Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: admin

  • Makyaj

    Makyaj

    İnsanların güzeli, ham haldeki bir şeyde aradıkları ve buldukları enderdir. He­men her şeye, her zaman, mutlaka kendilerinden bir şeyler katmışlar, eklemiş­ler, çıkartmışlar, değiştirmişler, hemen hiçbir şeyi ilk haliyle, doğal haliyle bırakma­mışlardır. Bir anlamda bu “ham maddeyi” (ister insan vücudunun bütünü, isterse bir parçası olsun ya da başka bir şey olsun) kafalarındaki güzellik anlayışına göre yeni­den biçimlemek demektir.

    Makyaj bu tutumun en temel uygulama­larından biridir. Hemen herkes sinema ve ti­yatroda gördüklerinden makyajın gücünü yani genci yaşlı, yaşlıyı genç, erkeği kadın, kadını erkek görünümüne sokma yetene­ğini bilir. İyi yapılmış bir makyaj gerçekten de sırasında, kişinin elinde “güçlü bir silah” rolü oynayabilmektedir. “Güzelleşmesini bilen” bir kadının insan­larla ilişkisinin daha rahat, daha kolay olduğu bir gerçektir. Bu kolaylığın, yalnızca makyaj sayesinde güzelleşmesini bilmiş kadını görenlerin “etkilenmesi”nden değil, aynı zamanda, güzelleştiğinin bilinci içindeki kadının kazandığı kendine güven ve iç rahatlığından da ileri geldiği ve makyajın hem “yapan kişi” hem de “çevresi” üzerinde ikili bir olumlu etkisi oluduğunu teslim etmek gerekir. Saçı başı dağınık, benzi soluk, dudakları uçuk bir kadının sağlıksız ve yorgun görünümünün başkaları üzerinde bırakacağı etki ile aslında yorgun ve rahatsız bile olsa bu durumu makyajla örtebilen ve çevresine dinç, canlı bir izlenim yayabilen bir kadının etkisi elbetteki birincinin yararına olmaya­caktır. Dahası bizzat o kadın bakımsızlı­ğından olumsuz etkilenecek, hiç gereği yokken bile keyifsiz, sönük, huzursuz hatta hırçın bir ruh hali içine düşecektir.

    makyaj21Buraya dek makyajdan kadınlarla ilgili olarak söz ettik. Gerçekten de makyaj öncelikle ve esas olarak kadınlara ilişkin bir uğraş olmakla bilikte, erkeklerden büsbütün kopuk ve “erkekliğe sığmaz” bir şey değildir. Aslında erkekler de kadınlarla aynı ölçü ve biçimde olmasa bile “makyaj” yaparlar.

    Saçları temiz, düzgün kesilmiş bir baş ve traşlı bir yüzün, (bakımlı bir sakal ve/ ya da bıyık “traşsızlık” değildir elbette. Kişinin kendisi ve çevresi üzerindeki etkisi de saçı-sakalı birbirine karışmış birinin bırakacağı izlenimle ters orantılıdır. Yani kadınlar için geçerli olan kural erkekler için de gerçerlidir. Erkekler için saçlarını ille de “berberde yaptırmak,” şart olmayabilir; ama saç ve sakalının, bıyığının düzgünlü­ğüne özen göstermek, gerekiyorsa boyat­mak, burnun üstünde ve kulaklarda kıllar varsa bunları almak da erkeklerin makya­jıdır. Üstelik kadınlarınki kadar da uzun, ayrıntılı ve zahmetli değildir!

    Makyajsız, saf bir güzellik ancak çocuklukta olabilecek bir şeydir, Ergenlik­le birlikte yüzde beliren sivilceleri gizle­mek, ya da uzamaya başlayan sakal ve bıyığı traş etmekle ilk adımları atılmış sayılabilecek makyaj, bundan sonra bütün bir ömür boyu yaşa ve olanaklara göre değişecek ölçü ve biçimlerde sürecek bir uğraştır. Kişinin bu işi bilinçle ve gereken önemi vererek, özeni göstererek yapması yalnızca evinde, işyerinde, ziyarette ya da herhangi bir topluluk içinde birarada olacağı kimselere karşı değil, aynı zaman­da bizzat kendi benliğine karşı da bir “uygarlık görevi” olarak ele alması gereken bir uğraştır.

    İnsanın yalnızca kafasının dış görünüşü ile ilgilenmesi nasıl bir hata ise, salt kafasının içine önem verip, dış görünümünü boşlaması da benzeri bir eksikliktir. Günümüzün aydın insanı kendini çok yönlü olarak geliştiren kişi ol­duğuna göre, makyaj (ne özellikle kadınlar açısından) salt modanın ya da reklamların deli rüzgarına başıboş teslim edilecek bir şeydir, ne de (özellikle erkekler açısından) “makyaj de neymiş” diye dudak bükülecek bir şey. Önemli (ve yararlı olan) makyajı bi­linçle yapmaktır. “Makyaj bilinci” diyebile­ceğimiz şey de makyaj yaparken nelerin he­def alındığından hangi malzemelerin ne için, ne kadar kullanılacağının bilinmesine dek uzanan bir dizi bilgiyi kapsar.

    Doğru makyaj nasıl yapılır?

    Yüzünüze pürüzsüzlük veren fondöten, yüzünüze makyaj yapmaya hazır hale getiri. Bu sebeple, düzgün görünümlü bir cilt ve makyajda olumlu bir netice için fondöten seçimi gerçekten çok önemlidir. , Cildinizin tipine ve rengine uygun fontoten seçmelisiniz. Cilt renginizden biraz daha açık bir fondöten rengi tercih etmek dikkat etmeniz gereken en önemli noktadır.

    Fondöten uygulamalarında her zaman dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da, fondötenin temiz ve nemlendirilmiş cilde yapılması. Kompakt fondöten haricinde bütün fondötenleri yüzünüze sürerken parmak uçlarının kullanılması şart. Elin ısısı fondötenin akıcılığını yükselttiği için hem cilde yedirmek daha kolaydır, hem de dayanıklılığı artar. En önemlisi makyajın daha doğal bir görünüm almasını sağlar.

    Fondöteni alın ve alnınıza, burnunuza, yanaklarınıza ve çenenize parmak uçlarınızla sürün. İlk etapta az miktarla başlayın, daha sonra gerekirse artırın. Makyaj esnasında fondötenin çok fazla kullanılması, sürülmeyi zorlaştıracağı gibi maske etkisine de neden olur. Cildinize parmaklarınızla basınç yaparak, ortadan kenarlara doğru bütün yüzünüze yayın. Boyun ve kulaklara doğru rengi iyice yedirin. Yüzde renk bütünlüğü sağlamak amacıyla göz kapaklarınızın üzerine ve gözün alt kısmına da sürün. Profesyonel bir netice istiyorsanız, nemli bir sünger aracılığı ile yüzün dışına doğru fondötenin üzerinden geçin. Başka uygulamalara geçmeden önce fondötenin derinize iyice oturması için biraz bekleyin. Fondöteni yeni sürmenize karşın sivilce ya da göz altı halkaları tam olarak kapanmamış olabilir. Kapatıcı concealer ile bu hataları düzeltin.

