Kadınlar Sitesi, Gebelik, hamilelik, doğum

Yazar: kumtanesi

  • Pratik Çözümler – Doğum Kartları

    Bir bebeğin doğumu çok özel bir olaydır ve akrabalarınızdan, dostlarınıza kadar pek çok kişiye, elden geldiğince çabuk haber vermek istemeniz, son derece doğaldır. Batı ülkelerinde yaygın bir âdeti benimse­yerek, bu güzel haberi kartlarla duyurabilir, üstelik kartlarınızı kendiniz hazırlayarak, be­beğinizin fiyonkla süslenmiş bir fotoğrafın­dan, katlanmış bir ayıcıklar dizisinden oluşan kartlara kadar, çok çeşitli seçeneklerden ya­rarlanabilirsiniz.

    BASİT TUTUN

    Sanatçılığınız üstünüzde değilse ya da kendi­nizi henüz uzun uzun bir şeylerle uğraşamayacak kadar dirençli hissetmiyorsanız, ba­vul etiketleriyle son derece özgün kartlar ya­pabilirsiniz. Etiketleri bavullara bağlayan si­cimlerin yerine uygun renkli kurdeleler kul­lanmanız yeterlidir.

    Kart olarak ne seçmiş olursanız olun, üs­tünde ya da arkasında doğum tarihini, saatini, yerini, bebeğin doğuş ağırlığını ve kuşkusuz adını yazacak yer kalmalıdır. Bütün bu saydıklarımız, yapılması kolay şeylerdir ve yalnızca temel birkaç malzeme gerektirir: İnce karton, dantel ya da kurdele, parçaları süslemek için bazı renkli kalemler. Kartlarınızı, bayram ya da yılbaşı tebrik kart­larından, duvar kâğıtlarından kopya edece­ğiniz çiçeklerle, bordürlerle süsleyebilirsiniz.

  • Pratik Çözümler – Oyuncak Kurbağa

    Yumuşak, eğilip bükülebilen bir kurbağayla oynamak, yerinde duramayan küçükler için bü­yük bir eğlencedir. Bir çocuk için, son moda bir “fasulye çantası” (kuru fasulye taneleriyle doldurulmuş, atıp tutma oyunlarında kullanılan küçük, dikdörtgen bir yastık) gibi, yumu­şak, her yana eğilip bükülebilen bir kurbağayı da yakalamak ve tutmak, düz bir toptan daha kolaydır. Bir ya da daha çok sayıda yerinde dura­mayan afacana, saatlerce hareket olanağı sağlar. Sıkı dokunmuş pamuklu ya da pamuklu-polyester karışımı, tarazlan­mayan kumaşlar kullanın ve şiddetli gerilimlerin etkisinde kalacağı için, dikişlerinin sağlam olmasına dikkat edin: El dikişi de, makine dikişi de yapsanız, sağlamlaştırmak için her dikişi çift olarak geçin. Her kurba­ğanın üçte ikisini (minik eller tara­fından kolayca yakalanabilecek bi­çimde eğilip bükülebilir olması için, tıka basa doldurmayın) polyester kırpıntıyla doldurun.

    kurbaga
    Yumuşak, eğilip bükülebilen kur­bağa, küçük bir çocuğun kucağında sevgiyle taşıyabileceği bir oyuncaktır; bu yüzden, yıkanabilir bir kumaş se­çin. Pamuklu kadife, yün dokuma ya da kalın havlu bezinden daha ağır bir kurbağa yaparsanız, içini kuru fasul­yeyle doldurun. Kuru fasulye doldu­rulmuş kurbağa, çeşitli biçimlere ve duruşlara getirilebilir; bükülebilir; düz bir zemin üstünde atılarak kaydırı­labilir: Üstelik mobilyalara ya da du­var boyasına zarar vermez. Bir kur­bağayı doldurmak için aşağı yukarı 1.250 gr kuru fasulye gereklidir.

    BİR KURBAĞA AİLESİ YAPMAK

    kurbaga2

    Tek bir oyuncak yapacak yerde anne, baba ve bebeklerden oluşan bir kurbağa ailesi yapa­bilirsiniz. Önceki sayfada anlatıldığı gibi iki kurbağa yaptıktan sonra, aydınger kâğıdı ya da ince kâğıt üstüne, patron üstündeki ka­relerin her birinin kenarı 2,5 cm değil, 1 cm olacak biçimde daha küçük yeni bir kalıp çizin. Birkaç tane küçük kurbağa yapmak için bu ikinci kalıbı kullanın. Kurbağa ailesinin her üyesi için farklı ku­maşlar kullanabilirsiniz. Ayrıca, uygun desenli iki kumaşla da kurbağalar yapabilirsiniz. Kur­bağalarınızı tamamlayınca, şeritler ya da be­neklerle süsleyebilirsiniz.

  • Tokat ve Çocuk

    “Bir daha yaparsan, tokadı yersin.”

    Bunlar, pek çok yorgun, sinirli annenin ve babanın, küçük çocuklarına öfkeyle bağırarak sık sık söyledikleri sözlerdir; genellikle de, hiç düşünmeden to­kadı yapıştırırlar. Bazı anne-babalar da, toka­dı küçük çocuklarına “iyi” ve “kötü”yü, “doğ­ru”yu ve “yanlış”ı öğretmenin bir yolu olarak kullanırlar.

    Çocuk yetiştirmenin her yönünde olduğu gibi, bu konuda da kuşaklar boyunca sürege­len bir tartışma vardır. Bir kuşak, küçük ço­cukları eğitmenin tek yolunun bu olduğunu düşünürken, bir başka kuşak, küçük bir ço­cuğa tokat atmanın düşüncesinden bile deh­şete kapılır.

    Unutmayın, burada tokattan, ya­ni bir kez vurmaktan söz ediyoruz, dayaktan değil.

    GÜÇ BİR HAK MIDIR?

    Pek çok çocuk uzmanı, küçük çocuklara vurmanın, tek bir tokat bile olsa yanlış ol­duğunu ileri sürmekte, “çocuğunuzun daha iyi davranmasını sağlamayacağı gibi, onu daha da söz dinlemez ve saldırgan kılabilir” demek­tedirler. Ayrıca, bir yetişkinin gücünü küçük bir ço­cuk üstünde kullanmasının adalete sığmadı­ğını, çocuğa bir tokat atmanın, ona, annenin ve babanın belki de başka bakımlardan karşı çıktıkları “güç haktır” mesajını verdiğini dü­şünmektedirler. Sık sık bir tokat çakıştırma, bir çocuğu kızgın, kin dolu ve anne-babasına çok daha az saygılı kılabilir. Çocuğunuz yaşı ilerleyip de daha çok güçlendikçe sizi, yani anne-babasını üzecek biçimde davranarak acı­sını çıkarmaya, sizi cezalandırmaya çalışacak­tır.

    GİZLİ TEHLİKE

    “Piskologların bedensel cezalandırmaya, bir tek tokatta kalsa da karşı oluşlarının bir baş­ka nedeni de, bu davranışın tırmanma eğilimi taşımasıdır. Çocuğunuza yanlış yaptığı bir şey için başlangıçta hafif bir tokat atarsınız; tekrarladığında ya da daha kötü bir şey yap­tığı zaman, ona daha şiddetli bir tokat atar­sınız. Çünkü, attığınız İlk tokadın hafif olduğu için işe yaramadığını, çocuğun bir tür bağışıklık kazandığını düşünürsünüz. Bunun sonu­cunda tokatlarınız giderek şiddetlenir ve bir gün, siz gerçek anlamda farkına bile varmaz­ken, tokatlar dayağa dönüşebilir. İşler buraya varmasa bile, çocuk yediği to­katlara öfkeyle tepki gösterebilir; kendisinin “doğru”, sizinse “yanlış” yanda bulunduğunu­zu düşünmeye başlayabilir. Bunun yanı sıra, sizden “korkar” duruma gelerek, “suçlarını” gizlemeyi öğrenebilir.

    tokatvecocukNEDEN VE SONUÇ

    Ara sıra bir tokadın yararlı olduğunu savunan anne-babalar ve uzmanlar, küçük çocuğun neden cezalandırılmış olduğunu o anda an­lamasını sağladığını ileri sürerler. Kendisine yapmaması söylenen bir şeyi yapar, sözgelimi oyuncağını tuvaletin içine atar ve siz de he­men bir tokat atarsanız, “neden ve sonuç” ilişkisini öğreneceğini söylerler. Tokada karşı olanlarsa, çocuklara İyi dav­ranmayı öğretecek daha iyi yollar bulun­duğunu savunurlar. Çocuğunuzla konuşarak ona neyin doğru, neyin yanlış olduğunu, niçin kızdığınızı ya da niçin üzüldüğünüzü anlat­manız gerektiğini öne sürerler. Çocuğunuza, onun huysuzluk etmek istemediğini bildiğinizi ya da kötü bir şey yaptığının farkında olma­dığını anladığınızı söylemeniz, tokattan daha iyidir. Ona güven verin: Bir daha yapmaya­cağından emin olduğunuzu söyleyin.

