Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: kumtanesi

  • Diyet Yaparken Cinsel Gücünüz Azalıyorsa Öneriler

    Diyet Yaparken Cinsel Gücünüz Azalıyorsa Öneriler

    Önerileri uygulayanlarda bir incelme ve yaklaşık 4 kilo kadar zayıflama beklenir. Şimdi kaç kilo verdiyseniz o kadar ağırlıkta paket yağ alın ve üzerinize bantlayın.

    Örneğin 1 ayda 4.5 kilo zayıfladıysanız 9 adet yarım kiloluk tereyağı paketini üzerinize bantlayın. Çok değil 2 saat onlarla dolaşın, ev işi yapın, oturun, merdiven çıkın. Sonra bantları sökün ve işleri tekrar yapın. Kendinizi kuş kadar hafiflemiş hissedeceksiniz.

    Düşünün gereksiz ve fazla yemekle ne kadar safra-yağı üzerinizde taşıyorsunuz. Dizleriniz, kalçanız, kalbiniz, damarlarınız hepsi gereksiz yük altında kalıyor. Şimdi iyi düşünün ve bir kez daha kararlı olduğunuzu haykırın: “Ben yağ hammalı olmayacağım.”

    Özellikle erkeklerin merak ettikleri “diyet yaparken ilerleyen dönemde bedenlerinin ama özellikle cinsel performanslarının olumsuz yönde etkilenip etkilenmeyeceğiyle ilgili. Aslında fazla kilo ve aşırı yağlı olmanın
    damarları tıkayıcı ve hormonlar üzerine olan olumsuz etkilerini göz önüne alacak olursak, fazla kilolardan ve aşırı yağdan kurtulmanın cinsel performans üzerine olumlu bir etki yapacağını bile söyleyebiliriz. Ama çok aşırı miktarda birden, çok hızlı kilo verilirse, yanlış diyetler yapılıp vücut vitamin, mineral ve değerli desteklerden uzak bırakılırsa, o zaman da cinsel isteksizlik veya ereksiyon sorunu olabilir. Özellikle uzun süren diyetlerde E vitamini, çinko, arı poleni, B vitaminlerini yeterince aldığınıza emin olun. Yine erkekler için kırmızı ginseng’in iyi bir canlandırıcı olduğunu belirtmeliyiz. Ara sıra alınan yağsız kırmızı et, kırmızı pul
    biber, kırmızı ginseng hapları, kabuklu deniz ürünleri, keçi boynuzu, böyle durumlarda doğal dopinge yardımcı olabilir. Eğer bir yandan kilo verip bir yandan da aşırı çalışmaktan yorgun düştüyseniz ve bu
    konuda mahcup olmaktan korkuyorsanız çok seyrek başvurmak koşuluyla mavi haplar da imdadınıza yetişebilir.

    Diyet yaparken cinsel performansta zaman zaman düşme olabilir. Böyle durumlarda bedene enerji veren ve cinsel performansı destekleyen doğal desteklerin yararı olabilir.

    Bu karışım özellikle erkekler için canlandırıcı ve cinsel performansın düşmesine engel olan bir etki sağlar.

    Malzemeler:
    • l kilo saf, iyi kalite bal
    • 3 çorba kaşığı arı poleni
    • 250 gram toz zencefil
    • 100 gram dövülmüş kişniş
    • 50 gram dövülmüş kakule
    • 150 gram dövülmüş toz halinde kırmızı ginseng
    • 100 gram ısırgan tohumu
    • 100 gram dövülmüş ya da toz haline getirilmiş keçi boynuzu
    • 2 gram safran
    • 2 çorba kaşığı kırmızı pul biberi öğütüp karıştırın.

    Hazırlanışı:
    Karışımı tahta bir kaşıkla macun haline getirin. Daha sonra güneş görmemesi için bir folyoya sarın. Sabah ve akşam bir tatlı kaşığı dolusu tüketebilirsiniz. Ayrıca yabani yulaf, kırmızı ginseng gibi ürünler de hekime danışarak kullanılabilir. Ciddi sertleşme sorunu olan kişiler ise hekime danışarak sertleşmeye yardımcı ilaçlar kullanabilir. Çok ileri safhada olmayan , durumlarda ise verdiğim macun tarifi genelde işe yarar.

    Faydaları:

    Bu karışım doğal canlandırıcıdır ve doping etkisi yapar. Baldaki doğal şeker içeriğiyle ve yapısıyla güçlendiricidir. Safran çok özel bir cinsel uyarıcıdır. Zencefil, kişniş fizyolojideki yorgunluğu alır ve cinsel organların dolaşımını destekler. Özellikle arı poleni hücre yenilenmesinde ve sperm hücrelerinin desteklenmesinde çok yararlıdır. Kısacası bu karışım erkeklere özel bir dopingtir. Baba olmayı düşünenler için de iyi bir uyarıcı, sperm miktarı ve kalitesini doğal yolla artırıcıdır.