  • Göğüs Estetiği Ameliyatı

    Göğüs Estetiği Ameliyatı

    Her kadın güzel ve çekici olmak ister. Kadında güzelliğin, dişiliğin ve çekiciliğin en önemli göstergesi göğüslerdir diyebiliriz. Estetik ameliyatlar içinde sık sık başvurulanlardan biri de küçük göğüslerin büyültülmesi ya da tersine iri göğüslerin küçültülmesidir. Büyültme işlemi “mastop-lasti” denilen bir ameliyatla oluyor. Bu ameliyatla genellikle silikondan yapılmış bir protez göğüs kemiğiyle doku arasına yerleştiriliyor. Doğrudan silikon şırıngalanması ise olmadık yerlerde şişkinlikler yaptığı için bundan kaçınmak gerekir.

    Ameliyattan sonra bir ay boyunca gece gündüz özel bir sutyen giymek gerekir.
    Çok iri göğüslerin küçültülmesi ise üç saatlik bir bayıltmayı gerektirmektedir. Bu ameliyatla göğüs dokuları ve bezleri azaltılır. Bu işlem süt vermeyi engellemez ancak ameliyat sırasında göğüs ucu çıkartılıp, yeniden dikildiği için duyarlılığı azalır. Bu ameliyatın izleri göğsün dört bir yanından belli olur. Şu noktayı da ekleyelim ki göğüslerin büyüklüğünün hormonal bir nedeni varsa bu ameliyat hiçbir işe yaramaz; çünkü aynı bozuk hormon yapısı yine aynı sonucu doğurur. Dolayısıyla ilkin göğüslerdeki iriliğin neden ileri geldiğinin doğru olarak saptan­ması çok önemlidir.

    Sarkmış, porsumuş göğüslerin düzel­tilmesi “mastopeksi” denilen bir ameliyatla olur. Bu ameliyatta da göğüs derisi kesilir, fazlalık çıkarılır, kalan göğüs parçası gerilip biçim verilerek yeniden dikilir. Yara izi bir süre geçmez. Hatta bazı ciltlerde’ ömür boyu beyaz bir iz kalabilir.

  • Ciltteki Lekerin ve Benlerin Estetik Ameliyatla Alınması

    Ciltteki Lekerin ve Benlerin Estetik Ameliyatla Alınması

    Lekelerin cildin güzelliğini bozduğunu belirtmeye sanırız gerek yoktur. Ben ise kimi devirlerde bir güzellik unsuru olarak görülmüş, hatta bu nedenle kadınlar boyanırlarken yapay benler kondurmuş­lardır yüzlerine. Ancak bazı benlerin çirkin durabildikleri yine bir gerçek. İşte bu tür benler ve lekeler estetik cerrahiyle yok edilebiliyorlar.

    Bu, iki yoldan yapılıyor. Biri, derinin soyulması. Yerel uyuşturma ile deri duyarsızlaştırıldıktan sonra deri spreyle donduruluyor. Bu sayede hem kanama önlenebiliyor, hem de acı duyma olasılığı iyice azaltılmış oluyor. Daha sonra cerrah deriyi soyuyor! lekeli parçayı çıkartıyor, küçük bir fırçayla gerekli düzeltmeleri yapıyor. Beş-altı saat süren bu işlemden sonra yeni derinin oluşması için on gün kadar beklemek gerekiyor. Yeni deri tabiî lekesiz, doğal renginde oluyor. Daha az kullanılan ikinci yöntem ise kimyasal olarak derinin kazınması. Fakat bu daha zor ve tehlikeli. Zira cilt kimyasal maddeye tepki gösterebiliyor, allerji meydana geli­yor.

  • Göz Altı Torbaları

    Göz Altı Torbaları

    Göz altındaki Torbaların Nedeni Ne Olabilir?

    Göz altı torbalarının nedeni uykusuzluk ve ödem olabilir. Yaşlanmaya bağlı olması en büyük nedenlerden biridir. Göz çukurunun içinde yer alan torbacıklar zamanla esner ve sarkar.

    Peki Göz Altı Torbaları Ameliyatla Alınabiliyor mu?

    Evet, pek zor olmayan bir işlemle göz altlarında oluşmuş torbacıklar birkaç saat içinde alınabiliyor.
    Peki Göz Altı Torbaları Ameliyatı Nasıl Yapılıyor?

    İşlem gözaltı torbasındaki derinin kesilip fazlalığın alınması ve derinin yeniden dikilmesinden ibaret. Ameliyat izleri belli olmuyor. Ancak üç hafta kadar bir sürenin geçmesini bekle­mek gerekiyor.

    Peki Tek Çözüm Ameliyat mı Başka Bir Çözümü Var mı?

    Ameliyat olmadan da aşağıdaki uygulamayı kendiniz evde yaparak göz altındaki torbalara çözüm bulabilirsiniz.

    -Bir demet maydanozu öğüttükten sonra içine 300 gram. süt ekleyin ve pişirin, süt yarıya geldiğinde onu süzerek balla tatlandırın. Bu karışımdan günde beş defa bir çorba kaşığı için.

    -Bir patatesi rendeleyerek patatesin suyunu iyice çıkartın. İçine badem yağı ve 1 tatlı kaşığı kahve ekleyerek tülbente sarıp bir süre bekletin. Bu tülbenti çaya batırarak göz torbalarının olduğu bölgelere kompres yapın.

  • Yüz Germe Ameliyatı

    Yüz Germe Ameliyatı

    Yüz Gerdirme Ameliyatı Nedir?

    Yüz estetiği başka bir deyişle yüz germe ameliyatı, kişinin gevşeyen ya da sarkmış yüz derisinin sarkan kesimlerinin alınıp, daha genç bir yüz yüz haline getirilmesi anlamına gelir. Yapılacak ameliyat, Yüz Gerdirme Ameliyatı yaşlanmayı durdurmaz, fakat hayatı saate benzetecek olursak saati geri çevirir diyebiliriz, hastanın yüzünde gençleşme sağlar. Yaşlanma saati geri döndürülür, fakat çalışmayı sürdürür.

    Yaşlandıkça buruşan ve gevşeyen yüz derisi yanakların sarkmasına, gerdanın kat kat olmasına, boyunda çizgiler belirmesine yol açmaktadır. Yüz gerdirme ameliyatıyla bütün bu sorunların bir seferde giderilmesi mümkündür. Zor fakat çok tehlikeli olmayan bu işlemde lokal uyuşturma uygulanıyor ve üç saat içinde cerrah deriyi kulakların önünden, arkasından ve çene altından kesiyor, gevşemiş deri fazlasını alıyor, yağ birikintilerini gideriyor, deriyi yeniden dikiyor. Dikiş izleri çene altında ve kulak arkasında saç kıvrımları altında kalıyor. Bu işlem sırasında ve sonrasında çok az acı duyuluyor. 10 gün ile bir ay arasında ameliyatın etkileri geçiyor. Ne var ki altı yedi yıl sonra aynı sorunlar yeniden kendini gösteriyor.
    Bu tür ameliyatın erkekler açısından getirdiği bir sorun daha var. Çene üzerindeki deri gerilmek üzere kulak arkasına çekilince bu kez sakallar kulak arkasında çıkmaya başlıyor! Erkeklerin kulak arkalarını da traş etmek durumunda kalacaklarını bilmeleri gerekir.