    Çocukların sevilmek, beğeninizi kazanmak istedikleri için “iyi” davranmaya çalıştıkları yolunda da bir görüş vardır. Buna göre, yap­tığını beğenmediğinizi göstermeniz, onun davranışını değiştirmenin, tokatlamaktan da­ha iyi bir yolu olabilir. Ama bu kuşkusuz, üç yaşın altındaki çocukların çoğunda olduğu gi­bi, yargılayış biçiminizi kavrayamayacak ka­dar küçük olan çocuklar için geçerli değildir.

    Çocuğunuz televizyonun düğmesini durmadan açıp kapatıyorsa ya da sehpanın üstün­deki kristal tablayı durmadan eline almaya kalkışıyorsa, onu oradan kaldırıp başka bir odaya götürmeniz ve bunu denemeye kalk­manın bir yararı olmayacağını, çünkü her se­ferinde engelleyeceğinizi sonunda anlamasına kadar her seferinde bunu tekrarlamanız, ge­nellikle bu davranışından vazgeçmesi için ye­terlidir. Küçük çocuğunuz bir oyun arka­daşına, oyuncak çekiciyle ya da oyuncak küreğiyle vurursa, onun, çekicin, küreğin ne ol­duğunu ya da acıtacağını bilmediğini unutmamanız gerekir. Hemen tokadı yapıştırmak yerine, yumuşak bir hareketle çekici, küreği elinden çekip alın ve neden bunu bir daha yapmaması gerektiğini anlatın. Bir masalla ya da başka bir oyuncakla, dikkatini başka yere çekin.

    ISIRMA VE KAVGA ETME

    Küçük çocukların çoğu bir saldırganlık evresi geçirir: Vurur, ısırır, tükürür ve saç çekerler. Bunları gören anne-babaların duydukları sı­kıntıya bir de, çocuklarının saldırıları için ço­ğunlukla kendilerinden daha küçük bir çocuğu seçmeleri eklenir. Ne var ki, çocuğunuz, büyürken deneme yapmaktadır; acı verdiğini “henüz” anlamaz. Böyle bir durumda onu, tekrarlamasını önlemek için hemen öbür kü­çük çocuğun yanından uzaklaştırırken, yumu­şak bir sesle yaptığının yanlış olduğunu anlat­maya çalışın. Bunu yaptı diye tokat atmaya kalkışmayın: Başkalarına vurmaması gerekti­ğini söylerken, sizin ona vurmanız, hiç de mantığa uygun bir davranış olamaz. Çocuğunuzun oyun arkadaşlarıyla bir arada bulunduğu zamanlar çok saldırgan olduğunu sezerseniz, bunun nedeni belki de, başka ço­cuklarla oynamaya hazır olmadığı halde, on­dan bunu beklediğiniz için, sizsiniz: Küçük çocuklar, üç yaşına gelinceye kadar, başka çocuklarla “oynamak” konusunda pek hevesli değillerdir.

    Çocuğunuz daha büyük olduğu halde hâlâ saldırganlık belirtileri gösteriyorsa, ona bu gibi durumlarda bir tokat atarak “şiddete” katkıda bulunmayın. Davranışını düzeltmezse, oyunu durdurup arkadaşlarını evlerine gönde­receğinizi (ya da hemen evinize döneceğinizi) söyleyin. Dinlemezse, söylediğinizi yapın. Bu arada, çocuğa her şeyi açıklamaya dayanan bu eğitim yöntemine, bazı uzmanların eleştiriler yönelttiklerini de belirtmek gerekir. Bazı psikologlar, çocuğun vurmanın acıttığını öğrenmesi gerekiyorsa, ona verebileceğiniz en iyi dersin, bir tokat olduğunu ileri sürmek­tedirler. Bu görüşe göre, küçük oyun arka­daşlarında ne türden bir acıya yol açtığını, çocuk ancak böyle anlayabilir ve vurmanın, vurulana ne hissettirdiğini öğrenince, bunu bir daha yapmaz.

    Gene aynı görüşe göre, küçük çocuğunuz, sizi gerçekten sinirlendirinceye ve hoş olma­yan bir sahne oluşuncaya kadar, sabrınızı de­neyecektir. Ama, yanlış davranmaya daha başladığı anda ona bir tokat atar, sonra da dikkatini başka yere çevirirseniz, sabrınızı de­nemekle uğraşmak yerine, yeni bir ilgi alanı bulmuş olur.

    BİR DİKKAT UYARISI

    Unutmamanız gereken şey, tokattan ister ya­na, ister karşı olsunlar, bütün çocuk uzman­larının birleştikleri bir nokta olduğudur: Ya­pabileceğiniz en kötü şey, yorgun ya da sinirli olduğunuz zaman çocuğunuza vurmanızdır. Bir tokat atmanın, yararına inanıyorsanız, dü­şüncesizce atılmış bir tokat değil, bir disiplin yöntemi olmalıdır. Bu arada, bu tür bir be­densel tepkiye, çocuğunuz bazen bile bile yol açabilir: İncelemeler, çok az ilgi gören çocuk­ların, hiç ilgi görmemektense, kendilerine vurulmasını yeğlediklerini ortaya koymuştur.

    Gerçekten de, çocuğunuz en çok, yaramaz­lık ettiği sırada onun farkına vardığınızı ça­bucak anlayabilir. Oysa mutluluk içinde sessiz sessiz oynadığı sırada, bir telefon konuşması yapmak için onu odada yalnız bırakabilir ya da ev işine dalarak, farkına varmadan onu ihmal edebilirsiniz.

    Dolayısıyla, çocuğunuz sık sık çok huysuzlanıyorsa, “cici çocuk” olduğu zaman, ona bü­yük ilgi gösterin. Oynadığı oyuna katılın; hiç değilse o oynarken yanında olacağınız bir işle -sökük dikmek, gazete okumak gibi- uğraşın. Huysuzlaştığı, istemediğiniz davranışlarda bu­lunduğu (oyuncaklarını sağa-sola fırlatması gibi) zamansa, tersine, odadan çıkıp onu yalnız bırakın, iki yaşından küçüklerle uğraşılırken, huysuzluk yaratabilecek durumlar ön­ceden kestirilerek, bu tür sorunlardan genel­likle kaçınılabilir.

    HAZIRLIKLI OLMAK

    Sözgelimi, küçük çocuğunuzla, süpermarkete alışverişe gitmek düşüncesinden dehşete ka­pılmanız için hiçbir neden yoktur. Önceden iyice planlar da, alışverişinizi sakin yaparsanız, kendinizi stres altında hissetmezsiniz ve alış­veriş yapma, her ikiniz için de bir eğlenceye dönüşebilir. Küçük çocuğunuza önceden, bü­tün alışverişinizi bitirince -ama kesinlikle daha önce değil- ona da bir şeyler alacağınızı söy­leyin. Alışverişinizi yaparken, eline onu meş­gul edecek, çok sevdiği bir oyuncak ya da bir elma gibi bir şey verin. Onu süpermarketin arabasına oturtup, raflar arasında dolaşırken, oyuncak ayısıyla oynamasına izin verin. Biraz daha büyüyünce, raflardan aldıklarınızı ara­baya yerleştirmenize yardım etmeye teşvik edin.