  • Kardeşim Malin Melanom Hastası Ama Tedaviye Cevap Vermedi

    Soru: Kardeşim 4 yıl önce malin melanom teşhisiyle 5 defa nüks ameliyatı geçirdi. Lenf bezleri temizlendi. Temadol, Dekanone, selenyum ve imuneks kullanıyor. Koltuk altı ve boynundaki lenf bezlerinde şişme var. Kardeşim şu ana kadar uygulanan tedaviye cevap vermedi. Tedavi konusunda sizin önerileriniz nelerdir? Bu hastalığın tamamıyla iyileşmesi mümkün mü? ASLI ALTUN

    Prof.Dr.Erkan TOPUZ: Şu anda kardeşinizin boynunda şişlik var. Bu nedenle uygulanan tedavi doğru. 3 ay sonra yapılan değerlendirmede tedaviye yanıt değerlendirilecektir. Eğer kardeşinizin bu ilaçlardan fayda görmediği anlaşılırsa doktorunuz başka bir kemoterapiye geçer. Tümör lokalse radyoterapi de yapılabilir. Fakat malin melanom genellikle radyoterapiyle dirençli bir tümördür. Malin melanomda bağışıklık sistemini güçlendirmek ön plandadır.

    Kardeşinize önerilerim şunlar:

    – Gece yatmadan yarım saat önce 18-21 miligram melatonin hormonu kullanın.
    – Doktorunuza danışarak  yüksek dozda (5-6 gram) C vitamini alabilirsiniz, îmmün sisteminizi güçlendirmek için reishi ve cordyceps mantarı haplarını deneyebilirsiniz.
    – Son çalışmalarda, hayvan deneylerinde milk thistle’m (devedikeni sütü kapsülü) faydalı olduğu gösterildi.
    – Beta karoten immün sistemini güçlendiren çok önemli bir maddedir. Her gün 1-2 bardak domates ve havuç suyu içerek ihtiyatınız olan beta karoteni temin edebilirsiniz.
    – Portakal, mandalina, kan portakalı, turunç, limon gibi turunçgilleri kabuğuyla birlikte rondodan geçirdikten sonra 4-5 çorba kaşığı tüketin.
    – Fındık da immün sistemi güçlendiricisidir. E vitamini ve selenyumdan zengin besinlerin başında gelen fındık kanserden ve kalp damar hastalıklarından korur. Özellikle kavrulmamış fındığı tercih edin. Çünkü kabuğunu kırdıktan sonra fındığın üzerindeki iç kabuğuyla tüketmek çok daha faydalı. Son araştırmalar, iç kabuğuyla tüketilen fındığın kabuksuz fındığa göre yüzde 60-65 oranında daha fazla antioksidan ihtiva ettiğini gösteriyor.
    – Yoğurdu bol tüketin.
    – Mevsimi geçmeden çağlayı bol miktarda yemeye çalışın.
    – Günde 2 tane kabuklarıyla birlikte organik elma yiyin ya da suyunu için.
    – Şu dönemde bol bol ısırgan tüketmeye çalışın.
    – Haftada 2 kez kurubaklagil yiyin. Özellikle yeşil mercimek, kuru fasulye ve nohudu tercih edin.
    – Kemoterapi gördüğünüz için protein almak zorundasınız. Haftada l kez kırmızı et tüketin. Diğer günler özellikle balık, hindi ve tavuğu tercih edin.
    – Kuarsetin denen çok faydalı bir madde ihtiva ettiği için her gün yemekler içinde ya da salatanızda l soğan tüketmeye çalışın.
    – Ellagic asit denen kanser savaşçısı bir madde içerdiği için böğürtlen, böğürtlen yaprağı ve kökü çayı için.
    – Acıbademde bulunan bir madde de cilt kanserlerinde faydalı. Ancak günde 5 taneden fazla acıbadem tüketmeyin.

  • Biyodinamik Besinler

    Bunlar, hiçbir kimyasal içermeden yetiştirilen besinler. Organik besinlerden bir gömlek daha iyi olduğu düşünülen bu besinlere olan ilgi dünyada hızla artmakta. Ünlüler dünyasından Liz Aurley, Roger Moore, Kate Moss gibi yıldızların desteğini gören biyodinamik besinler, Galler Prensi Charles’ın da özel ilgi alanında. Glouchestershire’deki çiftliğinde biyodinamik teknikleri uygulatarak sebze meyva yetiştiriyor ve bunlarla besleniyor. Organiklerden daha lezzetli olan bu besinler ekosistemin de can dostu. Tabii biyodinamik besinlerle ilgili İki küçük problem var. Öncelikle dudak ucuklatıcı derecede pahalılar! Organiklere pahalı deyip yaklaşmıyor muydunuz? İşte bu biyodinamikler onların iki katı pahalı! İnsan gücüne dayalı yetiştirim bu besinleri pahalı kılıyor. Üretimin yaygınlaşmasıyla fiyatların biraz olsun düşmesi bekleniyor. Bir diğer sorun ise biyodinamik ürün yetiştirirken tohumların ayın devrine göre ekiliyor olması. Uzun süren araştırma sonuçları örneğin ayın, gezegenlerin ve yıldızların belirli dönemlerinde ekilen havuç tohumlarının daha kaliteli ve uzun  süreli ürün verdiğini gösteriyor. Prens Charles’ın çiftliğini (Dutchy Home Farm) idare eden David Wilson belirli tohumların ayın belirli dönemlerinde ekilmesiyle çıkan ürün arasında şaşırtıcı bir bağlantı olduğunu söylüyor.