    Yüz Gerdirme Operasyonu Sonrasında 2. Bir Ameliyat Gerekir mi?

    Kimi hastalar ameliyattan 7 ila 15 sene sonra yeniden ameliyata ihtiyaç duyarken, pek çok kişide 2. bir yüz germe ameliyatı gerekmez.
    Ameliyat İzleri Belli Oluyor mu?

    Hayır izler belli olmaz, fakat çok yakından dikkatlice bakılırsa bu ameliyat izleri fark edilebilir bu izleri ortadan kaldırmak için hafif bir makyaj yapılabilir.

    Yüz Gerdirme Ameliyatı Nasıl Yapılıyor?

    Derinin yaşlanması ile beraber deri yapısındaki elastik lifler gittikçe azalır, derinin altındaki yağ dokusu iyice incelir. Böylece zamanla çoğalan ve derinleşen yüzdeki kırışıklar ve çizgiler ortaya çıkar. Buna yüzün yaşlanması adını veriyoruz. Yüz germe ameliyatı yaşlanma neticesinde bollaşan yüz derisinin uygun bölgelerden kesilip yüzün yan taraflarından arkaya ve yukarı doğru çekilerek gerilmesi ve fazla kısımlarının kesilerek yeniden dikilmesi durumudur.

    yuzgermeAmeliyat Esnasında En Çok Neye Dikkat Ediyorsunuz?

    Bilindiği gibi bütün ameliyatların kendine has püf noktaları vardır, yüz germenin de çok önemli püf noktaları söz konusu. En mühim noktalardan biri, yüz mimik kaslarını hareket ettiren yüz sinirinin korunması ve zarar görmemesidir. Sözünü ettiğimiz bu sinir her iki yanakta çok ince dallara ayrılmakta ve derinin altında uzanmaktadır.

    Yüz Gerdirme Ameliyatını En Çok Kimler Yaptırıyor?

    Estetik ameliyat yaptıranlarla ilgili araştırmalar gerek dünyada, gerekse yur­dumuzda bu alanda doktor ve hasta sayısının hızla arttığını, kadınların erkek­lerden fazla olduğunu, ama erkeklerin sayısının da hiç azımsanmayacak bir düzeye eriştiğini göstermektedir. Örneğin, Fransa’da, estetik müdahale geçiren her on kişiden biri, ABD’nin Los Angeles kentin­de ise üçü erkektir. Türkiye’de bu konuda henüz sağlıklı bir araştırma yapılmış değil. Ancak Hacettepe Üniversitesi’ne estetik müdahale geçirmek üzere başvuranların % 30’unun erkek olduğu saptanmıştır. En çok ameliyatla düzelttirilen organların da kadınlarda burun ve göğüsler, erkeklerde burun olduğu anlaşılmış. Her iki cinsin çabasının da öncelikle güzel, çekici görün­mek olduğu çok açık.

    Anladım, Peki Bu Ameliyat Ne Kadar Sürüyor?

    Fazla değil, eğer sadece yüz germe ameliyatı yaptıracaksanız 1-2 saat içinde opersyonu bitiriyoruz.

    Peki Bu Ameliyat Tehlikeli midir? Yani Kalıcı Bir Hasar Görebilir miyim?

    Ameliyatı olmadan önce çok iyi bir araştırma yapın. Alanında uzman, deneyimi, tecrübesi olan uzmanlar tarafından yapıldığında çok fazla bir riski yoktur. Ancak hemen söyleyelim ki her ameliyatta bir risk vardır. Bu riski göze almalısınız. Deri altında kan toplanması, (doktor tarafından alınmalıdır), yüz kaslarının sinirlerine hasar (bu geçici bir hasardır), enfeksiyon, ve anestetik reaksiyonlar, görülebilecek ameliyat sonrası sıkıntılardır.

  • Alın Kırışıklıklarının Düzeltilmesi Ameliyatı

    Alın Kırışıklıklarının Düzeltilmesi Ameliyatı

    Çoğunlukla erkeklerin başvurduğu bir işlem olup, alın kırışıklıklarının düzeltil­mesi çok pahalıya malolmaktadır. Zira saç sınırı içinde deri bir kulaktan öbürüne dek kesiliyor ve gevşemiş, kırışmış alın derisi geriye çekiliyor.

    Tabiî bu durumda saç sınırı da geri çekilmiş olduğu için sınırın ön bölümünü saç ekmek gerekiyor. Bu ameliyatın sakıncası, kaşların sürekli çatıl­mış gibi durması olasılığıdır.

    Kaş düşüklüğü ve alın kırışıklıkları, çatık kaşlar yaşlık, yorgunluk, kızgınlık işaretlerdir. Yüksek kaş, çatık olmayan kaş ve gergin bir alın gençlik, güleryüz ve güzellik ifadesidir. Alında oluşan dikey ve yatay mimik çizgileri zamanla derinleşip yüzünüzü yaşlı gösteriyor ve yorgun bir ifade veriyor, bakışlarımıza melankoli katıyor.

    Alında oluşan çizgiler, yaşlanmanın yüzümüze yerleştirdiği estetik kusurlardan bir tanesidir. Mimik çizgilerden sayılan alın çizgileri, sadece yaşımızı göstermekle kalmaz, aynı zamanda yüzümüze yorgun bir ifade verir .

    Alın Kırışıklıklarının Düzeltilmesi Ameliyatı Nasıl Yapılıyor?

    Öncelikle plastik cerrah, siz türlü mimikler yaparken her adalenin hareketine dikkat ederek alnınızı ve üst gözkapağı bölgenizi inceler. Sonra kaşlarınızın düşük olup olmaması, üst gözkapağınızdaki fazla deri miktarı ve saçlarınızın alnın neresinden başladığını da göz önünde tutarak sizin için en uygun tekniğine karar verir.

    Hastaların istekleri de dikkate alınarak bazı durumlarda genel anestezi kimilerinde ise bölgesel anestezi tercih edilir. Bu iki ameliyat birlikte, tek tek ya da göz kapaklarında sarkmalar olan hastalarda Göz Kapağı Estetiği ameliyatı ya da Endoskopik Yüz Germe ameliyatı ile kombine olarak da uygulanabilir.

  • Estetik Ameliyatlar

    Estetik Ameliyatlar

    Gelişen tıp bilimi ve teknolojisi yirminci yüzyılın özellikle ikinci yarısında insanların güzelleşme­sinde sözcüğün tam anlamıyla bir “dev­rim” yapmışlardır. İnsanların, doğal halle­riyle yetinmeyip kendilerini daha güzel göstermek ya da ufak tefek kusurlarını az çok örtmek, gizlemek gibi son derece insanca bir kaygıdan kaynaklanan mak­yaj, bu yolda bir yana bırakılmadan, aşılmıştır. Zira günümüzde maddî olanak­ları elverdiği takdirde kadınlar, artık büyük burunlarını makyajla küçük göster­meye ya da kırışıklıklarını birtakım kremler altında gizlemeyi, sarkık göğüsle­rini askılar, ve sutyenlerle kaldırmaya gerek duymadan, bir başka deyimle yüzlerinde ve vücutlarında yüzeysel bir iki düzeltimden öteye gitmeyen önlemlerle yetinmeden sorunu kökünden çözmenin yolunu tutmaktadırlar: bir estetik müda­hale ile kemerli bir burnu kalkık bir burna dönüştürmek, deriyi gerdirerek kırışıklık­ları yok etmek, ameliyatla göğüsleri dikleştirmek, vs. artık bedelini ödedikten ve cesaret ettikten sonra kolayca gerçekleş­tirilecek işler arasına girmiştir.