    Evinizde çocuğunuza vurma nedenlerini, evinizi “çocuğa dayanıklı” duruma getirerek azaltabilirsiniz. Değerli kristal ya da porselen tabla ve vazo gibi şeyleri ya da tehlikeli çama­şır suyu şişelerini, dikiş kutunuzu, çocuğunu­zun erişemeyeceği yerlere kaldırın. Böylece sürekli kaygı içinde olmaktan kurtulur ve on­lara her elini uzatışında, çocuğunuzu azarla­mak ya da ‘tokadı patlatmak” zorunda kal­mazsınız. Büyüyerek porselenlerin, kristal­lerin kırıldığını, makasların kestiğini anladığı zaman, bu “ilişkinizi bozucu” parçaları yeni­den ortaya çıkarabilirsiniz.

    TUTARLI OLUN

    Çocuğunuzun “doğru” ve “yanlış” davranışları öğrenmesine yardım etmenin en önemli yol­larından biri, tutarlılıktır. Anne-babaların, di­siplin yöntemleri üstünde ve “iyi davranışlar” ile “kötü” davranışların ne olduğu konusunda, görüş birliğine varmış olmaları temel koşul­dur.

    Çocuğunuzun bir şeyi yapmasına bir gün izin verir de, ertesi gün aynı davranışı için ce­zalandırmaya kalkarsanız, “kafası karışır”. Pek çok davranış sorunu, sırf anne-babaların çocukları için koydukları kurallarda tutarlı ve açık olmamalarından kaynaklanır.

    Günlük programınızı hazırlayın ve önemli bir neden olmadıkça, değiştirmeyin. Çocukla­rınız her gün televizyonu sözgelimi saat dört­te, bir saat izleyebileceklerini, başka zaman izleyemeyeceklerini öğrenirlerse, başka za­manlarda televizyon düğmesini açıp kapama yüzünden ortaya çıkan huzursuzluklardan kurtulursunuz.

    Çocukların yatma zamanı, bir başka ger­ginlik ve aile kavgaları kaynağıdır; oysa düzenli bir banyo, masal anlatma ve yatma programı izlerseniz, çocuğunuzun bunu be­nimseyeceğini ve sizinle çok ender tartışacağını göreceksiniz. Ayrıca çocuğunuzu -ya da çocuklarınızı- bir kez yatırınca, kalkıp yatak odalarından bir daha çıkmalarına izin verme­mekte kararlı olun.

    Eşinizle birlikte de evde tutarlı bir program uygulamanız (yemek saatlerinizin, banyo sa­atlerinizin, gazete okuma saatlerinizin düzenli olması gibi), çocuğunuzun, sizin evde nasıl yaşadığınızı anlamasına yardımcı olur; böylece canınızı sıkacak davranışlarla karşılaşma ola­sılığı azalır. ,

    ÖDÜLLENDİRME

    Bütün uzmanlar çocuğunuzu uslu ve “iyi davranışlı” olmaya yöneltmenin en iyi yolunun, onu ödüllendirmek olduğunda birleşmekte­dirler. İyi bir şey yaptığı ya da mutluluk içinde sessizce oynadığı zaman, çocuğunuzu her se­ferinde ödüllendirin: Ona kocaman öpücükler verip, kucağınıza alarak biraz sevin; size her yardımcı oluşundan sonra, ona en sevdiği masalı anlatın ya da okuyun.

    En önemlisi de, çocuğunuzun en büyük is­teğinin sizi hoşnut etmek olduğunu, kavramanızdır. Durmadan paylanır, bağırılır ya da vurulursa, onu sevmediğiniz, kendisinin “se­vilmeye değer biri olmadığı” duygusuna ka­pılacaktır. Onu beğendiğinizi, çok sevdiğinizi davranışlarla gösterin ve hoşlanmadığınız davranışlara karşı sabırlı olun. Unutmayın ki, çocuğunuz ne kadar mutlu, dengeli olursa, siz­ler de o kadar mutlu bir anne-baba olursunuz.

  • Emzik Tartışması – İyi mi? Kötü mü?

    Rahatlatıcı mı yoksa zararlı mı? Uzmanlar arasındaki emzik tartışması bütün
    ateşliliğiyle sürse de, kesin olan bir şey var: Yararlı da, zararlı da olsa,
    bebekler bu geleneksel uygulamadan hoşlanıyorlar.
    Günümüzde herkesin, Kullanılmasına is­ter karşı, ister yandaş olsun, emzik ko­nusunda söyleyecek bir şeyleri var. Bü­yükanneler emziklerin dişleri berbat ettiği yo­lunda öyküler anlatırken, en iyi dostunuz kal­kıp size, “emzik olmasaydı hayatta kalamaz­dım” diyebilir. Görüşler ne kadar farklı olur­sa olsun, bebeğinizin emziği sevmesi için haklı nedenleri vardır ve vazgeçirmeniz çok güçtür.
    EMME REFLEKSİ:
    Küçücük bebeğinizin ağzına parmağınızın ucunu sokarsanız, emme yeteneğinin ne ka­dar güçlü olduğunu görerek hayrete düşme­niz kaçınılmazdır. Çok erken doğan (prema­türe) bebekler dışında, bütün bebeklerin, doğdukları anda, emme refleksleri gelişmiş­tir. İçgüdüsel olan bu refleks, anlaşılması son derece kolay bir nedenden kaynaklanır: İster bir annenin meme başından, ister biberonun emziğinden olsun, beslenebilmesi için, bebe­ğin emmesi gerekir. Ne var ki, bebeklerin ço­ğu, aç olmadıkları zaman da emmekten hoş­lanırlar: Ağlayan bir bebeğe emeceği bir şey verildiğinde rahatladığını, herkes bilir. Ama bebeğinize emmesi için boş bir bi­beron veremezsiniz; çünkü midesine hava doldurur; doiu olanını da, aç olmadığı için o istemez. Ayrıca bütün gün memenizde ol­maktan çok hoşianabiiir; ama bu durum da sizin için hiç eğlenceli ve uygun değildir. Dolayısıyla emzik, ikiniz için de, rahatlatıcı bir seçenek olabilir.
    EMZİĞİN SEÇİMİ:
    Bebeğinizin emziğin vereceği huzura gerçek­ten gereksinme duyduğunu anladığınızda, emzik seçimine önem verin ve birçok farklı tipte emziği denemeye hazır olun. Yeni doğmuş bir bebeğin ağzı, bir çocuğunkinden daha küçüktür; ama böyle de ol­sa, bebeklerin çoğu, aşağı yukarı emziklerle aynı büyüklükte olan standart bir biberon memesine ağızlarını uydurabilirler; dolayısıy­la, emziğin boyutlarından çok, üstünde durul­ması gereken, arkasındaki plastik ağızlık bö­lümüdür.
    emzikYeni doğan bebeğinizin burnunu tıkama­ması için, emziğin arkasındaki plastik ağızlık bölümünün küçük olması gerekir. Ama be­beklik dönemini aşmış çocuğunuz için emzik alacaksanız, arkasındaki ağızlık bölümünün, olduğu gibi ağzına sokamayacağı, dolayısıyla da boğulmasına yoi açamayacağı kadar büyük olmasına dikkat edin. “Ortodontik” diye nitelendirilen emziklerin meme başları yassıdır; buna karşılık daha alı­şılmış çeşitlerin, başları yuvarlaktır. Ortodon­tik çeşitlerin dişetleri ve dişler için daha iyi olduğu ileri sürülmekle birlikte, bebeğinizin hangisini seçeceğini görmek için her ikisini de denemeniz daha doğru olur. Plastik ağızlığın biçimi, bebeğinizin değil, sizin seçiminize bağlıdır; bununla birlikte, hangisini seçerseniz seçin, havasızlıktan boğulmaya yol açmaması için, üstünde havalandırma delikleri bulunma­sına dikkat edin. Günümüzde emziklerin ağızlıkları çok çeşitli renklerde yapıldığından, geleneksel “erkekle­re mavi, kızlara pembe” formülü gibi sınırlan­dırmalar karşısında kalmazsınız. Fiyatlar ucuzdan çok pahalıya kadar değişir; ama unutmayın, daha pahalısı mutlaka daha iyi olanı demek değildir. Sözgelimi takırtılı sesler çı­karan fantezi süslemeleri olan bir emzik al­mak, hiç de iyi bir fikir değildir. Böyle bir em­zik alacak yerde, bebeğinize bir kaynana zırıltısı alın bari. Yapmanız gereken, bütçeni­ze en uygun çeşitten, bir değil üç emzik al­maktır. Ancak, onaylanmış güvenlik standart­larına uygun olmasına ve parçalarının birbi­rinden ayrılmamasına, bebeğin çiğneyerek parçalayamayacağı kadar sağlam olmasına dikkat edin.