  • Fitokimyasallar-Meyva ve Sebzelerdeki Renk Neden Önemli?

    Fitokimyasalların çoğu meyva ve sebzelerin dış dokularında yani kabuğunda ve çekirdeğinde bulunuyor ve yapılarına göre sınıflara ayrılıyor, Herbirinin ayn bir karbon atom birleşimi var ve bu birleşim güneşten değişik dalga boylarını absorbe ederek veya yansıtarak bitkiye kendine has rengini veriyor.

    Diyetinizin rengini çoğaltın!

    1- Kırmızı meyva ve sebzeler:

    Kırmızı elma, kırmızı portakal, frambuaz, mandalina, çilek, karpuz, kırmızı biber,, kırmızı üzüm, kırmızı greyfurt, kırmızı pancar, kırmızı lahana, turp, kırmızı soğan, domates.

    Bu grup kalbi, idrar yollarını ve hafızayı koruyan, kanser riskini azaltıcı olarak bilinen likopen ve antosiyanin ihtiva ediyor. Prostat kanseri risk grubunda olan erkekler üzerinde yapılan araştırmalara göre bu maddeler prostat kanseri riskini de belirgin şekilde azaltıyor.

    2- Turuncu renkli sebze ve meyvalar:

    Kayısı, kavun, mango, şeftali, nektarın, portakal, mandalina, papaya, tatlı kabak, havuç, turuncu biber ve tatlı patates. Karotenoıd (özellikle alfa ve beta karoten) zengini olan bu besinler arterlerin kalınlaşmasını önlüyor; dolayısıyla kardiyovasküler hastalıkları önlemede önemli bir yer alıyor.

    meyva3- Sarı meyva ve sebzeler:

    Limon, sarı armut, ananas, sarı biber, mısır, yaz ve kış kabakları, sarı domates, sarı elma, şalgam. Bu besinler ihtiva ettiği antioksidan, C vitamini, karotenoid, bioflavonoid nedeniyle kanser riskini azaltıp, kalp sağlığını koruyor ve göz sağlığımızı korurken bağışıklık sistemimizi de güçlendiriyor. Aynı zamanda provitamin olarak bilinen beta karoten (doğal sarı renk) içeriyor.

    4- Beyaza dönük açık yeşil sebze ve meyvalar:

    Muz, beyaz şeftali, karnabahar, sarımsak, zencefil, yeşil soğan pırasa, mantar, soğan, patates, yaban havucu, soğancık.

    Bu besinler alisin denen sarımsak ve soğanda bulunan bir maddeyle, elma, soğan, karnabahar ve lahanada bulunan kuersetin denen bir maddeyi içerirler. Bu iki madde kanser ve kalp riskini azaltırken, kanda kolesterol miktarını azaltıyor, yüksek tansiyonu kontrol altında tutmaya yarıyor. Kuersetin ise histamin salgılanışını engelleyerek üst solunum yolları hastalıkları (astim, bronşit) riskini azaltıp akciğer sağlığımızı korur. Beslenme uzmanlarına göre bu ‘renk bazlı beslenme’ felsefesine bir kilit nokta daha eklersek, böyle beslenip 100 yaşına kadar yaşamamamız için hiçbir neden yok.

  • Rengarenk Beslenme Yaşam İksirimidir?

    Her gün bir elma, bir soğan, bir portakal, bir avuç ıspanak, bir tane ızgara domates, küçük bir yeşil salata, bir iki sap brokoli ve bir kase böğürtlen türü meyva… Bu rengarenk beslenme listesinin bir yaşam iksiri olduğunu söyleyenlere inanıyor musunuz?

    Son yıllarda yapılan araştırmalar sebze ve meyva zengini diyetlerin kanser ve kalp dahil bütün kronik hastalıkları önlemedeki önemi konusunda hem fikir. Dünya Sağlık Örgütü’nün günde en az 5 öğün sebze meyva kampanyasını desteklemeyen sağlık kuruluşu yok. Peki dinleyen var mı? İstatistikler, dünya üzerinde pek çok ülkede günde 5 öğün sebze meyva kampanyasına uyanların yüzde 10 ila 15’i geçmediğini gösteriyor.

    Tıp dergisi Cancer Causes and Control’de (Kanserin Nedenleri ve Kontrolü) yayımlanan bir araştırma sebze ve meyvalarda bulunan antikanserojenlerin sağlığımız üzerindeki öneminin altnı çizerken, biz günlük yaşantımızda çalışmaktan, oraya buraya koşturmaktan, üzerimize taş gibi oturan pek çok farklı stresten kendimizi kurtarıp sağlıklı beslenmeye vakit ayıramıyoruz ya da zararlı abur cuburlardan kendimizi kurtaramıyoruz. Ve bu genellikle iş işten geçene kadar böyle devam ediyor!

    rengarenkSon dönemde yapılan araştırmalar sebze meyvaların bilinen olumlu etkilerine yenilerini ekliyor:

    Eskiden sadece vitamin, mineraller, lif ve posa üzerinde yoğunlaşan dikkatler, şimdi fitokimyasallara odaklanıyor. Fitokimyasallar sebze ve meyvalara rengini veren birleşim maddelerinden başka bir şey değil. Atmosferde bitkilerin doğal değişikliklere adapte olabilmesi için geliştirdikleri düşünülen fitokimyasallar, bitkileri koruyucu görev yapıyor.