    İnsanlar çirkinliğe katlanmak istememekte, fiziksel kusurlarıyla barış içinde birarada yaşa­maktansa elerinde olanak olduğu takdirde güzelleşmek üzere plastik cerrahî ya da estetik cerrahi doktorlarının bıçağı altına yatmakta pek duraksamamaktadırlar.

    Öyle ki sonunda birden fazla ameliyat geçire­rek kendilerini birçok kez ve değişik yerlerinden kesip, biçtirenlerin orjinalinden çok değişik yeni bir biçim kazandıkları gözlenmektedir. Örneğin kalçalarını fazla büyük, buna karşılık göğüslerini küçük, burnunu biçimsiz, kulak memelerini çir­kin, gözkapaklarını torbalı, gerdanını iki kat vs. bulan biri bütün bu noktalarda bıçağın altına yatarak kendine tepeden tırnağa yeni bir biçim, yeni bir görünüm kazandırabilmektedir.
    Estetik cerrahinin bu derece yaygınlık kazanması kuşkusuz zamanımıza özgü bir durumdur. Ancak insanlar çok eski zaman­lardan beri vücutlarının belli organlarını yaygın güzellik anlayışına göre yeniden biçimlendirmek istemişlerdir. Afrika’da kadınların kulaklarına ağırlık takarak kulak memelerini büyültüp sarkıtmaları, Çin’de kadınların ayaklarının küçük kal­ması için belli bir yaştan başlayarak yani henüz büyüme çağında iken kızların özel ayakkabılar giymeye zorlanmaları ilk “estetik müdahaleler”e örnek gösterilebi­lir. Tam anlamıyla “cerrahi estetik müda­hale” ya da “plastik cerrahi müdahale” de yine oldukça uzun bir geçmişe dayanır.

    estetikBu alanda bilinen ilk uygulama Antik Çağ’da Hindistan’daki Susrutalara aittir. O devir­de esirlerin burnu kesilirdi. Susrutalar ise bu kesik burunları onararak tarihin bilmen ilk plastik cerrahi uygulamasını başlatmış oldular. Bu tür ameliyatlar sonradan Hindistan’dan Mısır’a geçti. Fakat tıp tarihi uzmanları bilimsel anlamda ilk plastik carrahi uygulamasının 16. yüzyılda italya’da Gaspare Taeliacozzi tarafından başlatıldığını ve koldan buruna doku aktarılarak gerçekleştirildiğini öne sürü­yorlar.

    Çok uzun bir aradan sonra plastik cerrahi yine Avrupa’da I. Dünya Savaşı yıllarında önemli bir aşama yapmıştır. Özellikle Fransız Hyppolyte Morestin, yüz yaralarını onarmada gösterdiği başarıyla büyük bir ün kazanıyor. Amerika’dan S. Kazancıyan, İngiltere’den H. Gillies gibi doktorlar Morestin’in yanında bir süre staj yaptıktan sonra ülkelerine dönerek plastik cerrahi uygulamasının yaygınlık kazan­masına hizmet ediyorlar. II. Dünya Savaşı da bu cerrahinin gelişmesi için kuşkusuz çok uygun bir ortam oluşturuyor. 1950 yıllarından sonra ise plastik cerrahi yara-bereyi onarmaktaki daha ileri bir aşamaya sıçrayarak kusurlu ya da kusurlu sayılan organları güzelleştirmeye yönelik bir uygu­lama içine giriyor ve bugünkü anlamıyla “estetik cerrahi” doğmuş oluyor.

    Plastik cerrahi doğuştan ya da bir kaza sonucu olmuş kırık, yara, bere, yanık ya da gelişme bozukluklarının onarımında etkili olmaktadır. Bu alanlar şöyle özetlenebilir:

    1. Yüzde: çene, burun, elmacık kemiği kırıkları ve yumuşak doku yaralanmaları, urların çıkarılmasından ileri gelen biçim bozuklukları. Doğuştan gelen biçim bo­zuklukları.
    2. El ve ayaklarda: doğuştan gelen biçim bozuklukları (bitişik parmaklar, altı parmaklılık, vs) kaza sonucu kopmalar.
    3. Cinsel organlar: doğuştan gelen bozukluklar (vajina kusurlarının düzeltil­mesi, peniste idrar deliklerinin düzeltilme­si) kızlık zarının dikilmesi.
    4. Yanıklar: çok ağır olmayan durum­larda kaybolan derinin yerine yeni deri aşılanması.

    Estetik cerrahi alanı da çok geniştir. Günümüzde estetik müdahale ile: göz kapaklarındaki kırışıklıklar, torbalar, yüz­deki kırışıklıklar, yağ fıtıkları, boyundaki yağlar, kulakların kepçe şekli, burun şekli bozuklukları, kaşlar, dudaklar, memelerin büyük olması (küçültülür), küçük olması (protez konarak .büyültülür), sarkık olması (dikleştirilir), baldır ve kalçalarda fazla yağlar (alınır) vb. pek çok kusur düzeltile­bilmektedir.

    Estetik cerrahi müdahale on, onbeş yıl önceleri ancak meslekî nedenlerle çok güzel olmak ya da güzelliklerini korumak gereğini duyan kadınların ve az sayıda eşcinsellerin başvurduğu bir şeydi. Ancak geçen zaman içinde değer yargılarında kendini gösteren ve bir anlamda bir “kültür devrimi”nden bile sözettirebilecek denli büyük dönüşümlerin gerçekleştiği ileri batı ülkelerinde güzelleşmek uğruna bıçak altına yatmayı göze alanların sayısı arttı, kimlikleri çeşitlendi. Artık yalnızca aktrisler, ses sanatçıları mankenler, vb. değildir estetik ameliyat geçirenler. Parası olan hemen her kadın, bir küçük ameliyat­la düzeltiliverecek bir kusuruna katlan­mayı artık pek istememektedir. Hele parasıyla birlikte biraz da cesareti varsa.

    Gerçekten de estetik ameliyat geçirmek “göze alınması” gereken bir işlemdir ve biraz cesaret gerektirir. Zira ameliyat edilecek organın çeşidine göre bir tehlike olasılığı azalıp, artıyorsa da en basit, en küçük bir ameliyatta bile sıfır tehlikeden sözetmek mümkün değildir. Öte yandan “azgın” denilen türden, yani çabuk iyileşmeyen bir cilde sahip olanlar için bu tür ameliyatlar pek salık verilemez. Özellikle cilt altı kanamaları erkeklerde oldukça yaygındır. Bu durumda eğer sağlık açısından bu tür ameliyat geçirmeye bir engel yoksa ve ameliyatla düzeltilmesi istenen kusur gerçekten “büyük” sayılabi­lecek ve kişide birezikliğe neden olan bir kusur ise estetik ameliyatı göze almak yararlı olabilir.