    EMZİĞİN KULLANILMASI:
    Emziğin nerede, hasıl ve ne zaman kullanıla­cağı konusunda çok kesin kurallar yoktur. Bebeğinizin zevkine bağlı olduğundan, ne zaman isterse o zaman kullanın. Ama bazı temel noktalara uymayı da ihmal etmeyin. Yeni doğmuş bebeğinizin emziğinin, tıpkı biberon memeleri gibi, mikroptan arındırıl­ması gerekir. Biberonların mikroptan arındırılmasında yararlanmış olduğunuz yöntemleri, emziklerde de izleyin. Bebeğiniz parmaklarını -ve başka nesneleri- sık sık ağzına soktuğu yaşa geldiğinde, artık emzikleri mikroptan arındırmaya gerek kalmaz. Ama kuşkusuz, emziği yere düşünce, mutlaka iyice yıkadıktan sonra yeniden verin. Kullanılmayan emzikleri hep aynı kabın içinde tutmak, hem temiz kalmalarını sağlar, hem de bebeğiniz yaygarayı bastığında “emziğini nereye koymuştum?” diye dört bir yana koşuşturmaktan sizi kurtarır.

    EL ALTINDAKİ RAHATLATICI:
    emzik2Yalnızca bebeğiniz istediği zaman değil, biraz kafanızı dinlemek istediğiniz dakikalarda da ona emziğini verebilirsiniz; çünkü emzik, em­me içgüdüsünü doyurur. Yalnız unutmayın ki, emzik, bebeğinizin ağlamasını şıp diye kese­cek bir ağız tapası (!) değildir. Bebeğiniz aç olduğu, altı ıslak olduğu, üşüdüğü ya da ağrı duyduğu için ağlıyorsa, emziği ağzına verdiğinizde tükürüverecek ve ağlamasını sürdüre­cektir.
    Emziğin, bebeğinizin günlük yaşamını dü­zenlemenize de katkısı olur. Bebeğinizi uyutmak istediğiniz zaman ağzına emziğini ve­rirseniz, bunu uykuyla özdeşleştirmeye başlar ve günler ilerledikçe belirli bir uyku düzenine alışmaya koyulur. Bazı uzmanlar, emziklerin, bebeğin elleriyle bazı beceriler geliştirmesine de yardımcı ol­duğunu ileri sürmektedirler. Gerçekten de, bebeklerin emziklerine bağlanmaları, ağızla­rından düşürdüklerinde bulmak için beşik ya da yataklarındın çevresini yoklamalarına ve emziği yeniden ağızlarına sokmaya çalışma­larına yol açar. Bu tür bir uyarma, bebeği­nizin gelişmesinde önemli rol oynayabilir.

    BAZI KURALLAR:
    Emziğin kötü bir şey olduğu konusunda ileri sürülen nedenlerin hiçbiri, tam olarak kanıt­lanmamıştır. Dolayısıyla, bazı temel kurallara uyarak kullanmanız, sürekli ağzına tıkıştır­mak yerine, yorulduğu zaman yatıştırmak ve sıkıldığında rahatlatmak için vermeniz duru­munda, emzik çok yararlı olabilir. Dostların ve akrabaların dehşet verici öykülerinin etki­sinde kalmayın. Basit sağlık kurallarına uy­mak, eskiyen, yıpranan emzikleri yenileriyle değiştirmek koşuluyla, emzik kullanmaktan çekinmeniz gerekmez. Zaten, bu işte karar verecek en önemli kişi bebeğinizdir: Emzikten hoşlanıp hoşlanmadığını, kısa sürede belli edecektir. Bebeğinizin dört-beş yaşlarına geldiğinde, ağzında emziğiyle ortalıkta dolaşıyor olabile­ceği düşüncesinden dehşete düşebilirsiniz; ama gereksiz kaygılara kapılmayın. Çocuğu­nuz büyük bir olasılıkla bu yaşa gelmeden emziğinden vazgeçecektir. Ayrıca, unutmayın ki, büyümüş de ağzında hâlâ emzikle dolaşan tek bir yetişkin bile yoktur (!).

    EMZİKTEN VAZGEÇİRME HİLELERİ:
    Bebeğiniz biraz büyüdüğü halde emziksiz du­ramıyor, bu da canınızı sıkıyorsa, emzik kul­lanma süresini kısıtlayabilirsiniz. Ona yeni bir oyuncak uzatıp, karşılığında emziğini isteyin. Emzik istediği zaman, bir masal anlatarak ya da sevdiği bir meyve vererek, ilgisini başka bir yere çekin. Daha büyükçe çocuğunuza, bazı karşılaştırmalar yaparak, yuvada başka hiç kimsede emzik olmadığını anlatabilirsiniz: Ama sakın onu utandırmayın; yuvaya emzik­siz gitmeyi bir oyunmuş, yeni bir deneymiş gibi görmesine gayret edin. Böylece çocu­ğunuzun gün geçtikçe emziğe yalnızca yatma saatlerinde gereksinme duyacağı, daha sonra da hiç duymayacağı bir noktaya erişirsiniz. Dikkat etmeniz gereken şey, onu emzikten vazgeçirmek zorunda olduğunuz duygusuna kapılmamaktır. Unutmayın ki, küçük çocuklar olmadık şeyleri, sözgelimi bir battaniye par­çasını, eski bir oyuncağı, … ve bir emziği, gerçekten ayrılamayacakları bir şey haline ge­tirebilirler. Bunu dert etmeyin. Çocuğunuz geliştikçe, eski alışkanlıklarından ve bebeklik bağımlılıklarından kendiliğinden, ama yalnızca vakti geldiğinde, kendisi karar verdikten (bi­linçsizce) sonra, kurtulacaktır. Kaldı ki, hiç kimse çocuğunu artık büyüdü diye oyuncak ayısından “vazgeçirmeye” kalkışmaz. Olsa olsa çocuk, artık büyüdüğünden, sevgili oyuncağı­nı peşinde sürüklemek gereksinmesini, ken­diliğinden bırakır. Emzik emme rahatlığına ve alışkanlığına duyduğu gereksinmede de, aynı yolu izleyecektir.
  • Ev Hayvanları – Köpekler ve Kediler