    Dünyanın oluşumunda ilk bitkiler belirdiğinde mevcut oksijen çok az miktardaydı ve metabolik işlemlere bağımlı olarak atmosfer değişmeye başladı. Oksijen miktarının aşırı artmasıyla çevre bitkilerin can düşmanı haline gelmeye başladı (bitkiler karbondioksit alıp oksijen verdiği için). Doğal olarak bitkiler kendilerini korumak amacıyla antioksidanlar ve biyokimyasallar geliştirmeye başladı, îşte şimdi yeni araştırmalar bu maddelerin yalnızca bitkileri değil bizleri de koruduğunu gösteriyor.

  • Endometriozis Nedir?

    Soru: Endometriozis ne demek, ne gibi hastalıklara neden oluyor? Beni bilgilendirir misiniz?

    Cevap: Rahmin iç tabakasını döşeyen epitele endometrium denir. Bu tabaka her ay adet bitiminden sonra gelişmeye ve kalınlaşmaya başlar. Sonunda adet kanaması ile dışarı atılır. Bu tabaka bazen rahim adelesinin içlerine, bazen yumurtalıklara veya karın içindeki organlara da atlayabilir. Sonuçta adet zamanı rahim içindeki endometriumda kanama olurken rahim adelesinde veya yumurtalıklarda ya da nereye yerleşmişse orada da kanama olur. İşte bu duruma endometriozis denir. En tipik beliri adet zamanı görülen şiddetli ağrılardır.

    Ayrıca yumurtalıklarda kistik yapılar oluşmasına, karın içinde, bağırsaklar, rahim ve yumurtalıklar arasında yapışıklıklara neden olabilir. Buna bağlı ağrılar da ortaya çıkabilir. Genellikle genç kadınlarda görülür ve gebeliğin oluşmasında birtakım zorluklara da neden olabilir. Tedavisi için önce çeşitli ilaçlar kullanılmakta, gerektiğinde ameliyat yapılmaktadır.

  • Rahimdeki Kistler Çocuğumun Olmasını Engeller mi?

    19 yaşındayım, ilk adet gördüğüm günden beri çok sancı çekiyorum. Önceleri bu sancıların normal olduğunu düşünerek ciddiye almadım. Doktora gittik, doktor rahmimde kist olduğunu söyledi. İleride çocuğumun olmamasından çok endişe ediyorum. Bu kistler çocuğum olmasını engeller mi?

    Sancılı adet görme pek çok genç hanımın ortak sorunu. Sancının şiddeti sıradan bir ağrı kesici ile halledilecek kadar basit olandan hakikaten çok şiddetli ve uzun sürüp ilaçlarla bile tam kontrol edilemeyecek kadar fazla olana kadar çeşitli şiddette olabiliyor. Basit ilaçlarla geçiştirilen adet sancılarına artık normal diyebiliriz. Ama  çok ağrılı adet görenler önce iyi değerlendirilmeli, sorunun ne olduğu tespit edilmeli, sonra tedavi düşünülmeli. Şiddetli ağrı genellikte rahim içindeki polip veya myomlar nedeniyle oluşmaktadır.

    Rahim içinde yabancı bir madde gibi algılanan bu oluşumlar her adet döneminde dışarı atılmaya çalışılır ve kadın sanki düşük yapıyormuş gibi ağrı hissedebilir. Şunu belirtmeliyim ki, pek çok myomu olan hasta bunun farkında bile olmayabilir. Yani hiç adet ağrısı çekmeyebilir. Bunun dışında endometriozis denen hastalık da şiddetli adet sancıları yapabilir. Endometriozis de çoğu kere yumurtalıklarda çikolata kisti (ENDOMETRİOMA) denen kistlerde bulunur. Bu kadar ilerlemiş hastalıkta ameliyatla bu kistlerin alınması ve sonra uzun bir dönem ilaç tedavisi gerekir. Endometriozis rahim yumurtalıklar çevresinde yapışıklıklar yapar. Bu da gebeliğin oluşmasını zorlaştırabilir. Fakat günümüzde bunların çaresi var ve çocuk isteyeceğiniz gün geldiğinde hepsi halledilebilir. Siz önce yumurtalıklardaki kistlerin tedavisi için doktorunuzla görüşün.

  • Varisleri Lazerle Tedavi Yöntemi

    Varis tedavisi artık hastanede kalmayı bile gerektirmeden, etkili bir şekilde sonuçlandırılabiliyor. Lazer teknolojisi sayesinde damar içindeki varislerden yarım saatte kurtulmak mümkün. Cilt dışındaki varisler de lazerle birkaç seansta tedavi ediliyor.

    İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Kürşat Bozkurt sorularınızı yanıtlıyor.

    Varisin lazerle tedavisi nasıl yapılıyor?

    Prof. Dr. Kürşat Bozkurt: Lazer teknolojisi varis tedavisinde son 7 yıldır kullanılıyor. Lazer hem cilt üzerine, hem de damar içine uygulanabiliyor. Lazer cilt üzerinde çapı l milimetreden küçük kılcal varislerde etkili. Lazer dalgaları cildin yüzeysel katlarını geçerek varisli damara ulaşır. Bu dalgalar damar içinde bulunan kırmızı kan hücreleri tarafından emilir. Bu sırada ısı açığa çıkarak damar duvarına hasar verir, sonuçta damar tıkanır. Ardından vücudun hasarlı dokuları temizleme mekanizmaları devreye girerek damarı ortadan kaldırır.

    Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Geniş çaplı damarlar cilt dışından lazerle tedavi edilmemeli.

    Lazer tedavisi ciltte yanıklara yol açabilir mi?

    Prof. Dr. Kürşat Bozkurt: Damarı kapatmak için gereken yüksek enerji ciltte yanıklara, renk değişikliğine neden olabilir, işlemin bitmesi için genelde 3-4 seans uygulama gerekiyor, işlem sonrası ciltte genelde l hafta içinde düzelen geçici bir kızarıklık görülür. Lazer tedavisi yaz aylarında uygulanmıyor. Güneş ışığına maruz kalma lazer tedavisi sonrası kalıcı renk değişiklikleri ortaya çıkabilir.

    Lazer Damar İçine Nasıl Uygulanır?

    Prof. Dr. Kürşat Bozkurt: Günümüzde tüm dünyada en popüler tedavi büyük varislerin içten lazerle kapatılmasıdır. Bu girişim cerrahi tedavi gerektiren hastalarda rahatlıkla kullanılabiliyor, işlem sırasında önce bir iğneyle damarın içine giriliyor. Ardından doppler ultrason kılavuzluğunda öncü tel damarda uygun yere yerleştiriliyor. Ardından lazer ışığını damar duvarına verecek olan ince tüp damar içinde ilerletiliyor. Son olarak lazer kaynağı çalıştırılıyor, kontrollü olarak damarın içten tıkanması sağlanıyor.

    İşlem ne kadar sürüyor?

    Prof. Dr. Kürşat Bozkurt: Bu yöntemin önemli bir avantajı lokal anestezi altında yapılabilmesi, işlem ortalama 30 dakika ile l saat arasında sürüyor. Hasta 1-2 saat dinlendikten sonra yürüyerek evine gönderiliyor. İşlem sonrası hareketlerinde herhangi bir kısıtlama gerekmiyor, işlemin sorun yaratma ihtimali çok düşük. Ama hastaların yüzde 20’sinde bacakta geçici morluk oluşabilir.

    lazerlevaris1

    Başarı oranı nedir?

    Prof. Dr. Kürşat Bozkurt: Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde her yıl binlerce hasta bu yöntemle tedavi ediliyor. Girişimin 5 yıl sonraki sonuçları tıbbi kaynaklarda bildirilmeye başlandı. Buna göre başarı oranı yüzde 98 civarındadır. Bu yöntem varis yakınması olan olguların yüzde 70’ine uygulanabiliyor. Başarı İçin iyi hasta seçimi çok önemli.

    Türkiye’de de uygulanabiliyor mu?

    Prof. Dr. Kürşat Bozkurt: Günümüzde bu teknoloji ülkemizde de uygulanıyor ve başarı oranları yurtdışı kaynaklarda olduğ gibi bizde de son derece yüz güldürücü.

    Lazer tedavisinin maliyeti nedir:

    Prof. Dr. Kürşat Bozkurt: Aslında bu yöntemin en önemli dezavantajı maliyettir. Kullanılan lazer tüpleri tek kullanımlıktır. Bunların her biri de 400 dolar civarındadır.

    Ses dalgalarıyla tedavi nedir?

    Prof. Dr. Kürşat Bozkurt: Bu da lazere benzer şekilde damarın içten kapatılmasını sağlıyor. Bu girişimin uygulanması lazerle aynı. Tek fark, laz enerjisi yerine ses dalgaları kullanılan tıkanma sağlanması. Bu yöntemde lokal anestezi altında yapılıyor ve hasta girişim sonrası evine gönderilebiliyor.

    Cerrahide neler yapılıyor?

    Prof. Dr. Kürşat Bozkurt: Burada amaç, hem dıştan görülen varislerin çıkartılması, hem de toplardamarların içinde yüksek basınca yol açan ve kas bölgesindeki kapakçıkların neden olduğu yetersizliğin giderilmesidir. Bu yetersizlik giderilmezse hastaların yakınmaları devam eder ve varisler kısa bir süre sonra tekrarlar. Ameliyat olacak hasta çok iyi değerlendirilmeli. Özellikle derin ve  yüzeysel toplardamarlara renkli dopp ultrasonografı yapıldıktan sonra ameliyat planlanmalı. Önemli olan yalnızca yüzeysel görünen varislere müdahale etmek değil, mümkün olduğunca asıl sebebe yönelik tedavi yapmak.