    Bilinmesi gereken bir nokta da sonu­cun hiç de umulan, arzulanan, beklenen gibi olmayabileceğidir. Bunun nedeni doktorun yeteneksizliği, ya da teknik yetersizlikler olmayıp doğrudan doğruya kişinin kendi psikolojisinden de kaynakla­nabilir.

    Özellikle yüze uygulanan estetik müdahalelerde bu olasılık yüksek’tir. Zira örneğin bir burun tek başına alındığında günün geçerli değer yargilarına göre “çirkin” sayılabilir. Ancak burun yüzün öteki yerlerinden ayrı, bağımsız değildir; tersine yüzün bütünlüğü içinde bir görü­nüme sahiptir, yüzün öteki organlarıyla bir uyum oluşturmuştur. Ayrıca bu görünüm ta çocukluktan beri kişinin beğense de beğenmese de alıştığı bir görünümdür.

    Ameliyat sonrasında ise burnun aldığı yeni biçim kaçınılmaz olarak yüzün öteki organlarıyla ortak görünümünde hiç de öngörüldüğü kadar güzel durmayabilir. Dolayısıyla düzeltilmesi istenen organı tek başına değil öteki organlarla bir bütünlük içinde, onlarla yaptığı uyum açısından düşünmek, ve yeni biçiminin bu bütünlük, bu genel uyum içinde nasıl duracağını, ortaya çıkacak yeni tablonun ne olabilece­ğini olabildiğince isabetli olarak öngör­mek, önceden gözünün önünde Öte yandan estetik cerrahiden imkân­sızı da beklememek gerekir kuşkusuz.

    Kimi kimseler ameliyatla bir anda örneğin yirmi yaş birden gençleşebileceklerini, yahut falan ya da filan kimseye benzeyebi-leceklerini düşlemektedirler. Belirtelim ki tekniğin bugünkü düzeyinde en yetenekli cerrahlar bile böylesi mucizeler gerçekleşti­rebilecek durumda değildirler. Kuşkusuz yine de büyük başarılar elde edilebilir, birtakım kusurlar önemli ölçüde düzeltile­bilir ama nihayet bunlar da belli bir sınırın ötesine geçemezler, bir süre sonra yine benzeri sorunlar boy gösterir. Konunun daha iyi kavranması açısından belli başlı estetik müdahaleler üzerinde tek tek durmak yerinde olacaktır.

  • Varis

    Varisin ne gibi nedenleri var?

    İlk belirtileri baldırlarda ağrılar duyulması, sık sık kramp girmesi, ayak bileğinde şişlikler ve bacakların çabuk yorulur olmaya başla­ması şeklindedir.

    Varise Karşı Nasıl Önlemler Alınabilir?

    Varise karşı alınabilecek önlemler arasında uzun süreler ayakta kalmamak, bunu gerektiren işlerde çalışılıyorsa, örne­ğin öğretmenlik, hemşirelik, diş hekimliği, vb. gibi, arada durup bir süre uzanarak dinlenmek, “varis çorabı” giymek, uzun süre güneşte kalmamak, bacakları dizaltından başlayacak biçimde hafifçe yukarı kaldırarak yatmak sayılabilir.

    Varis Nasıl Tedavi Edilir?

    Varisin tedavisi değişik yöntemleri kapsamaktadır: Varisli damarlara ilaç şırıngalamak cerrahî müdahaleler, ameli­yatlar. Ancak uzmanlar en iyi, en doğal tedavi yönteminin geceleri bacakları biraz yükselterek yatmak olduğunda birleşiyor­lar.

    Varis Tam Olarak Nedir?

    Kadınları selülit kadar üzen bir hasta­lık da “varis”tir. Bir toplardamar hastalığı olan varis bacak damarlarının deriden belli olması şeklinde kendini gösterir. Kuşkusuz ortaya çıkan görünüm oldukça çirkindir ve varisli bacaklar aslında bacakların biçimi ne denli düzgün olursa olsun bir harita gibi görünümleriyle estetik kurallarına ters düşerler.

    varis1

    Varis Nasıl Ortaya Çıkar?

    Bacaklara giden kan, damar çeperleri­nin zayıflamasıyla bacak ve ayakta şişkinliklere neden olur. Toplardamarlar­da bulunan kapakçıklarda meydana gelen bir aksaklıktan ötürü kanın toplardamar­larda birikmesi damarların genişlemesi ve mavi mavi göze batması ile sonuçlanır. Böylece varis ortaya çıkmış olur.

    Varisin En Önemli Nedenleri ve Beliritleri Nelerdir?

    Varisin dolaşım bozukluğu, ayakta durmayı gerektiren işler, hamilelik soyaçekim gibi nedenleri var. İlk belirtileri baldırlarda ağrılar duyulması, sık sık kramp girmesi, ayak bileğinde şişlikler ve bacakların çabuk yorulur olmaya başla­ması şeklindedir.

    Ayrıca bkz.  VARİS KANAMASI , VARİSLER VE KILCARDAMAR YANGILANMASI

  • Selülit

    Selülit

    Kadınların güzelliğine musallat olan ve en çok yakınılan illetlerden biri de bilindiği gibi selülittir. Ne var ki daha selülitin ne olduğu, nedenleri, nasıl tedavi edilebileceği sorulan doyurucu bir yanıt bulmuş değil. Selülitin bir hastalık olup olmadığı bile tartışma konusu. Oysa kadın güzelliğini en yakından ilgilendiren sorunlardan, hatta dertlerden biri budur.

    Sağlık uzmanlarına göre böbrekler ve karaciğerin iyi çalışmaması nedeniyle ba­ğırsaklar işlevlerini tam olarak yerine geti­remezler, vücutta su birikir. Üst ve alt deri tabakası arasında yağ molekülleri eşit bir şekilde dağılmayıp, yer yer toplanırlar. Yaptıkları basınç zamanla dokuları yumu­şatır, derinin üzerinde topaklar, çıkıntılar oluşur. Selülitin kadınların derdi oluşu, erkeklerin selülitten yakınmayışları iki cins arasındaki doku farkından kaynaklan­maktadır. Erkeklerin dokuları daha daya­nıklı olduğu için çabuk yumuşamaz ve yağ topaklarının selülit oluşturmasına meydan vermez.

    selulit
    Selülit bir yönüyle cilt dokusunun zayıflığının bir sonucu olduğu için, şişman olsun, sayıf olsun cilt dokusu fazla zayıf olan bütün kadınların kaçınılmaz olarak başına gelecek bir aksaklıktır. Öte yandan cilt dokusu fazla zayıf olmayan ama kendileri kiloca zayıf olan kadınlarda değil de, şişman yani yağ birikimleri zaten yüksek olan kadınlarda daha çok selülit görülmesi, şişmanlğın da etkili olduğunu düşündürtmektedir. Selülitin canlı, hare­ketli bir yaşam süren kadınlarda görülme­diği de -cilt dokusunun zayıf olmaması kaydıyla bir başka gerçektir.