    Ev Hayvanları – Köpekler ve Kediler

    Genellikle, küçük çocukları olan bir aile için, küçük ya da orta büyüklükte, sözgelimi in­giliz cocker spanyölü gibi bir köpek, en uygun seçimdir. Bunlar büyük köpekler kadar ürkü­tücü değillerdir; beslenmeleri daha az mas­raflıdır; ayrıca, genellikle ortalığa, temizlen­mesi gerekecek daha az kaka-çiş yaparlar. Yavru bir köpek almak istiyorsanız, her­hangi bir yavruyu alıp gitmeden önce, bütün yavrularla bir saat kadar geçirmeniz iyi olur: Aralarından birinin daha canlı olduğunu ve sizinle öbürlerinden daha çok ilgilendiğini göreceksiniz.
    KÖPEĞİNİZİN GEREKSİNMELERİ
    Bir yavru köpeği eve alıştırmak, belirli bir süre ister ve onu “temizlik” konusunda eğitirken, oldukça sıkıntı çekeceğinizi bilmeniz gerekir. Üstelik, bebeğinizin ya da küçük çocuğunu­zun köpeğin kakasını-çişini yaptığı yerden uzak durmasını öğrenmesi de zaman alacağı için, karşınıza bir sağlık sorunu da çıkacaktır. Zaten bir köpeğiniz varken doğum yaptıy­sanız, bebeğinizle hastaneden eve döndükten sonra, bazı sorunlarla karşılaşabilirsiniz. Bü­tün köpeklerde güçlü bir “kendilerine ait böl­ge” duygusu vardır; ayrıca, tümü sahiplerine son derece bağlıdırlar. Bu yüzden, köpeğini­zin, bebeğiniz yüzünden kendisiyle ilgilenilmediği, dışlandığı duygusuna kapılmamasına dik­kat etmeniz gerekir. Çünkü bu, ciddi bir so­runa dönüşebilir. En iyisi, bebeğinizi dünyaya getirmeden önce, eşinizle köpeğinizin gerek­sinmelerini konuşmanız, bebeğiniz bütün vak­tinizi alacağından ve sizi özellikle ilk hafta­larda çok yorgun düşüreceğinden, köpeğinize görmeye alıştığı ve gerçekten de gereksinme duyduğu özeni göstermeyi büyük ölçüde üst­lenmeye hazır olup olmadığını ona sormanızdır. Unutmayın, ne kadar küçük, neşeyle dört bir yana koşuşturuyor olsa da, bir köpeğin, tıpkı bebekler gibi, eğitilmesi gerekir. “Gir, çık, otur, yerine git” gibi buyrukları öğren­meli ve yerine getirmelidir. Bu da oldukça uzun süre ister ve zahmetli olabilir. Genel olarak söylemek gerekirse, evde zaten bir köpeğiniz yoksa, bebeğiniz küçük yaştayken, başka cins bir hayvan aramanız herhalde daha iyi olur. Eve küçük bir yavru köpek almak için, çocuğunuzun dört-beş yaş­larına gelmesini bekleyin. 0 yaşa gelince, kö­pekle nasıl uğraşılması gerektiğini daha çabuk küçük ve düşüncesiz bir ele bir iki tırmık ata­bilir; ama çoğunlukla, ev kedileri, bebek ya da küçük çocuk rahatsız edince, öfke tepkisi göstermek yerine, koşup uzaklaşmayı yeğler­ler.
    kopekPek çok kişi, kedilerin insana pek sokul­mayan, soğuk ve nedense nankör (!) hayvan­lar olduklarına inanır. Oysa bu nitelendir­meler, evcil kediler için hiç de doğru değildir. Bir yavru kediye gereken özeni gösterir, gerektiği gibi besler, sık sik kucağınıza alıp sırtını okşar, gırtlağını, kulaklarını kaşır, hafif hafif poposuna vurarak severseniz, zaman içinde sevgi dolu, sık sık kendiliğinden ku­cağınıza atlayan yetişkin bir kediye dönü­şeceğini görürsünüz.
    Böyle yetişmiş kediler, bebeğiniz ya da kü­çük çocuğunuz için çok büyük bir keyif kay­nağı olacaktır. Bir pingpong topunu yuvar­layarak arkasından sıçrayan kediyi seyretmek ya da kedinin peşinden kovalayacağı bir ipliği çekmek, onu dakikalarca eğlendirecektir
    Evdeki kedinizin bebeğe sıcak bir dost gibi davranmasını sağlamak, doğumdan sonra be­beğinizle hastaneden eve geldiğinizde, insan­lardan uzak kendi dünyasına çekilmesini ön­lemek, size bağlıdır. Buna karşılık, kediniz yoksa ve bebeğiniz 1-2 yaşına geldikten son­ra ona bir kedi yavrusu almak istiyorsanız, çocuğunuzun bazen çok rahatsız edici ola­bilecek ilgisini kabul edecek biçimde olgunlaş­masını sağlamak için, oldukça uzun bir süre çaba harcamanız gerekeceğini unutmamanız gerekir. Yavruyu pek fazla ilgilenmeden kendi başına büyümeye bırakmanız da bir yoldur kuşkusuz; ama böyle başına buyruk bir ev hayvanından, çocuğunuz pek fazla keyif ala­mayacaktır. Köpeklerde olduğu gibi, sözgelimi güzel bir Ankara kedisinden, çok zeki bir Siyam kedisi­ne ve her gün karşılaştığınız sokak kedilerine kadar, pek çok kedi ırkı vardır ve sıradan bir sokak kedisi yavrusu evde gereken ilgi gösterilerek büyütülürse, en pahalı ırktan bir ke­diden farksız keyif sağlar.
    Evde beslenecek hayvan olarak, kedi ve köpek tek seçenekler değildir; ama hareketli, sadık arkadaş zevkini en çok onlar verdikleri için, pek çok aile, kedi ya da köpek beslerler. Oysa, özellikle bebeklerin, başka yaratıkların yalnızca hareketlerinden ve seslerinden keyif alabildiklerini düşünürseniz, küçüğünüz için ev hayvanı seçerken, yelpazenizi genişletebi­lirsiniz.

    RENGÂRENK “HAREKETLER”
    Eviniz küçükse, kuşları da seviyorsanız, bir muhabbetkuşunun ya da kanaryanın, çok küçük bir bebeğin bile hoşuna gideceğini bilin. Unutmayın ki, kuşun yalnızca görünüşü bile bebeğinizi heyecanlandırıp, eğlendirebilir: Ka­feste yaşamak için yetiştirilen bu kuşlardan bazıları, çok parlak renkli ve çok hareket­lidirler; kafes içinde cıvıldayarak oradan oraya sıçrayışları, bebeğe büyük bir keyif verir. Kuşunuzu geniş bir kafese koyun; kafesin içinde ayna, küçük salıncaklar, basamaklı merdivenler olsun. Kafesi, bebeğinizin kuşu görebileceği ve işitebileceği bir yere asın. Balıklar da renkli ve seyredilmesi zevk ve­ren hayvanlardır. Küçük bir akvaryum, hattâ geleneksel kırmızı balık kavanozu, bebeğinize balığı seyretme, renk ve hareketlerinden ke­yif duyma olanağını sağlayacaktır. Ev hay­vanları satan dükkânlarda, olağanüstü renk ve biçimlerde, balıklar satılmaktadır. Bunlar, özellikle küçük dairelerde oturan aileler için, ideal ev hayvanlarıdır.
    ÇOCUĞUNUZUN İLK HAYVANLARI:
    kediÇocuğunuz, yürüyen ve konuşan bir insan olmak yolunda ilerlediği üçüncü yaş gününe yaklaştığı sırada, o güne kadar evde herhangi bir hayvan beslemediyseniz, tavşan, hamster, kobay gibi hayvanlar, hayvan beslemeyi öğ­renmek konusunda en iyi başlangıcı oluştu­rurlar. Küçük çocuklar için ev hayvanı olarak en büyük üstünlükleri, bakımlarının çok fazla zaman alıcı olmaması ve küçük bir hayvan ka­fesinde ya da kuş kafesinde, güvenli biçimde tutulabilmeîeridir. Üstelik bu hayvanlarla, çocuğunuzun yeni alınmış bir köpekle ya da ke­diyle başbaşa bir aradayken gerçekten gü­vende olup olmadığı konusundaki kaygıyı da duymazsınız. Bu hayvanlar için kolayca bir “bakım prog­ramı” geliştirebilirsiniz; çocuğunuz da bu programı kısa sürede öğrenerek, katılmak ve uygulamaktan zevk duyacaktır. Program ba­sittir: Hayvanlar her gün aynı saatte beslenir; ortalıkta sıçrayıp koşuşmaya bıraktığınız oyun zamanları belirlenir; aynı biçimde, kafesleri­nin temizlenmesi de düzenli aralıklarla yapılır. Küçüğünüz tavşanların peşinden koşuşturaca­ğı ya da onları minicik kucağına alacağı saat­lerden büyük keyif almasının yanı sıra, kafes­lerinin içindeki hareketlerini, kafeslerine yer­leştireceğiniz tekerlekler ve tünellerle oyna­malarını seyretmekten de çok hoşlanacaktır. Çocuğunuz bakım programına yardım et­mekten de büyük zevk duyacak, hayvanın bakımı ve sorumluluğu konusundaki temel kuralları kısa sürede benimseyecek, böylece bakımı biraz daha güç olan kendi köpeğine ve kedisine “sahip olacağı” büyük güne doğru, önemli bir adım atmış olacaktır.
    BAKIM VE SAĞLIK KORUMA:
    Hangi ev hayvanını seçerseniz seçin, ne tür sağlık koruma önlemleri almanız gerektiğini, eksiksiz biçimde öğrenmeniz gerekir. İnsan­lara hayvanlardan bulaşan hastalıklar vardır ve gerek çocuğunuzu, gerek kendinizi ve eşi­nizi bu hastalıklardan koruyabilmek için. hay­vanlarınızı temiz tutmanız son derece önemli­dir. Köpek dışkıları evin herhangi bir yerine yapılmışsa temizlenmeli ve naylon torbalara sarılarak çöpe atılmalı, sonra da yapıldıkları yer, mikroptan arındırılmış sıvıya batırılmış bir bezle iyice silinmelidir. Kediler, yapıları gereği, köpeklerden daha temiz hayvanlardır; ama evde içinde kakasını-çişini yapacağı içi kum ya da toprak dolu bir kap bulunduruyorsanız, bu kabın düzenli ara­lıklarla temizlenmesi, sık sık kumunun ya da toprağının değiştirilmesi, özellikle de, çocu­ğunuzun bundan uzak durmayı öğrenmesi gerekir. Tavşan kutusu, kobay kafesi, kuş ka­fesi, hayvanların rahatı için olduğu kadar, ai­lenizin sağlığı için de, düzenli olarak temizlen­meli ve havalandırmalıdır. Hayvanların ma­ma kapları boşalır boşalmaz temizlenmeli ve ailenin bulaşık kaplarından ayrı yıkanmalıdır. Bu arada, hayvanınızın su kabında hep gerekli miktarda su bulunmasına dikkat edin ve susa­mış ya da meraklı bir hayvanın araştırma yapmaya kalkışması olasılığına karşı, tuvaleti­nizin klozet kapağını hep kapalı tutun. Kedi, köpek gibi ev hayvanlarının, düzenli aralıklarla fırçalanmaları, taranmaları, son de­rece önemlidir; pirelerin ortalığa yayılma­sından sakınmak için, fırça ve tarakları titiz­likle temiz tutun; ayrıca köpeklerin, belirli aralıklarla yıkanmaları (neyse ki çoğu bundan hoşlanır) gerekir. Hangi hayvanı ya da kuşu seçmiş olursanız olun, alır almaz sağlık dene­timinden geçirmesi için hemen veterinere gö­türün. Ondan, hayvanın hangi aşıları ve iğne­leri olması gerektiğini -gerekiyorsa- ve genel bakımıyla ilgili bilgileri öğrenin. Kedi ya da köpek beslemeyi seçtiyseniz, veterinerinizin söyleyeceği aşıları zamanı geldikçe yaptırın.
    SEVME DERSLERİ:
    Her çocuk ev hayvanlarını sever ve anne-babasını izleyerek ev hayvanlarının bakım, şefkat, hattâ beslenmeleri bakımından, insan­lara bağımlı olduklarını öğrenir. Evde bir hay­van beslemek kuşkusuz biraz vaktinizi alır ve size ek bir iş çıkarır; ama öncelikle çocuğu­nuza, daha genel olarak da ailenize vereceği haz. bu zahmetinize değer. Bir çocuk ile bir köpek arasındaki arkadaşlığın neredeyse ken­diliğinden bir biçimde gelişerek, kopmaz bir bağa dönüştüğünü izlemek, son derece etki­leyicidir. Çocuğunuz büyüdükçe, evdeki hayvandan duyduğu keyfin yanı sıra. yaşamla ilgili pek çok şeyi -acıkma, susama kavramlarından, cinsellik kavramına kadar- onun dünyasından öğrenecektir. Ayrıca ev hayvanları, aile yaşa­mının pek çok yanına sevgi ve neşe katma­larının yanı sıra, çocukları, gelecekte aile dı­şındaki insanlarla kuracakları ilişki ve sorum­luluklara da hazırlarlar.
  • Ev hayvanları

