızı büzerekyapın.
    -dişlerinizin arasında bir tapa tutarak, yüksek sesle bir parça okuyun veya konuşun,
    Bütün bu hareketler, yalnızca kaslar için değil, aynı zamanda konuşma biçimi için de yararlıdır.
    -Islık çalar gibi dudak çevresini büzün ama dudaklarınızı öne doğru uzatmayın . Bu hareketi birçok kez tekrar edin.
    -Ağzınızı (susuz olarak) çalkalıyormuş gibi yapın, arria ağzınızı kapalı tutun.
    Bu gevşetir ve kan dolaşımını hızlandırır.
    – Eğer içinizden gülmek geliyorsa, dilinizle iç kısma kuvvetle bastırarak gülümsemenizi yayın.
    -Dilinizle sağ yanağınızı şişirerek kulaklarınıza doğru çekin.
    Aynısını sol yanak İçin de yapın.
    -Baş ve orta parmağınızı çenenizin altında sağdan sola ve soldan sağa “piano” çalargibi hareket ettirin.
    Cidiniz kusursuz bile olsa,

  • Göz ve Alın Jimnastiği

    Göz ve Alın Jimnastiği

    Göz ve alın kaslarının gerginliğini korumak için birkaç egzersiz:
    • Gözlerinizi kapayın. Gözünüzü çevreleyen kasları iyice büzerek göz kapaklarınızı sıkın. Bu egzersiz, kaşların başlangıç yerinin sarkmasını, göz kapaklarının düşmesini, şişkinlikleri önle­mek için çok yararlıdır.
    • Deriyi tam yerinde tutmak için, iki par­mağınızı şakaklarınıza dayayın. Gözlerinizi 10 kez arka arkaya ve kuvvetle açıp kapayın. Bu egzersiz göz kapağı kaslarını çalıştıracaktır.
    • Başınızı hiç kımıldatmadan ve iyice dik olarak tutun, iki gözünüzle, elinizden gel­diğince sağa bakın. Bu durumda bir kaç saniye bekleyin. Aynı işlemi, sola bakarak tekrarlayın.
    • Göz altlarındaki torbaları ortadan kaldı­rarak alt göz kapağını hafifçe kaldıran, üsl göz kapağını da aşağıya doğru indiren bir hareketle göz kapaklarının çevresini kasın.
    • Baş parmağınız ve parmak uçlarını? bir­birine yapışık olarak ve saç çizgisine değecek biçimde ellerinizi alnınıza koyun. Saçın derisini bastırın ve itin. Sonra bırakın eski durumuna gelsin.
    • Alın hareketleri yapmamaya mümkün olduğunca özen gösterin. Yüzün bu bölümündeki yatay ve dikey kırışıklıklar, genellikle, anlam ifade eden kırışıklıklardır; yani bu kırışıklıklar kontrol­süz mimikler tarafından oluşturulurlar.
    göz ve alın cimlastiği

  • Temiz Havanın Yararları

    Temiz Havanın Yararları

    Bİr temiz hava kürü, yağlı ciitler için olduğu kadar kuru ciltler için de koruyucu bir özellik gösterir.
    Eğer cildiniz kuruysa…
    Deriniz kötü nemlendirilmiştir. Bu olay genellikle yüzeysel dolajımın yetersiz olmasından ileri gelir. Temiz havada bulunan oksijen kan dolaşımım hızlandırır, böylece deriniz geniş ölçüde su ihtiyacını gidermiş, nemlendirilmiş olur.
    Ama, dikkat! Rüzgar ve güneşin kurutu­cu bir etkisi vardır. Şu halde, büyük ölçüde süper nemlendirici bir krem kullanmalısısınız. Cildiniz daha esnek bir duruma geldiğinde bundan canlandırıcı bir tedavi olarak yararlanın: canlandırıcı krem veya güzellik serumu gibi.
    Eğer cildiniz yağlıysa …
    Bunun nedeni iç yağı salgılarının düzen­sizliğidir. Bu fazlalık genellikle bir sinirsel gerilime bağlıdır. Oksijen sinir sisteminin düzenleyicisidir ve bu sistemin çalışması da terlemeyi oluşturduğundan ter daha rahatça çıkabilir: ilk günler deride yağlı estetik açısından kötü bir görünüm yaratır, ama sağlığa yararlıdır. Temizleyici maskeler uygulayın, pisliklerin yok olduğunu görerek şaşıracaksınız.  Pekiştiricileri kullanın. Yavaş yavaş salgılar düzene .girecek ve burada da açık hava kürünün yararlarını artırıcı özel bir tedavi yapma fırsatını yakalıyacaksınız. Eğer temiz hava kürü yapabilme şansınız yoksa, çevrenizdeki koruluklardan eliniz­den geldiğince yararlanmaya bakın. Eğer iyi bir balkonu bulunan azınlıklardansamz, sabahın ilk güzel saatlerinde yemeklerinizi burada yemekte tereddüt etmeyin.

    Temiz havanın yararları