    Yaşın ilerlemesiyle birlikte selülite yakalanma olasılığı da artmaktadır zira şişmanlama ve vücudun hantallaşması olasılığı da art­maktadır. Ne yazık ki selüliti geçirici mucizevî bir ilaç henüz bulunamamıştır. Zayıflamak, bol jimnastik, spor yapmak, bol hareket etmek yararlıdır. Ancak iyi bir sonuç uzun bir süre sonunda mümkün olabilir fakat bunun da garantisi yoktur.

    Ayrıca bkz.  Selülit Kâbusu Selülit Nasıl Önlenir?

  • Göğüs Bakımı

    Göğüs Bakımı

    Göğüs güzelliğinin kadınlar için ne kadar önemli olduğu herkes tarafından bilinir. Göğüsler her zaman bir güzellik, dişilik sembolü olarak kendine özgü bir uyarıcı etkiye sahip olmuştur. Bundan dolayı da güzelliğin bir parçası olarak göğüslerin bakımı, uzun seneler diriliğinin korunması, özen isteyen bir çabadır.

    Güzel göğüsün az çok klasikleşmiş bir tanımı vardır: orta boy veya bir avuç dolduracak büyüklükte, dik ve pürüzsüz. Orta boyda bir göğsün güzelliği hemen hiçbir devirde pek tartışma konusu olmamışsa da kimi devirlerde ortadan az küçük boyda “gonca göğüs” adı verilen göğüsler, bazı dönemlerde de tam tersine oldukça iri, büyük göğüsler- örneğin, bir zamanlar moda olduğu üzere Jane Mansfıeld ya da Sophia Loren’inkiler- gibi beğenilmişler­dir. Buna karşılık pörsümüş, sarkmış göğüsler hiçbir zaman göze hoş gelmemiş­lerdir. Bu sebeple göğüslerin boyundan ziyade dikliği, diriliği güzellik bakımından önem taşır.
    Göğüslerin sarkmış olup olmadığını anlamanın çok basit bir yolu vardır: bir göğsün altına kalem yerleştirilir, kalem düşmeden duruyorsa göğüs sarkmış anlamına gelir!

     

    Göğüsleri dik ve diri tutmanın basit bir çaresi günde yalnızca beş dakikayı göğüs jimnastiğine ayırmaktır.
    Göğüs jimnastiği şu hareketlerden oluşur:

    1. Ayakta, avuçlar, parmaklar yukarı gelecek şekilde göğüs düzeyinde birleştiri­lir. Derin nefes alınır.
    2. Eller aynı pozisyonda olmak üzere kollar ağır ağır başın üstüne kaldırılır. Nefes alma sürdürülür.
    3. Nefes verirken kollar tamamen yukarı kaldırılır. Ellerin durumu hep avuçlar birbirine bitişik şekildedir. Bu üçlü hareket on kez tekrarlanır.
    4. Yeni bir hareket kollar havada başlar. Eller havada açık olarak tutulur ve derin nefes alınır.
    5. Kollar iki yana indirilir, omuz düzeyinde yere koşut olarak uzatılır ve nefes vermeye başlanır.
    6. Nefes vermeyi sürdürerek kollar iki yana tamamen indirilir, bu üçlü hareket de on kez tekrarlanır.

    Yüzme sporu da göğüslerin dikliğini koruyan sporların başında gelir. Kürek çekmek, basketbol, voleybol, hentbol gibi kolları çalıştıran sporlar da göğüsler için iyidir. Ancak bunlar kol ve bacaklarda zamanla sert kasların oluşmasına neden olacağı için sakıncası vardır.

    Göğüs derisinin kanla daha iyi beslen­mesi için göğüslere soğuk-sıcak su duşu yapmak da iyi gelir. El duşunun yardımıyla önce sağ, sonra sol göğse dairesel hareketlerle soğuk su tutulur. Ancak bunu yaparken göğüs uçlarının etkilenmemesine dikkat edilir. Sonra aynı şey ılık suyla tekrarlanır ve soğuk suyla göğüs duşu bitirilir. Soğuk suyla başlayıp duşu yine soğuk suyla bitirmek çok önemlidir. Duştan sonra göğüsler havluyla kurulan­malıdır. Eğer el duşu yoksa birisi soğuk, birisi sıcak suyla ıslatılmış iki havlu da aynı işi görür.

    Göğüslerin diriliğinde kilonun da rolü vardır. Çok fazla zayıflama göğüslerin sarkmasına neden olur. Ayrıca sık sık şişmanlayıp zayıflama göğüs kaslarının gevşeyip pörsümesine, sarkmasına yol açar.

    Göğüsler de nemlendirici bir kremle beslenmelidir. Ama kesinlikle masaj yapıl­mamalıdır, zira göğüsler çok duyarlıdırlar. Besleyici kremi bolca ve yumuşak, dairesel hareketlerle aşağıdan yukarıya doğru sürmek gerekir. Besleyici kremler dışında onları tamamlayıcı bir görev gören tonitler, özel kremler ve sütlerden de yararlanılabilir.

    Göğüslerin dikliğini belirleyen etken­lerden biri de vücudun duruşudur. Özellik­le kamburunu çıkartarak dûîmak çirkin bir görünüm yaratmasının yanısıra göğüs­lerin de zamanla sarkmasına neden olur. Üstelik böyle durmak sağlıklı nefes almayı da engeller. Başı dik tutarak omuzları arkaya atmak ve karnı içeri çekmek göğüslerin hem dik durmasını, hem de uzun bir süre dik kalmasını sağlar.

    Sutyenlerin de göğüs bakımından önemli bir yeri vardır. Gerçi bir süredir sütyensizlik modası yürürlüktedir, ancak buna zaman zaman uyup, bir alışkanlık haline getirmemek göğüslerin dikliğini korumak bakımından yararlı olur. Zira sutyen, göğüsleri alttan destekleyerek dik tutması nedeniyle göğüs kaslarının zaman­la gevşeyip sarkmasını geciktirmeye yarar.

    Sutyenin göğüs bakımı açısından bu yararının yanısıra koruyucu ve göğüs kusurlarını belli ölçülerde gizleyici, düzel­tici bir rolü de vardır. Sutyen seçimi çok önemlidir, zira sıkı bir sutyen göğüsleri fazla sıkacağı için kan dolaşımını zorlaştı­rır bol bir sutyen ise görevini görmez, üstelik elbisenin görünümünü de bozar. Askıları yukarı çekerek göğüsleri dikleştir­mek çabası da ne görünüş ne de sağlık açısından bir işe yaramaz.

    Sutyenin boyunda bir yanılgıya düş­memek için yerinde deneyerek almak, agrafları iki hatta üç sıralı ve askıları ayarlanabilir olanları yeğlemek yerinde olur. Böylece sırt lastiği zamanla gevşedi­ğinde ikinci, üçüncü agrafları kulanarak sutyenin ömürü uzatılabileceği gibi askıla­rın ayarlanabilmesi de sutyenin her giysiye uymasının, gevşedikçe sıkıştırılmasını sağ­layacaktır. Askıların fazla sıkı olmaması ve iz bırakmaması, omuzları acıtmaması bakımından önemlidir.