    Yaşı ilerlemiş kişiler doğal dünyanın ne kadar ilgi çekici, şaşırtıcı bir yer oldu­ğunu unutmuş olabilirler; oysa küçük­ler, çevrelerinde gördükleri ve duydukları her sese, her şeye, özellikle de hayvanlara büyük ilgi duyarlar. Küçük çocukları olan her anne-baba, çocuklarının köpekleri ve kedileri ne kadar sevdiklerini, daha büyük çocuklarının da hayvanat bahçesine gitmekten ne kadar hoşlandıklarını söyleyebilir.

    Bir anne-babanın en keyif verici deneyim­lerden biri, başıboş bir köpek geçtiği sırada ya da ailenin kedisi tüylerini yalarken, bebek­lerinin yüzlerinde oluşan yoğun merak ve sevinci seyretmektir. Bu hayvanlar, çocuğun kendisinden ya da annesinden ve babasından son derece farklı bir biçimde yürüdükleri ve “konuştukları” için, küçük çocuğu deyim ye­rindeyse büyülerler.

    balikKüçük çocukların köpeklerine  bu dört ayaklı kafadara en iyi arkadaşları gibi davran­dıklarını, onlarla uzun “söyleşilere” giriştik­lerini, hattâ sırlarını onlarla paylaştıklarını he­men herkes bilirse de, bir hayvan besleme­nin, çocuklarda sevgi dolu bir özen duy­gusunu da geliştirdiğini bilenlerin sayısı çok daha azdır.

    İYİ BİR SEÇİM: Evde beslenen hayvanların, anne-babanın omuzlarındaki islere, hattâ aile bütçesine ek bir yük getirdiğini, ayrıca aile içinde bazı ra­hatsızlıklara ve tartışmalara yol açabileceğini her anne bilir. Ama çocuğunuza ve eşiniz ile size vereceği keyif, bir ev hayvanının yol açabileceği tatsızlıkların yanında, çok daha ağır basar. Bu yüzden, eve bir hayvan almaktan, sakın çekinmeyin. Ama, kendinize, evinize ve çocuğunuzun -ya da çocuklarınızın- yaşına en uygun hayvanı seçin.

    tavsanTıpkı insanlar gibi, her hayvanın da kendine özgü bir kişiliği vardır ve bazıları öbürle­rinden daha iyi huyludur. Sözgelimi, binlerce köpek ırkı vardır ve her ırkın bazı özellikleri, özel olarak geliştirilmiştir: Sivas Kangal köpeği gibi çoban köpeklerinin ve Alman kurt kö­peği gibi köpeklerin temel işlevlerinin bek­çilik, koruyuculuk olduğunu herkes bilir. Evi­niz için bir köpek seçmek istiyorsanız, bir ve­terinere ya da en yakın “Hayvanları Koruma Derneği”ne başvurup, çeşitli köpek ırklarının özellikleriyle ilgili bilgi edinmeniz yararlı olur.

  • Bebek Ölümü

    Ani bebek ölümü (beşik ölümü de de­nir) terimi, bütünüyle sağlıklı görünen bir bebeğin, genellikle karyolasında ya da beşiğinde, hattâ annesinin kucağın­da bulunduğu sırada, apansızın ölme­sini anlatan bir terimdir. Ölüm çocuk uyurken, bazen de karnı doyurulurken ya da oynadığı sırada gerçekleşebilir. Ama bütün durumlarda, hiçbir uyarıcı belirti ya da belirli bir neden olmadan, apansızın ortaya çıkar. Her bebek ya da küçük çocuğun ölümü zaten son derece acı verici olduğundan, beklen­meyen ve açıklanamayan bir ölüm, ai­leyi büsbütün perişan eden bir durum­dur.
    RİSK KARŞISINDAKİ BEBEKLER

    Ani bebek ölümü, küçük bebekler ara­sındaki ölümlerin en yaygınlarından bi­ridir. Her 500 bebekten birinin yaşa­mını yitirmesine yolaçar. Ani bebek ölümü en çok, dört haftalıktan başlaya­rak bir yaşına kadar olan bebeklerde, özellikle de iki-dört aylık olanlar ara­sında görülür. Erkek bebeklerde, bibe­ronla beslenen ikizlerde ve beden ağır­lıkları düşük olarak doğan bebeklerde, daha çok rastlanır. Görülme sıklığında sonbahar ve kış aylarında, çoğunlukla da yerel grip salgınları sırasında, artış görülür.

    BELİRTİLER

    Ani bebek ölümünün en şaşırtıcı yanlarından biri, gerçekleşeceği yolunda hiçbir uyarıcı belirti bulunmamasıdır: Ölen pek çok bebekte, önceden hiçbir belirti görülmemiştir. Bununla birlikte, bazı bebeklerde de, önceden bir soğuk algınlığı durumu, burun akması ve hafifçe yükselmiş bir ateş, çevreyle ilgi­sizlik, uyuşukluk, hafif bir solunum güçlüğü gibi belirtiler gözlenmiştir. Doğal olarak, bu belirtiler ciddi bir so­run bulunmadığı biçiminde yorumlan­mış, ama bebek apansızın, rahat rahat uyur gibi görünürken, oluvermiştir.