    Eskiden ayak bileğinden kasığa kadar tüm toplardamar bir tel yardımıyla soyuluyordu. Bu girişim artık çok az kullanılıyor. Çünkü diz altındaki ana yüzeysel toplardamarın kendisinde varis gelişme olasılığı az. Bu damar kalpte ileride yapılabilecek olası bir by-pass operasyonu için gerekli. Bu nedenle bu damarın olabildiğince korunmaya çalışılması lazım.

    İdeal tedavi, lazer veya ses dalgası enerjisi kullanarak kasık-diz arasındaki sorunu gidermek ve kalan yan dal varislerini bölgesel olarak çıkartmak.

    Kullanılan cerrahî yöntemler neler?

    Prof. Dr. Kürşat Bozkurt: Yöntemlerden biri ana yüzeysel toplardamarların soyulmasıdır. Buna stripping diyoruz. Belden uyuşturma veya genel anestezi altında operasyon yapılıyor. Bacağın iki ana yüzeysel toplardamarında oluşan ve tüm damarı tutan varislerin varlığında nadiren de olsa uygulanıyor, iki cilt kesisi arasından özel teller kullanılarak damar çıkartılıyor. Ameliyat sonrası çok sıkı elastik bandaj uygulanıyor. Ardından 2 hafta varis çorabı kullanılıyor. Hasta l gün hastanede yatıyor. Ama demin de bahsettiğim gibi bu ameliyata çok nadir başvuruluyor.

    Günümüzde bunun yerini damar içi lazer tedavisi aldı. Kullanılan yöntemlerden bir diğeri de, ana yüzeysel toplardamarın bağlanmasıdır. Burada da belden lokal uyuşturma veya genel anestezi altında operasyon yapılıyor. Kasık bölgesinde ve ana yüzeysel toplardamarın içinde yerleşen bir kapakta yetersizlik çok sık ortaya çıkar. Bu damarın bağlanmasıyla bacaktaki toplardamarlar içinde basınç düşer ve yakınmalar azalır. Bu girişimde ana damar korunduğundan gereğinde ileride bir köprüleme girişimi için kullanılabüir. Bu nedenle halen uygulanan bir yöntemdir.

  • Hirsütizm Nedenleri Nelerdir

    Hirsütizmde genetik ve ırksal etkenler önemli rol oynar. Sarı ve Siyah ırklarda ender görülen hirsütizme Akdeniz halk­larında çok sık rastlanır. Kuzey Avru­pa’da görülme sıklığı ise Akdeniz hav­zasına göre daha düşüktür.

    Hirsütizmin saptanması da bir ölçü­de kültüre bağlıdır. Bu durum bazı top­lumlarda kabul edilebilir; bazılarında ise kesinlikle kabul edilemez, çünkü bu toplumlarda kadınlar en hafif hirsütizmi bile dişiliğin kaybıyla özdeşleştirirler. Hirsütizm seyrek olarak ağır hastalık­lardan kaynaklanır; çoğunlukla değişik tipte işlevsel bozuklukların belirtisi ola­rak ortaya çıkar. Ayrıca aynı tip bozuk­luğun değişik bireylerdeki sonuçları kılların dağılımı ve eşlik eden klinik berktiler açısından çok farklı olabilir.

    Androjenlerin salgılanmasında, meta­bolizmasında ve etki mekanizmasında­ki değişikliklere bağlı olarak hastaların klinik kontrolü sırasında hormonal öl­çütler de kendiliğinden değişebilir. Hir­sütizmi nedenlerine göre sınıflandırmak basit görülebilir. Oysa bir hastadaki hir­sütizmi eldeki biyokimyasal ölçütlere dayanarak belirlemek çoğu zaman ola­naksızdır. Nedenleri araştırıldığında hirsütizmin androjen üretimindeki deği­şikliğe bağlı birçok biçimi vardır.

    kadin441Hirsütizmin bazı biçimlerinde er­kekleşme (virilizasyon) belirtileri tipiktir; yani kadında ikincil erkek özellikle­ri olan ses kalınlaşması ve kas gelişme­si kıllanmayla birlikte görülür. Yumur­talıklarda çok sayıda kist (polikistik yu­murtalık) ya da Cushing sendromu gibi olgularda ortaya çıkan bazı hirsütizm biçimlerinde ise dişiye özgü ikincil cin­sel özellikler korunur.

    Erkekleşme be­lirtilerinin eşlik ettiği ve etmediği biçİmler arasındaki bu ayrım mutlak de­ğildir. Örneğin, doğumsal böbreküstü bezi hücre çoğalmasının klasik biçimin­de belirgin erkekleşme belirtileri görü­lürken, aynı enzim bozukluğunun geç ortaya çıkan tipinde yalnızca aşırı kıl­lanma ve ergenlik dönemine özgü and­rojen artışının hafif belirtileri söz konu­sudur.