    Sutyenlerin değişik modelleri vardır. Öte yandan her giysi ile her model sutyen bağdaşmaz. Bundan ötürü birkaç çeşit model sutyene sahip olmak yerinde bir davranış olur. Tabii aynı şey sutyenlerin rengi için de geçerlidir.

    Küçük göğüslü kadınların göğse biçim veren sutyenleri yeğlemeleri, terlettikleri ve sağlık açısından sakıncalı oldukları için doldurulmuş sutyenlerden kaçınmaları gerekir. Büyük göğüsler için ise en uygun sutyenler balenli ya da alttan telli olanlar­dır. Bu sayede göğüslerin ağırlığını azalt­mış olurlar, fakat almadan önce deneyip rahatlığına bakmakta yarar vardır.

  • Güzellik, Sağlık ve Beslenme

    Güzellik, Sağlık ve Beslenme

    Güzellik anlayışı çağdan çağa ve toplumdan topluma değişiklik gösterdiği halde, günümüzde eği­tim düzeyinin yükselmesi ve nüfus içinde eğitimliliğin yaygınlaşması, insanların, gü­zelliğin değişmez önkoşulunun ana rahmi­ne kadar geri giden ve tüm yaşam boyunca sürmesi gereken bir dengeli ve sağlıklı beslenme alışkanlığı olduğu konusuna eğilmelerini ve giderek benimsemeye baş­lamalarını sağlamıştır.

    Gerçekten doğru beslenme rejimi uygulamaksızın ne güzel ve çekici olabilmek mümkündür, ne de cinsel etkinliğin sürekliliğini sağlayacak bedensel alt yapıya sahip olmak.

    İnsanlar hakkındaki ilk değerlendir­memizi genellikle onların yüz çizgileri ya da vücut şekilleri gibi dışsal özelliklerine bakarak yaparız. Onların çekicilikleri konusundaki yargımızı da büyük ölçüde böyle geliştiririz. Bu davranışın doğru ya da yanlış olduğu bir yana, birçok insanın bu varsayımdan yola çıkarak hareket ettiği ve dış görünümlerinin üzerine titrediği açıktır.

    beslenmeAslında güzel bir dış görünümün doğru beslenmeden geçtiği bilinirse, bu çabalar için daha geçerli ve saygın bir gerekçe sağlanmış olur. Gerçekten de güzel bir cilt, parlak saçlar ya da selülitsiz bacaklarla yediklerimiz arasında doğru­dan bir bağ vardır.
    Sağlığına ve güzelliğine dikkat eden bir kimsenin rejiminde proteinin çok önemli bir yeri vardır. Proteinin başlıca görevi yeni doku yapmak ve aşınanları onarmak­tır. Tırnaklarda, saçta ve deride gözle görüldüğü üzere, vücudumuz sürekli pro­tein kaybetmektedir. Hem bu kayıbı karşılamak, hem de enerji sağlamaya yardım etmek üzere bol miktarda protein almamız gerekir. Neyse ki protein kaynak­ları çok çeşitli ve zengindir. En başta et, yumurta, süt ve süt ürünleri sayılmalıdır. Ancak baklagillerin ve fındık, fıstık gibi besinlerin de protein bakımından zengin oldukları unutulmamalıdır.

    Şekerlere ve nişastalara verilen teknik ad, karbonhidrattır. Karbonhidratların başlıca işlevi enerji sağlamak olmakla birlikte, yağ metobolizması gibi vücudun işlev işini gerçekleştiren başka bazı görev alanlarında da etkindir. Meyve ve sebze­lerde çeşitli şeker türleri bulunmaktadır. Nişastayı ise temel olarak tahıllardan alırız. Ayrıca patates gibi kök sebzelerinde, tohumlarda ve baklagillerde de önemli miktarlarda içerilir.

    guzellikvekadinKarbonhidrat tüketi­mi en fazla dikkati isteyen beslenme alanıdır. Gündelik harcanan enerjiyi karşı­layan karbonhidrat miktarının üstü yağ asidine dönüşüp sonunda yağ tabakaları olarak vücutta kalacağı için bu konuda dikkatli olmak hem vücudun iç ve dış sağlığı açısından hem de güzellik açısından belirli bir duyarlılık gerektirir.

    Unutulma­malıdır ki, karbonhidrat eksikliği de ağız kokusundan öte, böbreklere fazla yük binmesine ve beyin işlevlerinin aksamasına yolaçar. Zihinsel boyutu güdük kalmış bir güzellik de pek özenilecek birşey değildir. Bugün beslenme uzmanlarının vazge­çilmez olarak niteledikleri bir besin türü de lifli ya da posalı maddelerdir.

    Karbonhid­ratların sindirilemeyen lifli biçimi olan bu besin maddesinin sindirim sistemi içindeki rolü ve bununla bağlantılı olarak dişlerdeki çürüklerden obesliğe ve şeker hastalığına, safra kesesi bozukluklarından kalp rahat­sızlıklarına ve bağırsak kanserine kadar uzanan etki alanı, niye vazgeçilmez olduğunu ortaya koymaktadır. Bu öne­miyle karşıt bir şekilde, lifli yiyecekler uygarlaşmayla birlikte beslenme rejimle­rindeki yerlerini kaybetmektedirler.

    Yiye­ceklerin giderek daha fazla işlenmesi ve incelmesi (rafineleştirilmesi), içlerindeki lif oranını büyük ölçüde düşürmektedir. Örneğin un ve şeker gibi besinler, bizim soframıza geldiklerinde lif içereklerinin hemen hepsini kaybetmişlerdir. Oysa doğal hallerinde bunlar lif bakımından zengin besinlerdendir. Bu nedenle yine bol lifli olan meyva ve sebzeleri, kuru yemiş ve çerezleri pişirmeden çiğ olarak yemek çok yerinde bir davranış olur. Bunları pişir­mekten, hele konserveleyip yemekten kaçınmak gerekir.

    Pürüzsüz bir cildin temel önkoşulu, düzenli bir sindirim sistemidir. En yoğun enerji kaynağı, yağlardır. Büyümeyi sağlayan çeşitli asitleri içeren bu önemli besin grubu, kaymak, tereyağı, margarin ve iç yağında gözle görülür halde bulunurlar. Oysa örneğin sütte, peynirde, yumurta sarısında fındık, fıstık ve çikola­tada örtülü biçimdedirler. Gerekli miktar­da alındığı takdirde yararlı olduğu Mide, fazlasının karaciğeri yorduğu, kalp rahat­sızlıklarına yol açabildiği bilinmektedir. Yağlı ciltleri olanlar ve şişmanlamaya yatkın kimselerin bu besini ölçülü almaları gerekmektedir.

    Saydığımız besinlerin dışında, gündelik olarak çok ufak miktarlarda alınan, ancak eksiklikleri ciddi hastalıklara ve bozukluk­lara yol açan mineraller bulunur; çekicili­ğimizi yakından ilgilendiren bu bileşimle­rin etki alanı, kemik ve diş yapımızdan (kalsiyum, florin) ten rengimize (demir), cilt nemliliğimize (sodyum ve potasyum) kadar uzanır.