    NEDENLERİ:

    bebekolumuBir bebeğin herhangi bir neden olma­dan apansızın ölmesi durumunda, Batı ülkelerinin çoğunda, ölen bebeğin be­denini bir patoloji uzmanının ince­lemesi yasal bir zorunluluk haline ge­tirilmiş olduğundan, ani bebek ölüm­lerinin yaklaşık üçte birinde, ölüm ne­deni belirlenmektedir: Neden, daha önce teşhis edilememiş bir kalp bozuk­luğu gibi bir iç oluşum bozukluğu ya da farkına varılmamış bir enfeksiyon­dur. Bununla birlikte, belirtilerin büyük çoğunluğunda, otopside, ölüm nedeni belirlenememektedir. Bu acı olgu, gü­nümüzde hâlâ doktorların karşısına çı­kan en şaşırtıcı sorunlardan biridir ve bu gizemli ölümlerin nedenlerini bul­mak için araştırmalar, yoğun biçimde sürdürülmektedir.

    ENFEKSİYONLAR:

    Bir bebek doğduğu zaman, kan dola­şımında ona dölyatağında bulunduğu sırada annenin kan dolaşımından aktarılan çeşitli antikorlar bulunduğu için, enfeksiyonlara karşı yüksek bir direnci vardır. Ama, yaşamın ilk haftaları sıra­sında, bu antikorlar yavaş yavaş kay­bolur ve bebeğin kendi antikorlarını geliştirmesi de birkaç ayı bulur. Bu ne­denle, iki ile dört aylık arasında olduğu sırada, bebeğin antikorları en düşük düzeydedir; dolayısıyla da enfeksiyon­lara karşı en korunmasız olduğu dö­nem budur. Uzmanlar bu dönemde, bazı hafif virüs kökenli enfeksiyonların ya da bakteri kökenli enfeksiyonların, bebek üstünde, sonraki dönemlere oranla çok daha şiddetli etki yaptığını düşünmektedirler.

    NORMAL DIŞI BEDEN ISISI:

    Ani bebek ölümleri yazdan çok kış mevsiminde görüldüğünden, herhangi bir nedenden ötürü bebeğin beden ısı­sının düşmesinin, ani bebek ölümlerini kolaylaştırdığı düşünülebilir. Bununla birlikte, bebeklerin beden ısılarındaki değişiklikleri açıklamak yolundaki araştırmalar, riskin, ısının düşük olmak­tan çok, aşırı yüksek olduğu zaman (bebek ateşlendiği zaman) arttığını dü­şündürmektedir. Bu belirgin çelişkiyi uzmanlar, havanın soğumasıyla, anne-babaların bebeklerine fazladan giysiler giydirmeleri ve bebeklerini gerekenden çok daha sıcak bir odada tutmalarıyla açıklamaktadırlar. Bu sırada bebeği et­kileyen hafif bir enfeksiyon, beden ısısında bir yükselmeye neden olabilir ve bebek de fazladan örtülerle soğuk­tan aşırı biçimde korunmuş durumdaysa, ateş yükselmesi, karşı koyama­yacağı kadar hızlı olabilir.

    ALERJİLER:

    Ani bebek ölümleri, biberonla beslenen bebeklerde, emzirilen bebeklerden da­ha sık görülmektedir. Bunun nedeni­nin, bazı bebeklerde inek sütündeki proteine alerji oluşması, bu alerjinin de, solunum yollarının çalışma biçimin­de bir anormalliği başlatması olduğu ileri sürülmektedir: Bunun sonucunda, küçük bir mama damlası, mideye açı­lan yemek borusuna değil de soluk bo­rusuna kaçtığı zaman, solunum yollan tıkanabilir. Bu kuram, laboratuvar hayvanları üstünde denenmişse de, ani bebek ölümlerinden alerji tepkilerinin ne ölçüde sorumlu olduğu, henüz be­lirlenememiştir.

    SOLUNUM SORUNLARI:

    Yakın dönemde, uzmanlar arasında ani bebek ölümüne, apnenin (solunumun bir süre durması) yol açtığı görüşü ağır basmaktadır. Pek çok insan, bebekler gibi yetişkinler de, derin uykunun bazı aşamalarında, birkaç saniye sürebilen apne dönemleri geçirir. Genellikle, bu durum, o kişinin derin bir soluk alma­sıyla sona erer ve sonra normal ritimli solunum sürer. Ama bebeklerde beyin­deki istemsiz solunumu denetleyen merkezde bir olgunlaşmama kusuru bulunması, normal solunum düzeninin yeniden başlamasını engelleyebilir. Bununla birlikte, bebeklerdeki apne nöbetlerinin sayısı ile ani bebek ölümü riski arasındaki oran, henüz açıklığa kavuşturulamamıştır. Çoğunlukla ap­ne, yani solunum durması geçiren bir çocuk, bu sorunla pekâlâ başa çıkabilir ve mutlaka daha büyük bir risk altında olması gerekmez.

    KORUNMA:

    Ani bebek ölümü, aydınlatılamamış pek çok nedeni bulunabileceğinden, bebeğin en iyi bakım gördüğü durum­larda bile gerçekleşebilir. Bununla bir­likte, olasılıkları azaltmak için çeşitli sağduyu önlemleri alınabilir. Bebeğinize ek antikorlar sağlayacağı, aynı zamanda da bir alerjinin gelişmesi riskini önleyeceği için, onu elden gel­diğince kendi sütünüzle beslemeye ça­lışın. Bebeğinizin odasında sıcaklığın hiç­bir zaman çok sıcak ya da çok soğuk olmamasını denetleyebilmek için bir termometre bulundurun: İlk bir ay bi­raz daha sıcak (22 °C-24 °C) olmasının gerekmesi dışında, odanın sıcaklığı hep 18°C-20°C arasında olmalıdır. Bebeği­nizin yatak takımlarının sıcak tutucu olmasına, ama aşırı sıcak tutucu olma­masına dikkat edin. Bu önlemlere uy­manıza karşın, bebeğinizin herhangi bir nedenle ateşinin yükseldiğini farkettiğiniz anda, doktoruna başvurun.

  • Patchwork (Yamalı Bohça) Yatak Örtüsü

    Patchwork (Yamalı Bohça) Yatak Örtüsü

    Bu güzel yatak örtüsü çocuğunuzun karyolasında ya da yatağının üstünde çok güzel duracaktır. Üstelik yapılması çok kolaydır ve arta kalmış kumaş parçalarını değerlendirmenizi sağlar.

    Anneannelerimizin “yamalı bohça”,  batılılarınsa “patchwork” dedikleri, arta kalmış kumaş parçalarından, eskimiş giysi, perde, vb. kumaş eşyanın sağlam kal­mış yerlerinden yararlanılarak hazırlanan ör­tüler, günümüzde yeniden moda olmakta. Üstelik bu harika yatak örtüsünü yapmak, dikiş-nakış işinde uzman olmanızı gerektirmez.


    pacRENKLERİN SEÇİMİ

    Artmış kumaş parçaları kullanılacak olmakla birlikte, ideal olan, kullanılan kumaşların renk ve desen bakımından birbirleriyle kaynaşma­larıdır. Sözgelimi, beyaz zemin üstünde, açık yeşil merkezli kabartma şekiller (rozetler) oluşturan çiçek desenli kumaşlar karışımı kul­lanabilirsiniz. İnce şerit çizgili kumaşlar, patchwork örtü yapımına çok elverişlidir. Ama düz renklere de bağlı kalabilirsiniz. Sözgelimi, soluk pembe zemin üstünde, uçuk mavi ve leylak rengi gibi geleneksel pastel renkleri tercih edebilirsiniz. Ayrıca, daha canlı renkler de isteyebilirsiniz: Gerçekten çarpıcı bir etki elde etmek için, mavi zemin üstünde kırmızı, mor, yeşil ve sarı düşünülebilir. Yal­nız, yumuşak oldukları, kolay dikilebildikleri ve ütülenebildikleri için, hep pamuklu ya da pamuklu-polyester karışımı kumaşlar seçin.

  • Sayı Kartları

    Gözahcı renklerde boyanmış çeşitli şekillerin bulunduğu kartlarla, iskambil kâğıtlarıyla oyunlar oynamak hem eğlencelidir, hem de çocuğunuzun sayıları ve resimlerin çağrıştırdıkları şeyleri anlamasına yardımcı olur. Kartlar, basit malzemelerden evde kolayca ve ucuza yapılabilir.