    Hirsütizm gebelikte etenenin (pla­senta) ve sarı cismin (corpus luteum) ürettiği hormonlara bağlı olarak da or­taya çıkabilir. Ayrıca menopozdan son­ra östrojen üretiminin çok azalması ve androjen üretiminin sürmesinden kay­naklanabilir.

    Hirsütizmin iç salgı bo­zukluklarından kaynaklanan bu biçim­lerinin yanı sıra nedeni bilinmeyen bi­çimleri de vardır. Bunlarda yumurtalık ve böbreküstü bezi bozuklukları ya da hormonal değişiklikler belirlenemez. Hirsütizme yakalanan kadınların yüzde 50’den fazlası bu grupta yer alır. Bu hastalarda şişmanlığa, yumurtlamasız âdet çevrimine ve sivilceye belli bir yatkınlık vardır, ama erkekleşme belir­tileri yoktur.

  • Hirsütizm’de Kıl Kesecikleri

    Kıl kesecikleri avuçlar ve ayak tabanla­rı dışında bütün deri sistemine dağılmış­tır. Ama kılların vücuttaki dağılımı ve gelişimi cinsiyete ve yaşa bağlı olarak büyük ölçüde değişir.

    Üç tip kıl ayırt edilebilir:

    • Cinsel olmayan kıllar (saçlar, kirpik­ler, kaşlar);
    • Her iki cinste olan kıllar (koltukaltı, kasık üçgeni, önkol sırtı, bacakların alt ve bazen üst bölümü);
    • Cinsel kıllar ya da erkek cinsine özgü kıllar (sakal, bıyık, burun ve kulak kıl­ları, göğüs kılları, kasık üçgeninin üs­tünde karın çizgisi kılları).

    Cinsel olmayan kılların gelişimi gonat (erbezi ya da yumurtalık) hormonla­rının denetimi altında değildir. (Bu işle­vi bir ölçüde tiroit hormonları ve glikokortikoitler görür; dolayısıyla da tiroit ve böbreküstü bezi yetmezliklerinde bu kıllar dökülür.)

    Buna karşılık kelliğin ortaya çıkması için, her ne kadar çeliş­kili gibi görünse de androjen hormonla­rın bulunması gerekir. Her iki cinse öz­gü kılların ve cinsel kılların gelişimi ise böbreküstü bezi ve gonat androjenlerine bağlıdır.

    Bütün kıl keseciklerinin etkinliği çevrimseldir. Anajen adı verilen büyü­me evresini katajen denen kısa bir geçiş evresinden sonra telojen denen dinlen­me evresi izler ve bu evrenin sonunda kılın dökülmesiyle çevrim yeniden baş­lar. Büyüme evresini tamamlamış kese­cikten büyük ve uzun bir kıl çıkar. Tam gelişmemiş kesecikte ise zor görünür, ince bir kıl bulunur. Çocukların ince tüyleri bunun tipik örneğidir.
    Vücudun her bölümündeki kılların gelişimini belirleyen çeşitli etkenler vardır. Gelişme şu açılardan incelenebi­lir:

    • Gelişme evresinin süresi. Vücudun değişik bölgelerinde farklı olan bu süre saçlarda 3 yıl, bıyıklarda 4 ay, önkolda 30 gün, kalçada 20-50 gün kadardır. Gelişme evresinin süresine bağlı olarak her bölgedeki kılların uzunluğu da deği­şir. Dinlenme evresinde ise değişik böl­geler arasında büyük farklar yoktur. Ör­neğin dinlenme evresi bıyıklarda 2 ay, saçlarda 3 ay sürer.

    • Gelişme evresindeki keseciklerin ora­nı. Bölgelere göre değişir. Örneğin saçlarda kıl keseciklerinin yüzde 90’ı, sa­kalda ise yüzde 67’si gelişme evresindedir.

    • Kıl uzama hızı. Bölgelere göre değişir. Kalçada günde 0,21 mm, saçlarda ve kasık kıllarında ise günde 0,45 mm düzeyindedir.
    • Kıl çapı. Bazı bölgelerde kıllar daha kalındır. Örneğin cinsel kılların çapı 80
    mm, saçlarınki ise 62 mm kadardır.

    • Kıl keseciklerinin gelişme yoğunluğu. Hirsütizm olgularını anlamak açısından önemli bir noktadır. Vücudun değişik bölgelerinde kıl-yağ keseciklerinin da­ğılım sıklığı bakımından kadınlarla erkekler arasında hiçbir fark yoktur. Ör­neğin her iki cinste de yüzde cm2’de 750, gövde ve bacaklarda cm2’de 7-8 kıl-yağ keseciği bulunur.

    İki cinste kıl­ların farklı gelişmesi, yalnızca androjen hormonlarının farklı düzeylerde salgı­lanmasına bağlıdır. Çünkü androjenler gelişme evresindeki keseciklerin üreti­mini artırır ve gelişme evresinin süresi­ni uzatır. Kılların uzama ve kalınlaşma hızı iki cinste de aynıdır.