    Yine mineraller gibi organik bileşimler olan ve az miktarlarda alman vazgeçilmez elementler, vitaminlerdir. Vitaminlerin önemi, vücut işlevlerinin sürmesini sağlayan enzimlerin yapılmasını gerçekleştirmekte yatar. Güneşin doğrudan deri üzerine etkimesiyle elde edilen D vitamini dışında tüm öbür vitaminler vücudumuza aldığı­mız yiyeceklerde bulunur.

    Sağlıklı ve güzel bir görünüm için temel oluşturan vitamin­lerin herbirinin ayrı bir önemi ve etkisi vardır.

    Güzel tırnakların sırrı iyi baKimdan önce iyi beslenmede yatar. B komleks vitaminleri olmaksızın bunu çözmek ola­naksızdır. Duru ve taze bir ten ve parlak, iyi gören gözler A, B ve C vitaminleri olmaksızın düşünülemez. Bu vitamin -güzellik ilintisini daha bir sürü örnekle desteklemek mümkündür. Ancak vitamin­lerin de belirli bir denge içinde alınması gereklidir. A ve D vitaminlerinin, fazla alındıklarında zehirlenme etkileri vardır. Zaten vitaminleri de öbür besin maddele­rini de fazla değil, gerekli miktarda ve dengeli bir biçimde almak önemlidir. Bunlar vücudumuzu kendi başlarına değil, tüm öbür maddelerle bir bütünlük içinde etkilerler.

    Günümüzde teknolojinin gelişmişliğiy­le bağlantılı olarak, soframıza gelen yiyeceklerin de işlenmişliği artmaktadır. Oysa bu sayede çok daha ince bir tad ve görünüm kazanmakla birlikte, besin de­ğerlerinden çok şey yitirmektedirler. Hatta içlerine katılan bir takım kimyasal madde­ler ve koruyucular nedeniyle yalnızca değersizleşmemekte, aynı zamanda zararlı bir hale de gelmektedirler.

    Dolayısıyla sağlıklı bir yaşam sürdürmek için beslenme konusunda üstünkörü bilgilenmek yeterli olmamakta, bundan öte, besinlerde bulu­nan yararlı maddeleri, bunlardan en iyi ne şekilde yararlanılabileceğini ve değerleri­nin nasıl korunabileceğini bilmek gerek­mektedir. Yapacağınız seçimde, belli bir yiyeceğin çekiciliği değil, dengeli beslen­meniz açısından taşıdığı değer önemli olmalıdır.

    Rejim dendiğinde genellikle akla gelen, zayıflama amacıyla başvurulan kısıtlı yemeklerdir. Oysa az da yesek, çok da hepimiz belli bir rejim uygulamaktayızdır. Çünkü rejim, vücuda alınan yiyeceklerin tür ve alınma kalıbını belirten bir kavramdır. Benimsenen rejimi belirleyen çeşitli etmenlerden en önemli üçü, bir yiyeceğin bulunurluğu, kişinin ekonomik konumu ve geleneklerdir. Bunların getir­diği belirli sınırlamalara karşın, vücût ve yüz güzelliğini ve gençliğini olumlu olarak etkileyen yiyecek bileşimlerini hazırlamak her zaman mümkündür.

    Akılda tutulması gereken nokta, öğünleri hazırlarken taze yiyeceklerin tercih edilmesi ve çiğ meyva ve sebzelere mutlaka yer verilmesidir.
    Her ne kadar makyaj ve estetik müdahaleler önemli bir çare gibi görünü­yorsa da, güzellik ve cinsel çekiciliğin kalıcı olmasını sağlamak, temelde dengeli bes­lenmeye Ve beslenme konusunda bilgiye dayanarak hareket etmeye bağlıdır.

    Güzelliğin ancak sağlıklı, ruh ve beden sağlığıyla birarada varolabileceği günü­müzde her geçen gün daha çok kimse tarafından anlaşılmaktadır. Özellikle ka­dınların beslenmelerine, kilolarına gittikçe artan bir dikkat göstermeleri, maddî olanakları çerçevesinde dengeli bir beslen­me rejimi izlemeleri, fazla kilolarını atmak için rejim yapmak, jimnastik yapmak, masaja, saunaya gitmek gibi etkinlikler içine girmeleri bu durumun belirtileridir.

    Sinir gerginliğinin, ruhsal .sıkıntıların, bunalımların güzelliği olumsuz bir şekilde etkilediğini, ciltte bozukluklara, sivilcelere yolaçtığım daha önce dile getirmiştik. Öte yandan kötü beslenmenin de (örneğin, çok fazla yağlı, kızartma, karbon-hidratlı, şekerliftuzlu yiyeceklerle beslenmenin cildi bozduğu, sağlıksız ve göze çirkin gelebilen bir şişmanlamaya yol açtığı, hareketsizliğin ilerleyen yaşla birlikte hantal bir vücut mey­dana getirdiği, günümüzde artık günlük gazetelerde bile hemen her gün oldukça ay­rıntılı bir şekilde işlenen gerçeklerdir.

  • Röntgencilik

    Röntgencilik

    Cinsel haz için başkalarının cinsel faaliyetlerini gözetlemeyi yeğleyen kişiye röntgenci, bu eyleme de röntgencilik denir.

    İnsanların çoğu bir çıplaklığı, erotik bir olayı seyretmekten zevk alırlar. Denebilir ki, seyir cinsel yaşamın en önemli boyutlarından biridir. Tüm dünyayı saran striptease gösterileri, erotik yayınlar bu gerçekten kaynaklanır.

    Açıkçası röntgen­cilik şu ya da bu ölçüde pek çok insanı tahrik eden bir eylemdir. Ancak bu, kişinin tek cinsel tatmin yolu haline getirse bir sapma niteliği kazanır.
    Kadınlar seyretme yoluyla çok güç uyarıldıklarından genel olarak röntgenci­lik erkekler için geçerlidir.

    Çoğunlukla röntgenciler içe kapanık, baskı altında yetişmiş, kendine güvensiz kişilerdir. Herhangi bir aktif ilişkiye girmekte zorluk çekerler.

    Röntgencilik belki de tüm cinsel sapmalar içinde en yaygın olanıdır. ABD’de yapılan bir araştırma, enkeklerin yüzde 65’inin yaşamlarında en az bir kez bu tür bir eylemde bulunduklarını ortaya koymuştur. Ancak bu insanların çoğu, bu sapmaya bütünüyle kendilerini kaptırma­dan sıyrılmayı becermişlerdir; içlerinden yalnızca yüzde 3’ü tek cinsel tatmin yolu olarak röntgenciliği benimsediklerini itiraf etmişlerdir.

    Röntgencilik zaman zaman öyle boyut­lara varır ki, bu kişiler sevdikleriyle bile doğrudan cinsel temasta bulunmak yerine, seyretmeyi yeğlerler. Hatta eşlerinin baş­kasıyla sevişmesini seyretmekten büyük zevk alanlar bile vardır.