    Çeşitli boylarda keseceğiniz kartonlar üs­tünde resimler yaparak, çocuğunuzla birçok değişik oyun oynamada kullana­bilirsiniz; bu oyunlar çocuğunuzun nes­neler arasındaki çeşitli ilişkileri kavramasına ve sayı kavramını geliştirmesine yardımcı olurlar.

    Sözgelimi, bütün atları ya da bütün kırmızı renklileri bir araya toplayarak, kart­ları kümelere ayırma alıştırması yapabilir.

    DİZİLER YAPMAK

    sayikartlariKarton parçalan üstüne ayrı renklerde 5’er araba, kayık, çocuk, at, uçak, ev, vb. şekiller çizip, boyadıktan sonra çocuğunuzdan, üçer tane olmak koşuluyla hangi nesneden ya da renkten olursa olsun, üçerli kümeler yapmasını isteyerek, sayı ilişkileri alıştırması yapın. Sonra, bir ekleyerek, her kümeyi dörderli. Daha sonra da beşerli hale getirmesini isteyin.

    Aynı işler için bir deste iskambil kâğıdından da yararlanabilirsiniz. Kâğıtları sırtları alta gelecek biçimde masaya dizip, çocuğunuzun karoları bir araya, kupaları bir araya, maçala­rı bir araya, sinekleri bir araya getirerek dört küme oluşturmasını sağlayın.

    Bunu becerme­ye başlayınca, desteyi yeniden karıştırıp, bu kez bütün papazları, valeleri ve kızları 3 kü­me yapmasını isteyin. Sonraki aşamalarda, ona her sayıyı gösterip, l’lileri, 5’lileri, 10′ lıları vb. kümelendirmesini öğretebilirsiniz.

    sayikartlari2Küçük çocukların en çok sevdiği kart oyunlarında biri, yukarda sözünü ettiğimiz, üstünde çeşitli renklerde şekillerin bulunduğu kartlardır. İşe, üstünde araba, kayık, uçak, bebek, ev ve at bulunan kartları kümelendirme­sini söyleyerek başlayın.

    Sonra işi biraz daha karmaşıklaştırıp, her birinde aynı renkten bir araba, bir uçak, bir ev, bir at, bir bebek, bir kayık bulunan kümeler yapmasını isteyebilir­siniz. Böylece hem sayı kavramıyla, hem de kartların üstündeki resimlerin çağrıştırdıkları kavramlarla tanışacaktır.

  • Bebeklerde Gaz Çıkarma ve Ağızdan Mama Gelmesi

    BEBEĞİN GAZINI ÇIKARMA
    Gazını çıkarma, bebeğin emme sırasında ya da biberon verilmeden önce ağlarken yutmuş olduğu havayı çıkarmasını sağlar. Çıkarılma­yan hava, bebeğinizi rahatsız edip, sancılan­masına, ağlamasına yol açar.
    Gazını çıkarırken, bebeğinizin sırtına elini­zin içiyle hafif hafif vurun ya da sırtını hafif hafif bastırarak yukardan aşağı sıvazlayın. Bütün anne ve babaların yakından tanıdığı, sizin de kolayca öğreneceğiniz küçük “gurk” seslerinin çıkması, gazını çıkardığını gösterir.
    BEBEĞİN AĞZINDAN MAMA GELMESİ
    Gaz çıkarırlarken, bebeklerin çoğu bir ya da iki ağız dolusu mama çıkarırlar. Başlangıçta ürkütücü olmakla birlikte, bunun zararı yok­tur. Bazı anneler bundan kaygılanırlar; çünkü çıkan mama, kesilmiş süt görünüşü ve kıvamındadır; ama bunun nedeni, sindirimin bi­rinci aşamasında, mide asidinin mamayı etki­lemiş olmasıdır.
    bebeklerdegaz

    Bebeğinizin ağzından sık sık ve fazla mik­tarda kesilmiş sütü andırır mama geliyorsa, emziğin deliğini kontrol edin. Çok büyükse, bebek gereğinden hızlı biçimde, fazla miktar­da mama emiyordur, çok darsa, zorlayarak emmek zorunda olduğu için, önemli ölçüde hava yutuyordur.
    Ağzından bir ya da iki ağız dolusundan fazlası geliyorsa ya da düzenli bi­çimde her beslemeden sonra geliyorsa, dok­toruna danışın.
  • Bebeklere Biberon Nasıl Verilmeli?

    Bebeğinizin acıktığını belirttiği her zaman ona biberon vermeniz yanlış değildir; çok geçmeden emme düzenini anlayacaksınız. İlk zamanlarda, belki her 3 ya da 4 saatte bir biberon is­teyecektir. Bebeğe meme vermede önemli olan şeyler, örneğin emzirirken onunla konuşmak, ona gülümsemek, hoşlandığı sesler çıkarmak, ok­şamak, biberonla beslemede de geçerlidir. Bebeğiniz yüzünüzü -ya da babasının yüzünü-görebilir, sesinizi ayırt eder ve çevresindeki dün­yayı çabucak fark eder; bu nedenle, besleme süresini, onun için zevkli ve huzur verici bir deneyim haline getirin. Sırtınızı rahatça dayayacağınız bir iskemle ya da koltuğa oturun ve bebeğinizi kolunuzun dirseğinin iç yanına alın; başını kolunuzla des­tekleyin. Bebeğiniz hafifçe dik oturur durum­da olmalı ve sıkıca karnınıza yaslanmalıdır: Tam sırtüstü yatar halde olmamasına özen gösterin.

    biberon

    TEKNİK

    Biberonu, emzik hep mamayla dolu olacak şekilde tutarak ağzına, dilinin üstüne yer­leştirin; çok geriye gitmemesine dikkat edin. Aralıklarla hafifçe geri çekip, bebeğinizin din­lenmesine olanak verin. Bebekler çoğunlukla biberonun emziğini eme eme yassıltırlar; bu da emziğin içinin ha­vasız kalmasına neden olur ve mama gelmez. Böyle olursa, biberonu bebeğin ağzından çe­kip çıkarın, gene sokun. Birkaç emmeden sonra, bebeğiniz, biberonun emziğini ara sıra bırakmayı öğrenecektir. Bebeklerin çoğu, istedikleri miktarı, yak­laşık 20 dakika içinde emerler. Çocuğunuz bundan çok daha yavaş emiyorsa, hekiminizle Bu durumu konuşun. Emzirmenin ortasında, bebeğinizi öbür kolunuza geçirin. Bu, hem bebeğinize yeni bir görüş alanı sağlayacak, hem de kolunuzu dinlendirecektir. Hava yutmuş olduğunu düşü­nüyorsanız, bebeğinizin gazını çıkartmak için de iyi bir zamandır. Biberonu bebeğin ağzından çıkarmak için. emziğini dikkatle, fakat sağlam bir şekilde çekin; bebeğiniz de şişeyi bırakacaktır. Emziği bırakmazsa, emmeyi kesmesi için. küçük par­mağınızı ağzının kenarından içeri kaydırın

  • ÇİKOLATALI MUS

    ÇİKOLATALI MUS

    Malzemeler

    400 GR BİTTER ÇİKOLATA
    KAKAOLU MONTİGNAC ÇİKOLATASI
    8 YUMURTA
    1/2 BARDAK ROM
    4 TATLI KAŞIĞI NESKAFE

    YAPILIŞI

    Çikolatayı parça parça bölün bir küçük tencereye koyun. İçi ne yarım bardak çok koyu neskafe ve romu koyun. Bu küçük tencereyi içinde sıcak su olan büyük bir tencerey oturtup, ateşe koyun ve karıştırarak çikolataları eritin. Yumurtanın sarıları ile beyazlarını ayırın. Beyazlarına bir tutam tuz serpip çırpın ve sıkı bir köpük yapın. Çikolatayı ılıtın ve bir büyük kâseye koyun. Buna çırpılmış yumurta sarılarını karıştırarak ilave edin. Sonra kaşık kaşıi ve dikkatlice yumurta aklarını yedirin. Bir sıkı köpük olam dek işleme devam edin. Kâsenizi 5 saat buzdolabında beklet­tikten sonra servis yapın.

    Öneriler

    Muş’unuza güzel bir koku vermek için portakal kabuğu ren­desi de kullanabilirsiniz.

    ÇİKOLATALI MUS