    Yüz ve gövde kılları – Sakal ve bıyık erkekte cinsel kılların en klasik örneği­dir. Doğumsal androjen eksikliğinin kö­seliğe yol açtığı klinik olguların ve de­neysel çalışmaların gösterdiği gibi sakal-bıyık gelişmesi için androjenler ge­reklidir.

    Gövde, kol ve bacaklar androjene bağımlılık açısından genelde yüze ben­zer. Bu bölgelerde androjene bağımlılı­ğın derecesi iki cinste farklıdır. Göğüs kılları yalnız erkeklerde gelişir ve en üst düzeye 30-40 yaşları arasında ulaşır. Bacaklar ve kalça üzerindeki kıllar genellkle erkeklerde kadınlarınkinden da­ha gürdür; önkolda ise çok büyük fark yoktur.

    Koltukaltı ve kasık kılları – Bu bölge­lerdeki kılların gelişmesi cinsel hor­monlara bağlıdır ve ergenlik döneminde tamamlanır. Ama gelişmeleri için daha önce değinilen bölgelerin kıllarından çok daha düşük yoğunlukta testosteron gerekir.

    Kasık kılları erkeklerin yüzde 90’ında, kadınların ise yalnızca yüzde 20’sinde (ve fazla olmamak üzere) karın çizgisine doğru yayılır. Kadınlarda koltukaltı kılları da genellikle erkeklerdekinden azdır.

    Saçlar – Büyümeleri androjene bağlı değildir. Ama androjen hormonu olma­dan kellik ortaya çıkmaz.

  • Kadında Aşırı Kıllanma (Hirsütizm)

    Kadında aşırı kıllanma anlamına gelen fıirsütizm yalnızca dişiliğin kaybı biçiminde estetik ya da ruhsal bir sorun yaratabilir. Ama böbreküstü bezi ve yumurtalıklardaki işlevsel bozuklukların ya da ağır hastalıkların başlangıç işareti de olabilir. Dolayısıyla ayırıcı tanıda bu olasılıkları göz önüne almak gerekir.

    Hirsütizm ancak doğru bir klinik ve biyokimyasal değerlendirme yapıldık­tan ve temelindeki nedenler belirlendik­ten sonra tedavi edilebilir. Kadında yüz (üst dudak ve çene), göğüs ve karnın or­ta çizgisi gibi androjene, yani erkeklik hormonuna duyarlı alanlarda kılların gelişmesidir. (Bu bölgelerde yalnız er­keklerde kıl gelişmesi androjene duyarlılıklarıyla bağlantılıdır.) Hirsütizmde aynca kasık kılları eşkenar dörtgen biçi­minde bir dağılım gösterir. Bu tablo androjene duyarlı olmayan alanlarda da aşırı kıllanma görülen hipertrikozdan farklıdır.

    Hirsütizmin nedenleri

    killanma

    Yumurtalıklara bağlı nedenler
    Tümörler:
    • Arrenoblastom (androjen salgılayan tümör);
    • Bağdoku hücresi tümörleri;
    • Yağdoku hücresi tümörleri;
    • Gonadoblastom (yumurtalık tümörü).

    Tümör olmayanlar:
    • Polikistik yumurtalık;
    • Stromal hipertekoz (yumurtalık folikülü bağ dokusunun aşırı gelişmesi).

    Böbreküstü bezine bağlı nedenler
    Tümörler:

    • Karsinom;
    • Virilizan adenom (iyi huylu salgıbezi tümörü).

    Tümör olmayanlar:
    • Doğumsal böbreküstü bezi aşırı geliş­mesi;
    • Cushing sendromu.

    İlaçlar
    Androjenler. Progesteronlar.

  • İki Renkli Spor Hırka Yapılışı

    İki Renkli Spor Hırka Yapılışı

    Yapılışı:

    Ön kısımlara kırkaltı ilmekle başlayıp bir sıra gri ile lastik örün. Üzerine iki sıra pembe, iki sıra gri ile haraşo örün. Gri ve pembe karışımı yün ile bir ters, bir düz lastik örün. Arka sırayı ters örgü örün. Cep yerine gelince yirmidört ilmeğin üzerine gri, pembe ve gri ile haraşo örüp, kesin. Cep açıklığı için kestiğiniz yirmidört ilmeği şişe atarak yüne ön yüzünü bir ters  düz, arka sırasını ters örgü olarak örüp kolu kesmeden yaka açıklığını keserek önleri tamamlayın. Arkaya seksendört ilmekle başlayıp ön gibi örün. Kolu kesmeden düz olarak omuza kadar örün ve yakayı kesip arkayı tamamlayın. Kollara kırkdört ilmekle başlayın. Her iki taraftan onaltışar ilmek artırın. Birer ilmek olmak üzere kol bitiminde iki sıra gri, bir sıra pembe, iki sıra gri renkle haraşo örüp kolu kesin. Yakadan ilmek alıp iki tarafında dört ilmeği haraşo arasını öndeki gibi bir ters, bir düz örün.

    hirkaYakanın bitiminde iki sıra haraşo ile bitirin. Bütün parçaları dikerek birleştirin, hırkanızı güle güle kullanın.